Fe-emmâ men ûtiye kitâbehu biyemînih(i)
Kime kitabı sağından verilirse,
O vakit kitabı sağ eline verilen,
Bu ayet, kıyamet gününde amel defterinin sağdan verilmesiyle ilişkilendirilen kolay hesap ve sevinçli dönüşü tasvir etmektedir. Temel kavramlar, 'verilme', 'amel defteri', 'sağ el' ve 'kolay hesap' etrafında şekillenmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'أتى' fiilinin bir şeye ulaşmak, gelmek veya bir şeyi vermek anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'أُوتِيَ' (verildi) pasif formuyla, amel defterinin Allah tarafından veya görevli melekler aracılığıyla kişiye teslim edilmesini ifade eder. Bu, kişinin kendi çabasıyla değil, ilahi bir takdirle gerçekleşen bir eylemdir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'أُوتِيَ' fiilinin mecazi olarak bir şeye nail olmak, elde etmek anlamında kullanılabileceğini ima eder. Burada amel defterinin verilmesi, kişinin dünyadaki amellerinin bir sonucuna ulaşması ve onu elde etmesi olarak yorumlanabilir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'kitâb' kelimesinin Kur'an'da farklı anlamlarda kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'kitâb', kişinin dünyada yaptığı her şeyin yazıldığı, kaydedildiği amel defteridir. Bu defter, kıyamet günü hesap için ortaya konulacaktır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'kitâb'ın yazılı olan her şey için kullanıldığını ve Kur'an'da özellikle ilahi vahiyleri veya kaderi ifade edebileceğini belirtir. Bu bağlamda, 'kitâb' kişinin kaderini ve amellerini içeren, ilahi bir kayıt olarak anlaşılmalıdır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'kitâb' kavramının Kur'an'da sadece yazılı bir metin olmanın ötesinde, ilahi bir kayıt ve kaderin tecellisi anlamını taşıdığını vurgular. Bu ayetteki 'kitâb', bireyin tüm yaşamının bir özeti ve ahiretteki akıbetini belirleyecek olan nihai belgedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'yemîn' kelimesinin hem sağ el hem de bereket, uğur ve güç anlamlarına geldiğini açıklar. Kur'an'da sağ elden verilme, genellikle hayır, kurtuluş ve cennet ehli olma alameti olarak kullanılır. Bu, kişinin amellerinin salih olduğunu ve Allah katında kabul gördüğünü gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'yemîn'in Arap dilinde güç ve üstünlük anlamı taşıdığını belirtir. Amel defterinin sağdan verilmesi, kişinin ahiretteki konumunun güçlü ve üstün olacağına, yani kurtuluşa ereceğine işaret eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'yemîn' kavramının Kur'an'da sadece fiziksel bir yönü değil, aynı zamanda sembolik bir değeri olduğunu ifade eder. Sağ el, genellikle iyilik, bereket, güç ve kurtuluşla ilişkilendirilirken, sol el bunun zıttı anlamlara gelir. Bu ayetteki 'biyemînihî', kişinin cennetliklerden olduğunu ve kolay bir hesaba tabi tutulacağını müjdeler.
İnşikâk Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Kime kitabı sağından verilirse,“ (84/7)
“Fe” artık, o zaman, bu zaman hangi “men” kimlik bunun farkında ise O’nun kitabı “Hu kitabı” sağ tarafından yani sağ tarafından Akl-ı küll tarafından nefsi küllüne yani üretkenliğine verilmektir. Ve bu kitab bu dünya hayatında ilmi olarak yazıldığı gibi, ahrette ayni olarak karşısına çıkacaktır.
Yemin, Nasıl ki Cenâbı Hakk Mûsâ (a.s) sağ tarafından seslenmiştir.
فَلَمَّا أَتَاهَا نُودِي مِن شَاطِئِ الْوَادِي الْأَيْمَنِ فِي الْبُقْعَةِ الْمُبَارَكَةِ مِنَ الشَّجَرَةِ أَن يَا مُوسَى إِنِّي أَنَا اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ {القصص/30}
(Fe lemmâ etâhâ nûdiye min şâtııl vâdil eymeni fîl buk’atil mubâreketi mineş şecerati en yâ mûsâ innî enallâhu rabbul âlemîn.)
(28/30) “Böylece oraya geldiği zaman vadinin sağ tarafından, mübarek yerdeki ağaçtan nida edildi: "Ey Mûsâ! Muhakkak ki Ben, âlemlerin Rabbi Allah'ım."
Burası dıştan fiili bir tecelli ile olan hakikâti Mûseviyye’nin yani Mûsâ (a.s.)’a peygamberliğin indirilmeye başladığı ilk yerdir.
Her birerlerimizde bu hâdisenin oluşması bu hakikâtlerin idrâk edilmesine bağlıdır, tabî ki Mûsâ (a.s.) gibi bize de ağaçtan bir nida gelecek değildir ancak kendi bireysel hakikâtimizde bunun açılması gerekmektedir. Mübarek yerdeki ağaçtan murat âlem ağacıdır. Cenâb-ı Hakk (c.c) âlemin her bir yerinden bizlere seslenebilir, tabî herkese kendi bulunduğu mertebesinden seslenir, Mûsâ (a.s.)’a seslendiği mertebede “kelimullah” mertebesidir. Kelâm ise kulağa hitâp etmektedir yani bu mertebe göze hitâp eden görüş mertebesi değildir. Bizlerde hakîkati ilâhîyyeyi kendi varlıklarımızda duymaya başladığımız zaman Mûsâ (a.s.)’a olan tecelli bizlere de bu tecelli bulunduğumuz yere göre daha yüksek bir taraftan yani sağ taraftan olmaktadır.
Ağaç hükmünde olan bireysel varlığımızdan Cenâb-ı Hakk (c.c) bize seslenmekte ve bu ağacın yandığı yer ise gönül âleminin ışımasıdır. Gönül âlemimizden gelen bu ışığa doğru gidersek bu ışık bize yolumuzu gösteriyor ve bu sözleri de duyabiliriz.
“inni” ve “enallahu” olarak iki defa vurgu yapılması, birisi batıni mâ’nâda ahadiyyet mertebesi olarak “inni” ifâdesidir, “ennallahu” ise uluhiyyet mertebesinden olan ifâdedir.[34]
Resülullah (s.a.v) Efendimiz , “Nefesi Rahmaninin kokusunu Yemen Canibinden duyuyorum”. Yani Rahmaniyetin Hu olarak tenfis edildiği sağ taraf-aklı küll tarafından alıyorum buyurmuştur.
Rububiyet ve Rahmaniyet mertebesinden ifade edilen bu hakikatler ile irfan ehli “Hu” olan kitaplarını bu dünya hayatında alıp ölmeden evvel ölmenin hazzını yaşayıp Hu ile “Huu” olmaktadırlar.
Bu işi anlamayan zâhir ehlide zikir ehlini tenkid edip “Huu”cular diye yafta yapıştırmaktadırlar. Aslında bu bir tenkid değil, Cenâb-ı Hakk tarafından kendilerine yaptırılan bir tasdiktir. İnat ile gafletlerinden haberleri yoktur.
فَسَوْفَ يُحَاسَبُ حِسَابًا يَسِيرًا {الإنشقاق/8}
“Fe sevfe yuhâsebu hısâben yesîrâ.“