Beli-lleżîne keferû yukeżżibûn(e)
Daha doğrusu, inkar edenler (Kur'an'ı) yalanlıyorlar.
Aksine o nankörler yalanlıyorlar.
İnşikâk Suresi'nin 22. ayeti, inkarcıların temel vasfını, yani hakikati yalanlamalarını vurgulamaktadır. Ayet, 'bel' edatıyla önceki ifadeden bir dönüş yaparak, inkarcıların durumunu net bir şekilde ortaya koyar ve onların yalanlama eylemini şimdiki zaman kipiyle ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'küfr' kelimesinin aslının bir şeyi örtmek olduğunu belirtir. Ayetteki 'keferû' ifadesi, Allah'ın varlığına ve birliğine dair delilleri, peygamberlerin getirdiği hakikatleri örtbas etme, gizleme ve dolayısıyla inkar etme anlamında kullanılmıştır. Bu, sadece inanmamak değil, aynı zamanda bilerek ve isteyerek hakikati reddetme eylemini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'küfr' kavramını Kur'an'ın temel kavramlarından biri olarak ele alır ve onu 'şükr'ün zıddı olarak konumlandırır. Ona göre 'küfr', Allah'ın lütuflarını ve ayetlerini görmezden gelmek, onlara karşı nankörlük etmek ve bu nankörlükle birlikte hakikati reddetmektir. Ayetteki 'keferû' fiili, bu reddedişin ve nankörlüğün bir sonucu olarak ortaya çıkan inkar eylemini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'küfr' kelimesinin mecazi kullanımlarına değinirken, ayetteki 'keferû' fiilinin, Allah'ın gönderdiği peygamberi ve onun getirdiği mesajı yalanlama, ona inanmama anlamında kullanıldığını belirtir. Bu bağlamda, inkarcıların peygamberin tebliğ ettiği hakikatleri kabul etmeyip, onları reddetme durumları ifade edilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kezib' (yalan) kelimesinin hakikatin zıddı olduğunu ifade eder. 'Yükezzibûne' fiili, inkarcıların sadece inanmamakla kalmayıp, aynı zamanda Allah'ın ayetlerini, peygamberin sözlerini ve ahiret gerçeğini açıkça yalanlama, doğru olmadığını iddia etme eylemini sürdürdüklerini gösterir. Bu, pasif bir inkar değil, aktif bir reddediştir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'yükezzibûne' fiilinin, peygamberin getirdiği vahyi ve ahiret gününü inkar etme, yalanlama anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki bu ifade, inkarcıların, kendilerine sunulan açık delillere rağmen, ısrarla hakikati yalanlamaya devam ettiklerini ve bu durumun onların temel karakteristiği olduğunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'kezibe' fiilinin Kur'an'daki kullanımlarını incelerken, 'yükezzibûne' formunun, genellikle Allah'ın ayetlerini, peygamberleri veya ahiret gününü yalanlama bağlamında geçtiğini belirtir. Ayetteki bu kullanım, inkarcıların, kendilerine tebliğ edilen ilahi mesajı ve onun içerdiği gerçekleri bilinçli olarak reddetme ve yalanlama tavrını açıkça ortaya koyar.
İnşikâk Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Hattâ o küfr edenler tekzîb ederler (yalanlar)“ (84/22)
Aksine hakk’tan perdeli olanlar, Kûr’ân-ı ve onun taşıyıcısı hamele-i Kûr’ân olan İnsân-ı Kamil’i yalanlarlar.
Bir gün efendimiz (s.a.v.)e, ebu cehil gelip kendisine sen bizi birbirimize düşürdün, evlâtlarımızdan ayırdın vs… gibi çeşitli kelimeler sarf etmiş ve içindeki kini kusmuş. Efendimiz (s.a.v.) doğru söyledin Ya ebu cehil demiş. Bu sırada Ebu Bekir Sıddık efendimiz de Resülûllah efendimizin yanına gelerek onu güzel sözler ile övmüş ve yüceltmiş. Efendimiz (s.a.v.) doğru söyledin Ya Ebu Bekir demiş. Bu hâli gören sahabiler bu nasıl iş Ya Resülûllah! Her ikiside senin hakkında tezat şeyler söyledi ama sen her ikisini de doğru söyledin diye tastik ettin demişler. Efendimiz (s.a.v.) ben bir aynayım kim hangi vasıfta ise kendini görür ve tarif eder diye bildirmiştir.
Bazı meallerde küfr-nankör olarak çevrilmiş. Nan-kör yapılan iyi işi ve Nan ekmek olması sebebi ile yediği ekmeği görmeyip kör olup, inkar edene, münkirlik yapana söylenen bir sözdür. Ekmek mâ’nâ, ana gıdadır bu gıda da Kelime-i Tevhid gıdasıdır. Şirk ehli zâhir ve bâtın Tevhid hakîkatini inkar eder ve yalanlarlar.
Mecnun ağaca hep “Leyla” ismini kazırmış. Niye kendi ismini “Leyla” nın yazmadığına soranlara Leyla ismi ile o kadar hemdem olduğunu zaten “Leyla” ismini okuyanların arkasından “Mecnun” isminin aklına geldiğini ifade etmiştir. Kelime-i Tevhidde öyledir. “Lâ İlâhe İllâ Allah”, denilince zaten ardından hatıra “Muhammeden Resülûllah” gelir.
İşte efendimiz (s.a.v)’in “ümmetimin gizli şirkinden korkarım” dediği gibi, zâhiren şirk ehli olanlar onu “Abdullah’ın yetimi Muhammed olarak görürler. Gizli şirk ehli ise mir’ac dönüşü bana bakan Hakk’ı görür dediği gibi Muhammed aynasından “HU”yu görmezler. Ve hakîkatine vakıf olmazlar-olamazlar. Muhyiddin Arabi hazretlerinin dediği gibi “Huu deyip te Huu olmayan yok olsun.” Üç türlü küfr ehi vardır.
1- Batının yaptığı gibi inadı ve inkarından küfr edip yalanlayanlar.
2- Doğunun müslüman halkıdır ki, gafletinden benlik perdesi hakikati örtüp gizlerlr.
3. İrfan ehlidir, kendilerinde bulunan Hakk’ı beden perdesi ile örtüp ağyardan gizlerler. Bir nevi bu da bir tekzip etmedir. Gayriye nasıl doğruyu söylesin. İşin içinde Mansur gibi “Ene’l Hakk” deyip, kelle vermek vardır. Bu yolda nice başlar kesilir soran olmaz…
Kıyamazsan başa cana
Uzak dur girme meydana
Bu meydanda nice başlar
Kesilir hiç soran olmaz![60]
وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا يُوعُونَ {الإنشقاق/23}
“Vallâhu a’lemu bimâ yû’ûn“