Ve-iżâ-lbihâru fuccirat
Denizler kaynayıp fışkırtıldığı zaman,
Denizler yarılıp akıtıldığı vakit,
İnfitâr Suresi'nin 3. ayeti, kıyamet alametlerinden biri olan denizlerin durumunu tasvir etmektedir. Ayet, 'denizler' ve 'kaynaşmak/patlamak' kavramları üzerinden, kozmik düzenin bozulmasını ve dünyanın sonuna dair ürkütücü bir tabloyu gözler önüne serer.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'bahr' kelimesini geniş su kütlesi olarak tanımlar ve 'bahr'ın 'berr'in zıddı olduğunu belirtir. Ayetteki 'el-bihâr' (denizler) ifadesi, kıyamet gününde mevcut düzenin bozulmasıyla birlikte, denizlerin alışılagelmiş hallerini yitireceklerini, sularının birbirine karışacağını veya taşacağını ima eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'bahr' kelimesinin genişliği ve derinliği ifade ettiğini belirtir. Ayetteki çoğul kullanımı olan 'el-bihâr', tüm denizlerin bu kozmik dönüşümden etkileneceğini, sularının birbirine karışarak tek bir su kütlesi haline geleceğini veya taşarak yeryüzünü kaplayacağını anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki kozmolojik tasvirlerde 'deniz' kavramının genellikle Allah'ın kudretinin ve yaratılışının bir göstergesi olarak yer aldığını belirtir. Ancak İnfitâr Suresi'ndeki bu kullanım, kıyamet senaryosunda bu düzenin bozulmasıyla denizlerin de kendi doğal hallerini yitirerek, dünyanın sonuna dair dehşet verici bir alamet haline geldiğini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'fecr' kökünden türeyen 'fücciret' kelimesini 'patlatıldı, yarıldı, akıtıldı' şeklinde açıklar. Ayetteki 'el-bihâru fücciret' ifadesi, denizlerin sularının birbirine karışarak tek bir deniz haline gelmesi veya yeryüzünü kaplayacak şekilde taşması anlamında kullanılmıştır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'fücciret' kelimesini 'patlatıldı, akıtıldı' olarak yorumlar. Bu bağlamda, denizlerin sularının setlerinin yıkılarak birbirine karışması, tatlı ve tuzlu suların ayrımının ortadan kalkması veya yeryüzüne yayılarak taşması mecazını taşır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'fecr' kelimesinin 'yarmak, açmak' anlamından geldiğini ve 'fücciret'in ise 'şiddetle akıtılmak, patlatılmak' manasına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, denizlerin sularının birbirine karışarak tek bir su kütlesi haline gelmesi veya yeryüzünü kaplayacak şekilde taşması, yani mevcut düzenlerinin bozulması anlamındadır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'fecr' kökünün temel anlamının 'yarmak, ayırmak' olduğunu ve 'tefciir' babının ise 'şiddetle akıtmak, patlatmak' anlamını kazandığını belirtir. Ayetteki 'fücciret' kelimesi, denizlerin sularının birbirine karışarak tek bir su kütlesi haline gelmesi veya taşması gibi, kıyamet gününde meydana gelecek büyük kozmik değişimi ve düzenin bozulmasını ifade eder.
Namaz Sûreleri (Cilt 1)
Terzibaba - Necdet Ardıç
وَاِذَا الْبِحَارُ فُجِّرَتْ
~ ~ ~
(82/3) - Ve izel bihâru fuccirat.
(82/3) - Denizler kaynayıp fışkırtıldığı zaman,
Akşam ki sûre-i şerifte de aynı âyet vardı. Denizler kaynaştığı vakit. Bu ne demek oluyor? Denizler kaynaştığı vakit. Yine kıyamet vaktinde dünya üzerinde fiili olarak zâhir olacak hâdiselerden birisidir. Denizlerin altında dünyanın içinde, hani kaynayan sular var ya, kaynaklar işte onlar sarsıntıyla birlikte denizlerin içine girmeye başlayacak. Mağma tabakası, ateş tabakası denizin içine doğru geldiğinde. O ateş o suları kaynatacaktır .
Zâhirde böyle olduğu gibi, bize daha çok lâzım olanı bilindiği gibi bizim beden denizimizin kaynamasıdır. Bizim bedenimizin dört ana unsurdan meydana geldiğini biliyoruz?
Bunun bir tanesi de su’dur, işte bedenimizdeki su
unsuru kaynamaya başladığı vakit. Ve bu su ahlâkının bizde kaynamaya başladığı vakit. Su’nun özellikleri var ya, onlar (hayat ve ilimdir) insânın üzerinde o su ahlâkının kaynamaya başladığı vakit. Kaynadığı zaman ne oluyor? Üzerinden safrası gidiyor, kaynatıyorlar hani madenleri kaynatıyorlar ya, curuf üste kalıyor, öz madeni altta kalıyor. İşte suyun kaynatılıp, fazla olanları gidince bize öz olanı, lâzım olanı kalıyor. Mevzulara yabancı olanlar olabilir. Kısaca bahsedelim. İnsânın yapısı genelde dört maddeden meydana gelmektedir. Toprak en alttaki ağır olanı. Onun üstündeki su. onun üstündeki ateş. Onun üstündeki de havadır . Biz bunlardan meydana gelmişiz. İşte burada bahsettikleri zâhiren dış denizler olduğu gibi, bâtınen de bizdeki su deryaları su denizleridir. Ahirete giderken bedenin fiziki hayat suyu kendi aslına giderken, bâtıni karşılığı olan ilâh-i hayat ve ilim de kendi asli deryasına muhabbetle kaynayıp fışkırarak gider.