Vemâ huve bil-hezl(i)
O, boş bir söz değildir.
O asla bir şaka değildir.
Târık Suresi'nin 14. ayeti, Kur'an'ın ciddiyetini ve hakikatini vurgulayarak, onun boş bir eğlence veya oyun olmadığını ifade eder. Ayet, 'hezel' kavramı üzerinden Kur'an'ın ilahi mesajının ağırlığını ve önemini ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hüve' zamirinin genellikle gaip (üçüncü şahıs) için kullanıldığını belirtir. Bu ayette ise, önceki ayetlerde bahsedilen Kur'an'a atıfta bulunarak, onun ilahi bir kelam olduğunu ve ciddiyetini pekiştirdiğini ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, zamirlerin, kendisinden önce zikredilen veya bağlamdan anlaşılan bir şeye işaret ettiğini açıklar. Burada 'hüve' zamiri, Kur'an'ın kendisi olup, onun 'hezel' olmadığını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'hezel' kelimesini 'oyun, eğlence, ciddiyetten uzak söz' olarak açıklar. Ayetteki kullanımıyla Kur'an'ın, insanların boş vakit geçirmek için okuduğu veya dinlediği bir şey olmadığını, aksine ciddi ve hakikat dolu bir mesaj olduğunu belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'hezel' kelimesinin mecazi olarak 'ciddiyetin zıttı' anlamında kullanıldığını ifade eder. Bu ayette Kur'an'ın, insanları eğlendirmek veya oyalamak için değil, onlara doğru yolu göstermek ve ciddi hakikatleri bildirmek için indirildiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hezel'i 'ciddiyetin zıttı olan söz veya fiil' olarak tanımlar. Kur'an'ın 'hezel' olmaması, onun her bir kelimesinin ve ayetinin derin bir anlam taşıdığını, boş ve faydasız olmadığını, aksine insanlığın kurtuluşu için ciddi bir rehber olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'hezel' kavramının Kur'an'da 'ciddiyet' (cidd) kavramının karşıtı olarak kullanıldığını belirtir. Bu ayette Kur'an'ın 'hezel' olmaması, onun ilahi bir mesaj olarak mutlak bir ciddiyet ve hakikat taşıdığını, asla bir oyun veya eğlence unsuru olmadığını vurgular.
Târık Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
O asla bir şaka değildir. (86/14)
Hüve (O) yani Zât-ın kavli-sözü olan كُن فَيَكُونُ “Kün Fe Yekün” şaka değildir. Zât’tan ayrı olmayan ciddi bir sözdür.
Hezl sözlükte; şaka, mizah, latife, alay ve eğlence dir.
Mevlânâ hazretleri nükteli anlattığı hikayeleri sen onları latife-şaka zannetme ciddin ciddidir. Demektedir.
Hakk’ın sözünü şaka-latife olarak kabul edenleri sizin aranızda yaptığınız şaka veya haşa eşşek şakası tazrı şeylere benzemez. Bu söz yani “Ol” demesi ile zaten olmuş ve bitmiştir. “Latife” değil “Latif” halleri ve sırları bizlere açmaktadır.
Hezl edebiyatta ne anlama geliyor?
Sözlükte "şaka, latife yapmak, eğlenmek" mânasına gelen Arapça hezl kelimesi "şaka, mizah, latife, alay ve eğlence" anlamlarında isim olarak da kullanılır. Aynı kökten gelen hüzâle de bu mânadadır. Ebû Abdullah İbnü'l-A'râbî'nin, kelimenin sözlük anlamını açıklarken "sert sözün yumuşak ve rahat bir biçimde ifade edilmesi, sözün değişik anlatım tarzlarıyla dile getirilmesi" şeklinde verdiği mâna (Lisânü'l-ʿArab, "hzl" md.) hezlin terim anlamına yakındır. Yeni bazı Arapça sözlüklerde bu kavram hezlî (çoğulu hezliyyât, hezeliyyât) terimiyle karşılanmıştır (Muhammed Altuncî, II, 873).
Hezl kelimesi Kur'ân-ı Kerîm'de bir yerde geçmekte ve burada ilâhî kitabın hak ile bâtılı, doğru ile yanlışı birbirinden ayıran gerçek ve ciddi bir söz olduğu, şaka ve mizah (hezl) olmadığı belirtilmektedir (et-Târık 86/13-14). Âyette, şaka ve mizah ifade eden sözlerin kesin hüküm bildiren bir niteliğe sahip olamayacağına işaret vardır. Hezl kelimesi birçok hadiste karşıtı olan cid ile birlikte yer almaktadır (meselâ bk. Müsned, I, 410; İbn Mâce, "Ṭalâḳ", 9; Ebû Dâvûd, "Ṭalâḳ", 9; Tirmizî, "Ṭalâḳ", 9).
ARAP EDEBİYATI. Belâgat âlimlerine göre mânaya güzellik veren bedîî sanatlardan sayılan hezlin temel amacı mizah üslûbuyla ciddi bir hususu pekiştirmek olduğundan şaka, latife ve mizahla karışık halde bulunur. Bundan dolayı eski kaynaklarda türün adı, aynı zamanda edebî tanımı olan "el-hezlü'llezî yürâdü bihi'l-cid" veya "el-hezl fî ma'riżi'l-cid" (ciddiyet amaçlı hezl) şeklinde geçer. Hezlin bu çeşidinin edebî bir sanat kabul edilerek belâgat kitaplarında ele alınmasına karşılık ciddiyet amacı taşımayan hezl ve şaka söz konusu edilmemiştir.[161]
Araplar, Kûr’ân-ı Kerim nuzül olduğu tarih ve coğrafyada edebiyat ve şiir alanın beliğ ve ileriydiler. Kendilerin hezl-şaka yapmış olduğu gibi bu yazılanların yazdıklarına benzer olmadığı şeklinde uyarılmaktadır. Onların yazdığı hayali-vekimi ve nefis kaynaklı, Zâtın kavli ise Hakikat’in ta kendisi Hakk’ı batıldan ayıran sözdür.
إِنَّهُمْ يَكِيدُونَ كَيْدًا {الطارق/15}
“İnnehum yekîdûne keydâ(n)”