Lâ yezâlu bunyânuhumu-lleżî benev rîbeten fî kulûbihim illâ en tekatta'a kulûbuhum(k) va(A)llâhu ‘alîmun hakîm(un)
Kurmuş oldukları binaları, (ölüp de) kalpleri paramparça olmadıkça yüreklerinde sürekli bir kuşku olarak kalmaya devam edecektir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Onların kurmuş oldukları bu türlü binalar, kalpleri parça parça olmadıkça, kalblerinde bir nifak düğümü olup kalacaktır. Allah, alîmdir, hakîmdir.
Tevbe Suresi 110. ayet, münafıkların inşa ettiği mescidin kalplerinde sürekli bir şüphe ve huzursuzluk kaynağı olacağını, bu durumun kalpleri parçalanıncaya kadar süreceğini vurgular. Ayet, Allah'ın ilim ve hikmet sahibi olduğunu belirterek bu durumun kaçınılmazlığını ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): بناء (binâ) kelimesi, bir şeyi üst üste koyarak yükseltmek ve sağlamlaştırmak anlamına gelir. Ayetteki 'bünyânuhum' ifadesi, münafıkların kurduğu ve görünüşte bir ibadethane olan, ancak gerçekte fesat ve şüphe üzerine kurulu yapıyı, yani Mescid-i Dırar'ı temsil eder. Bu yapı, dışarıdan sağlam görünse de içsel olarak çürük bir temele sahiptir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'bünyânuhum' ifadesini, onların yaptıkları bina olarak açıklar. Burada bina, sadece fiziksel bir yapı değil, aynı zamanda münafıkların kurduğu düzenin ve niyetlerinin bir sembolüdür. Ayetteki kullanımıyla, bu bina, kalplerdeki şüphenin somutlaşmış halidir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Rîbe (ريبة), kalpteki şüphe ve tereddüt anlamına gelir. İbn Kuteybe'ye göre, bu kelime, bir şeyin doğruluğundan emin olmama halini ifade eder. Ayetteki 'rîbeten fî kulûbihim' ifadesi, münafıkların inşa ettiği mescidin, kalplerinde sürekli bir şüphe ve huzursuzluk kaynağı olmaya devam edeceğini belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'rayb' (ريب) kavramını, Kur'an'da genellikle inançla ilgili bir şüphe, bir tür zihinsel huzursuzluk olarak ele alır. Ayetteki 'rîbe', münafıkların kalplerindeki inançsızlığın ve ikiyüzlülüğün bir yansıması olarak, yaptıkları eylemin kendileri için bile bir içsel çatışma ve şüphe kaynağı olacağını gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'rayb' kelimesinin, kalpteki şüphe, tereddüt ve endişe anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki bağlamda, münafıkların kurduğu mescidin, onların kalplerinde sürekli bir şüphe ve huzursuzluk yaratacağını, bu durumun onların iç dünyalarını kemireceğini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kat' (قطع) kelimesi, bir şeyi ayırmak, kesmek anlamına gelir. 'Takat'ta' (تقطع) ise, şiddetli bir şekilde parçalanmak, dağılmak demektir. Ayetteki 'en tekatta'a kulûbuhum' ifadesi, münafıkların kalplerinin, yaşadıkları şüphe ve azap nedeniyle adeta parçalanacak derecede büyük bir sıkıntıya düşeceğini mecazi olarak anlatır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'takat'ta' fiilinin, bir şeyin şiddetli bir şekilde ayrılması veya parçalanması anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, münafıkların kalplerinin, işledikleri günahlar ve taşıdıkları şüpheler yüzünden içsel olarak büyük bir azap ve sıkıntıya düşeceğini, bu durumun onların sonunu getireceğini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İlm (علم), bir şeyin hakikatini idrak etmek anlamına gelir. 'Alîm' (عليم) ise, her şeyi en ince ayrıntısına kadar bilen, ilmi sonsuz olan Allah'ın sıfatıdır. Ayetteki 'Vallahu Alîmun' ifadesi, Allah'ın münafıkların niyetlerini, kalplerindeki şüpheyi ve yaptıkları her şeyi bildiğini vurgular, bu bilginin onların akıbetini belirleyeceğine işaret eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'ilm'i, bir şeyin hakikatini kuşatan bilgi olarak tanımlar. 'Alîm' sıfatı, Allah'ın geçmişi, şimdiyi ve geleceği, görüneni ve görünmeyeni, açık ve gizli her şeyi eksiksiz bildiğini ifade eder. Bu bağlamda, Allah'ın münafıkların kalplerindeki şüpheyi ve yaptıkları fesadı bildiği ve buna göre hüküm vereceği anlaşılır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hikmet (حكمة), bir şeyi en doğru ve yerli yerinde yapmak, ilim ve akılla doğru kararlar vermek anlamına gelir. 'Hakîm' (حكيم) ise, her şeyi hikmetle yaratan, her hükmü adaletli ve yerinde olan Allah'ın sıfatıdır. Ayetteki 'Hakîmun' ifadesi, Allah'ın münafıkların durumuna ilişkin hükmünün, onların kalplerindeki şüphe ve fesadın sonucunun, tam bir hikmet ve adaletle gerçekleşeceğini belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'hakîm' kelimesinin, Allah'ın her şeyi yerli yerince yapan, her işinde bir gaye ve maksat bulunan, hüküm ve karar verme yetkisine sahip olduğunu ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'Hakîm' sıfatı, münafıkların akıbetinin, Allah'ın sonsuz ilmi ve hikmeti doğrultusunda, adil ve kaçınılmaz bir şekilde gerçekleşeceğini vurgular.
Tevbe Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Lâ yezâlu bunyânuhumu-llezî benev rîbeten fî kulûbihim illâ en tekatta’a kulûbuhum va(A)llâhu alîmun hakîm(un) Kurmuş oldukları binaları, (ölüp de) kalpleri paramparça olmadıkça yüreklerinde sürekli bir kuşku olarak kalmaya devam edecektir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (9/110)