Mutaffifîn Sûresi 33. Âyet
المطففين
Vemâ ursilû ‘aleyhim hâfizîn(e)
Halbuki onlar, mü'minlerin başına bekçi olarak gönderilmemişlerdi.
Oysa onlar müminler üzerine bekçi olarak gönderilmemişlerdi.
Bu ayet, inananlara karşı müşriklerin tutumunu ele alırken, müşriklerin inananlar üzerinde bir denetim veya koruma yetkisine sahip olmadıklarını vurgulamaktadır. Ayet, 'göndermek' ve 'korumak/gözetmek' fiilleri üzerinden bu yetkisizliği dilbilimsel olarak ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'irsâl' kelimesinin 'bir şeyi bir yöne doğru salıvermek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ürsilû' (gönderildiler) ifadesi, müşriklerin inananlar üzerine bir otorite veya gözetmen olarak tayin edilmediklerini, yani bu göreve Allah tarafından gönderilmediklerini açıkça ortaya koyar. Bu, onların inananlar üzerindeki iddialarının temelsizliğini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'irsâl' kelimesini 'göndermek' olarak açıklar ve Kur'an'daki kullanımlarının genellikle bir elçilik veya belirli bir görevle ilgili olduğunu belirtir. Bu ayetteki kullanımı, müşriklerin inananlar üzerinde herhangi bir 'elçilik' veya 'gözetmenlik' göreviyle gönderilmediklerini, dolayısıyla bu konuda bir yetkilerinin olmadığını mecazi bir dille ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'risâlet' ve 'irsâl' kavramlarının Kur'an'da genellikle ilahi bir görevlendirme ve mesaj iletimi bağlamında kullanıldığını vurgular. Ayetteki olumsuz kullanım ('gönderilmediler'), müşriklerin inananlar üzerinde ilahi bir yetkiye sahip olmadıklarını, dolayısıyla onların imanlarını yargılama veya denetleme hakkına sahip olmadıklarını semantik olarak güçlendirir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'alâ' harf-i cerrinin 'istîlâ' (üstün gelme, hakim olma) ve 'istikrâr' (yerleşme, sabit olma) anlamları taşıdığını belirtir. Ayetteki 'aleyhim' ifadesi, müşriklerin inananlar üzerinde bir üstünlük, otorite veya denetim kurma yetkisine sahip olmadıklarını, bu tür bir konumun onlara verilmediğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'alâ' edatının bazen 'lehine' bazen de 'aleyhine' anlamında kullanıldığını açıklar. Bu ayetteki 'aleyhim' (onların üzerine/aleyhine) ifadesi, müşriklerin inananlar üzerinde bir 'gözcü' veya 'koruyucu' olarak gönderilmediklerini, yani inananların aleyhine bir yetkiyle donatılmadıklarını belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hıfz' kelimesinin 'bir şeyi zayi olmaktan korumak, gözetmek' anlamına geldiğini belirtir. 'Hâfizîn' ise bu işi yapan kişilerdir. Ayetteki kullanımı, müşriklerin inananların imanlarını, amellerini veya genel durumlarını koruma, gözetme veya denetleme gibi bir görevle gönderilmediklerini ifade eder. Bu, onların inananlar üzerindeki yargılayıcı tutumlarının geçersizliğini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'hâfiz' kelimesini 'muhafız, koruyucu' olarak açıklar. Ayetteki 'hâfizîn' ifadesi, müşriklerin inananların davranışlarını, inançlarını veya genel hallerini denetlemek, kaydetmek veya onlardan sorumlu olmak gibi bir görevle görevlendirilmediklerini belirtir. Bu, onların inananlar üzerindeki yetkisizliğini pekiştirir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'hıfz' kökünün Kur'an'da hem maddi hem de manevi koruma, gözetim ve ezberleme anlamlarında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'hâfizîn' kelimesi, müşriklerin inananların imanlarını veya amellerini 'koruma' veya 'denetleme' gibi bir yetkiye sahip olmadıklarını, dolayısıyla onların bu konudaki iddialarının temelsiz olduğunu semantik olarak ortaya koyar.
Mutaffifîn Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Oysa onlar müminler üzerine bekçi olarak gönderilmemişlerdi.“ (83/33)
Bu âyeti kerimede “hâfız” ile insanın sağ ve sol omuzlarında bulunan hafaza meleklerine atıf vardır.
Her meleğin bir görevi vardır. Bu gün sizler için Hafaza Melekleri ve Kiramen Katibin denilen Melekler’den bahsedeceğiz. Bu Meleklere Hafaza melekleri veya koruyucu Meleklerde Denir. Bunlar hadisin beyanıyla hafaza melekleridir ki, kulları onlara gelebilecek kötülüklerden muhafaza ederler.
Melekler nûr unsurundan hallk edildiği için, onları katı bir madde gibi düşünmemek gerekir. Bedenimizin her tarafında basıncı olan havanın durumundan daha hafif, daha nûranî, daha şeffaf ve daha gizlidir. Allah en doğrusu bilindir.
HAFAZA MELEKLERİ:
İnsanın melekler ile münasebeti sadece doğumla değil, daha doğmadan hatta anne rahmine düşmeden başlar. İnsanın sağ ve sol omuzlarında bulunan hafaza melekleri insanın günah ve sevaplarını kaydederler.
Koruyucu melekler, her insanın hayır (iyi) ve şer (kötü) işlerini yazan; ikisi gece, ikisi gündüz gelen ve kötülüklerden ve cinlerden koruyan melekler. Bunlara Kirâmen kâtibîn melekleri diyenler olduğu gibi, onlardan başka olduğunu söyleyenler de olmuştur. (Bkz. Kirâmen Kâtibîn) Hafaza melekleri, insandan yalnız cimâda ve helâda ayrılırlar. (İmâm-ı Birgivî, Kâdızâde) Hafaza melekleri, sağ ve sol tarafta bulunan melekler Allah katında değerli, şereflidir. Kul helâ, cimâ, banyo gibi avret mahallerinin açılmasına sebep olacak hallerde olunca bu melekler geçici olarak ayrılır.
Hz. Peygamber (s.a.s) “Sizden hela ve cima hali hariç ayrılmayan Kirâmen Kâtibine saygı gösterin. İçinizden biri banyo yaptığında bir bez parçası ile avret mahallini örtsün” Hz. Ali (r.a) da şöyle buyuru: “Avret mahalli açık olduğu melek kişiye yaklaşmaz” “Örtüsüz hamama girilince iki meleği kişiye lanet eder” (Kurtubî, el-Câmîi-Ahkâmi’l Kûrân, XIX, 248).[65]
Ayrıca sağda olan amir konumundaki melek iyi olan halleri hemen kayda alır. Solda olan ise kötü olan fiilleri kayda almak istediği zaman, sağdaki melek tarafından hemen yazmaması konusunda uyarılır. İkindi vakti hafaza meleklerinin nöbet değişim vaktidir. İkindi vakti girince bu kötü fiil için tevbe edilmişse kayda alınmadan silinir. Ama bu kötü fiilden pişmanlık duyulmamışsa ve tevbe edilmemişse günah olarak kayda girer.
Bahse konu olan taifenin Cenâb-ı Hakk tarafından bu görev üzerine gönderilmediği ve kendi kendinize niye gelin güvey olupta iman ehline tan ediyorsunuz diye uyarısı vardır.
Âyetin baş tarafında bulunan “ ma ursilu” gönderilmediler de, “ma” olumsuzluk edatı olarak kullanılmıştır. “Ursilu” “Gönderme –İrsal etme - Resül etme – Başta bulunan Elif’in ötre ile okunmasıdır. Burada toptan, topluca göndermeye işaret vardır. Vahidiyet mertebesi olan Ayân-ı sabite hakîkatleri ile herhangi bir bu konuda hakikat bilgisi ile gönderilmedikleri, bu vasıfların üzerlerinde olmadığı bildirilmiştir.
فَالْيَوْمَ الَّذِينَ آمَنُواْ مِنَ الْكُفَّارِ يَضْحَكُونَ {المطففين/34}
“Felyevmellezîne âmenû minel kuffârı yadhakûn.“