Efemen essese bunyânehu ‘alâ takvâ mina(A)llâhi veridvânin ḣayrun em men essese bunyânehu ‘alâ şefâ curufin hârin fenhâra bihi fî nâri cehennem(e)(k) va(A)llâhu lâ yehdî-lkavme-zzâlimîn(e)
Binasını takva (Allah'a karşı gelmekten sakınmak) ve O'nun rızasını kazanmak temeli üzerine kuran kimse mi daha hayırlıdır, yoksa binasını çökmeye yüz tutmuş bir yarın kenarına kurup, onunla birlikte kendisi de cehennem ateşine yuvarlanan kimse mi? Allah, zalimler topluluğunu doğru yola erdirmez.
O halde binasını Allah korkusu ve Allah rızası üzerine kurmuş olan mı hayırlıdır, yoksa binasını yıkılmak üzere olan bir uçurumun kenarına kurup da onunla birlikte cehenneme yuvarlanan mı daha hayırlı? Allah, zalimler güruhunu hidayete erdirmez.
Bu ayet, iki farklı temel üzerine inşa edilen yapıları metaforik olarak karşılaştırarak, takva ve rızaya dayalı bir yaşam ile zulüm ve çürük bir temel üzerine kurulu bir yaşam arasındaki farkı vurgular. Anahtar kavramlar, sağlam ve çürük temellerin yanı sıra, bu temellerin sonuçlarını ve Allah'ın hidayet prensibini dilbilimsel olarak derinlemesine incelemektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'esese' fiilini bir şeyin aslını, temelini koymak olarak açıklar. Ayetteki 'esese bünyanehu' ifadesi, kişinin hayatını veya amellerini hangi temel üzerine kurduğunu, yani niyetini ve dayanağını ifade eder. Bu, sadece fiziksel bir yapı inşa etmekten öte, manevi bir temel oluşturmayı simgeler.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, bu tür ifadeleri mecazi anlamda değerlendirir. 'Esese bünyanehu' ifadesi, kişinin dinî ve ahlaki duruşunu, inançlarını ve amellerini üzerine bina ettiği temeli mecazi olarak anlatır. Ayetteki bağlamda, bu temel ya sağlam (takva ve rıdvan) ya da çürük (şefa curufin har) olabilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'takva' kelimesini bir şeyi zararlı şeylerden korumak anlamındaki 'vikaye' kökünden türetir. Allah'a karşı takva ise, kişinin kendini Allah'ın azabından, O'na isyan etmekten korumasıdır. Ayetteki 'takva minallahi' ifadesi, Allah'ın rızasını kazanmak ve azabından sakınmak üzere bir temel oluşturmayı ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, takvayı Kur'an'ın merkezi kavramlarından biri olarak ele alır ve onu 'Allah'a karşı sorumluluk bilinci' olarak tanımlar. Bu bilinç, kişinin tüm eylemlerini Allah'ın hoşnutluğunu gözeterek yapmasını sağlar. Ayetteki 'takva' kavramı, bir yapının sağlamlığını ve değerini belirleyen temel ahlaki ve dini ilkeyi temsil eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, takvayı 'Allah'ın emirlerine sarılmak ve yasaklarından kaçınmak suretiyle nefsi korumak' olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, bu, kişinin hayatını ve amellerini Allah'ın rızasına uygun bir şekilde inşa etmesi, yani sağlam bir manevi temel üzerine kurması anlamına gelir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'rıdvan' kelimesini 'rıza' kökünden türetir ve Allah'ın kullarından razı olması, onlara hoşnutluk göstermesi olarak açıklar. Ayetteki 'rıdvanin' ifadesi, kişinin amellerini ve hayatını Allah'ın hoşnutluğunu kazanma gayesiyle inşa etmesi gerektiğini vurgular. Bu, takva ile birlikte sağlam bir temelin iki ana unsurundan biridir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'rıdvan'ı Allah'ın kullarına olan lütfu ve onlardan razı olması olarak belirtir. Ayetteki bağlamda, bu, kişinin Allah'ın rızasını hedefleyerek yaptığı her eylemin, inşa ettiği yapının sağlamlığını ve ebedi değerini artırdığını gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'şefa' kelimesini bir şeyin kenarı, kıyısı olarak açıklar. Ayetteki 'şefa curufin har' ifadesinde, 'şefa', uçurumun kenarı, düşmek üzere olan bir yerin kıyısı anlamında kullanılmıştır. Bu, sağlam olmayan, yıkılmaya yüz tutmuş bir temeli mecazi olarak ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'şefa' kelimesinin burada mecazi bir anlam taşıdığını belirtir. Bir yapının 'şefa curufin har' üzerine kurulması, o yapının sağlam bir temele sahip olmadığını, her an yıkılmaya mahkum olduğunu simgeler. Bu, kişinin amellerini ve hayatını çürük, dayanıksız bir temel üzerine kurmasını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'curuf' kelimesini selin aşındırdığı, kenarı çökmeye hazır dik yamaç olarak tanımlar. Ayetteki 'şefa curufin har' ifadesinde, 'curuf', sağlam olmayan, her an yıkılabilecek bir zemini temsil eder. Bu, kişinin amellerini dayandırdığı temelin ne kadar zayıf ve tehlikeli olduğunu gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'curuf' kelimesinin 'selin toprağı alıp götürmesi' anlamındaki kökten geldiğini belirtir. Bu, temelin aşınmış, zayıflamış ve yıkılmaya hazır olduğunu vurgular. Ayetteki kullanımı, kişinin hayatını ve amellerini sağlam olmayan, geçici ve aldatıcı değerler üzerine kurmasını mecazi olarak ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'har' kelimesini 'yıkılmaya yüz tutmuş, çökmeye hazır' olarak açıklar. Ayetteki 'curufin har' ifadesi, uçurumun kenarının zaten zayıf ve çökmeye hazır olduğunu belirtir. Bu, kişinin amellerini üzerine kurduğu temelin ne kadar güvensiz ve sonunun hüsran olacağını gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'har' kelimesinin 'çökme, yıkılma' anlamındaki kökten geldiğini ve bir şeyin zayıflığını, dayanıksızlığını ifade ettiğini belirtir. Ayetteki bağlamda, bu, kişinin hayatını ve amellerini dayandırdığı temelin çürük ve yıkılmaya mahkum olduğunu, dolayısıyla kendisinin de onunla birlikte helak olacağını simgeler.
Tevbe Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Efemen essese bunyânehu alâ takvâ mina(A)llâhi veridvânin hayrun em men essese bunyânehu alâ şefâ curufin hârin fenhâra bihi fî nâri cehennem(e) va(A)llâhu lâ yehdî-lkavme-zzâlimîn(e) Binasını takva (Allah’a karşı gelmekten sakınmak) ve O’nun rızasını kazanmak temeli üzerine kuran kimse mi daha hayırlıdır, yoksa binasını çökmeye yüz tutmuş bir yarın kenarına kurup, onunla birlikte kendisi de cehennem ateşine yuvarlanan kimse mi? Allah, zalimler topluluğunu doğru yola erdirmez. (9/109)
Takva sayısal değeri;
“Te: 400” “Kaf:100” “Vav: 6” “Ye:10” dur. Toplasak (400+100+6+10= 516) 5+1+6= 12 dir.
(12) Hakikat-i Muhammediyedir. Binasını takva üzere kurmak. Namaz-ı Takva üzere ve mir’ac olan namazı (12) mertebe olarak bina etmektir. Kelime-i Tevhid “La ilâhe İlllâ Allah” 12 harf ve mertebe üzeredir. Bu mu hayırlıdır?
Bina ettiği hayat namazı ki bu dünya hayatında kaldığımız vakit (an) zâhir ve bâtın iki rekatlı namazdan ibarettttir. Nefsani, hayali ve vehimi bir uçurum kenarına kurulan namaz mı? Daha hayırlıdır. Tabii denebilir ki, namazın tadili erkanı, rükünleri vardır. Bunun harici ne namazından bahsediyorsun. Bu saçmalık, mantıklı ve tutarlı değildir.
Hani hatırlarsak gezi olaylarında taksimde duran adam eylemi vardı… “Dur Rabbin Namazda” buna şeklen benzesede nefsi emarenin emride olduğundan kendi rablerine ibadet halinde bir duruştur. Yoksa bu tür kendi rablerine yapılan, bina edilen ibadet mi?