Lâ tekum fîhi ebedâ(en)(c) lemescidun ussise ‘alâ-ttakvâ min evveli yevmin ehakku en tekûme fîh(i)(c) fîhi ricâlun yuhibbûne en yetetahherû(c) va(A)llâhu yuhibbu-lmuttahhirîn(e)
Onun içinde asla namaz kılma. İlk günden temeli takva (Allah'a karşı gelmekten sakınmak) üzerine kurulan mescit (Kuba mescidi), içinde namaz kılmana elbette daha layıktır. Orada temizlenmeyi seven adamlar vardır. Allah da tertemiz olanları sever.
O mescit içinde sen kesinlikle namaza durma. Ta ilk gününde temeli takva üzerine kurulan mescit elbette içinde namaz kılmana daha layıktır. Onun içinde günahlarından arınmayı seven kişiler vardır. Allah da arınmış, ak pak olmuş olanları sever.
Bu ayet, münafıklar tarafından inşa edilen Mescid-i Dırar'a karşı, takva temeli üzerine kurulan mescidin üstünlüğünü vurgulamakta ve Allah'ın arınmayı seven kullarını övmektedir. Ayet, takva, mescid ve taharet kavramları üzerinden manevi temizliğin ve samimiyetin önemini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'k-v-m' kökünün asıl anlamının 'dik durmak, ayakta durmak' olduğunu belirtir. Ayetteki 'لَا تَقُمْ فِيهِ' ifadesi, Mescid-i Dırar'da namaz kılmak veya orada bulunmak fiilini yasaklamaktadır. 'أَحَقُّ أَن تَقُومَ فِيهِ' ise, takva mescidinde bu fiili gerçekleştirmenin daha layık olduğunu ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'k-v-m' fiilinin Kur'an'da farklı mecazî anlamlarda kullanıldığını belirtir. Buradaki 'تقم' fiili, 'orada ikamet etme, orada namaz kılma' anlamında mecazî olarak kullanılmıştır. Mescid-i Dırar'da bulunmanın veya orada ibadet etmenin caiz olmadığını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'mescid' kelimesinin 'secde' kökünden türediğini ve secde edilen yer anlamına geldiğini belirtir. Ayette iki farklı mescidden bahsedilmekte; biri münafıkların kurduğu 'Mescid-i Dırar', diğeri ise 'takva' üzerine kurulan mesciddir. Bu ayrım, mescidin sadece fiziksel bir yapıdan ibaret olmadığını, aynı zamanda niyet ve temelinin önemini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'mescid' kelimesinin 'secde' fiilinin ism-i mekânı olduğunu ve Allah'a ibadet edilen her yer için kullanılabileceğini ifade eder. Ayetteki 'لَّمَسْجِدٌ أُسِّسَ عَلَى ٱلتَّقْوَىٰ' ifadesi, mescidin kuruluş amacının ve temelinin takva olması gerektiğini vurgulayarak, ibadet mekanının manevi değerini öne çıkarır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'takva' kavramını Kur'an'ın merkezi ahlaki kavramlarından biri olarak ele alır. 'V-k-y' kökünden türeyen takva, 'korunma, sakınma' anlamlarına gelir. Ayette 'أُسِّسَ عَلَى ٱلتَّقْوَىٰ' ifadesi, mescidin temelinin Allah'tan korkma ve O'nun rızasını gözetme üzerine atıldığını, dolayısıyla bu mescidin manevi değerinin yüksek olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'takva'nın asıl anlamının 'bir şeyi zararlı şeylerden korumak' olduğunu belirtir. Dini bağlamda ise, nefsi günahlardan korumak ve Allah'ın azabından sakınmak anlamına gelir. Ayetteki kullanımı, bir mescidin kuruluşunun temelinde takvanın bulunmasının, o mescidi diğerinden üstün kıldığını ve Allah katındaki değerini artırdığını gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, takvayı 'Allah'ın emirlerine uyup yasaklarından kaçınarak O'nun azabından korunmak' olarak tanımlar. Ayetteki 'takva üzerine kurulan mescid' ifadesi, bu mescidin amacının Allah'a itaat ve O'nun rızasını kazanmak olduğunu, dolayısıyla münafıkların kurduğu mescidin aksine, samimi bir niyetle inşa edildiğini vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 't-h-r' kökünün hem maddi hem de manevi temizliği ifade ettiğini belirtir. 'يتطهروا' fiili, tefa'ul babından gelerek 'kendini temizlemeye çalışmak, arınmak istemek' anlamını taşır. Ayetteki 'يُحِبُّونَ أَن يَتَطَهَّرُوا۟' ifadesi, o mescidde bulunanların sadece maddi temizliğe değil, aynı zamanda günahlardan ve kötü ahlaktan arınmaya da istekli olduklarını gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'taharet'in hem duyusal (maddi) hem de manevi (kalbi) temizliği kapsadığını açıklar. Ayetteki 'arınmak isteyen insanlar' ifadesi, bu kişilerin Allah'a yakınlaşmak için hem abdest ve gusül gibi zahiri temizliklere riayet ettiklerini hem de kalplerini şirk, nifak ve günahlardan arındırmaya çalıştıklarını vurgular. Allah'ın da bu tür arınmayı sevenleri sevdiğini belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'taharet' kavramının Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu ve sadece fiziksel temizlikle sınırlı olmadığını belirtir. Ayetteki 'يَتَطَهَّرُوا۟' fiili, müminlerin hem ibadet için gerekli olan abdest ve gusül gibi temizliklere özen gösterdiklerini hem de kalplerini kötü düşüncelerden, niyetlerden ve ahlaki kusurlardan arındırma çabası içinde olduklarını ifade eder. Bu, Allah'ın sevdiği kulların temel özelliklerinden biridir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'mutahhirîn' kelimesinin 'taharet' kökünden türeyen 'tefahhul' babından ism-i fail olduğunu ve 'kendini temizleyenler, arınanlar' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'وَٱللَّهُ يُحِبُّ ٱلْمُطَّهِّرِينَ' ifadesi, Allah'ın sadece maddi temizliğe değil, aynı zamanda günahlardan ve kötü ahlaktan arınmaya çalışan, kalbi temiz olan kullarını sevdiğini açıkça ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'mutahhirîn' kelimesinin hem maddi temizliğe (necasetten arınma) hem de manevi temizliğe (günahlardan arınma) işaret ettiğini belirtir. Ayetteki bağlamda, takva mescidinde bulunan ve arınmak isteyen kişilerin bu vasfa sahip olduğu ve Allah'ın bu tür kulları sevdiği vurgulanır. Bu, ibadetin kabulü için hem zahiri hem de batıni temizliğin önemini gösterir.
Tevbe Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Lâ tekum fîhi ebedâ(en) lemescidun ussise alâ-ttakvâ min evveli yevmin ehakku en tekûme fîh(i) fîhi ricâlun yuhibbûne en yetetahherû va(A)llâhu yuhibbu-lmuttahhirîn(e) Onun içinde asla namaz kılma. İlk günden temeli takva (Allah’a karşı gelmekten sakınmak) üzerine kurulan mescit (Kuba mescidi), içinde namaz kılmana elbette daha lâyıktır. Orada temizlenmeyi seven adamlar vardır. Allah da tertemiz olanları sever. (9/108)
“Küba Mescidi” ve hakikati” Vakti gelince Sevr’den çıkıldı, hicret devam ediyordu, nihayet gelmekte olan yolcular Medine’nin dış taraflarında bulunan “Küba” köyünden görüldüler ve herkes “talaal bedrü aleyna.....” diyerek , karşılandılar.
Acaba onlara hakikaten gelenin “bedri münir” (nurlu kamer) ilahiyat güneşinin yansıtıcısı olduğunu kim bildirmişti?....
İşte sen hicret yolunda medeni olmaya doğru gidersen o nurlu gönül nağmelerini duymaya başlarsın.
Bilindiği gibi “Mescid” secde yeri, ibadethane demektir. Hicret ehlinin ilk yapması lazım gelen şey, gönlünde bir ibadethane kurmasıdır. Şöyle ki, daha evvelce gönlü her türlü menfaat ve dünyalıkla dolu olduğundan ne zamanı ve ne de mekanı mescid yapmaya imkan vermiyordu.
Belli bir aşamadan sonra bunu anlayarak gönlünden kendine hiç faydası olmayan birçok şeyleri çıkararak, onlardan boşalan yere de bir mescid yaparak, buna da “Küba” (Kudret Mescidi) demesi, kendisine çok şey kazandıracaktır.
Orada ibadetiyle gücünü daha da arttırarak nefsine hakim olması imkan dahiline girmiş olacaktır.
O “Mescid”in yapılmasında muhacir, ensar ve Hz. Rasulullah (sav.) Efendimiz dahi çalışmaktadır. Yani içten ve dıştan gelen yardımcı güçler ve “Hakikati Muhammedi”den gelen yardımla sen de gönül “küba”nı oluşturmaya çalış.
“Küba Mescidi” Medine-i Münevvere’nin ilk zat tecellisi, “Ka’be”si hükmündedir.
Nasıl ki, Mekke’de “Beytül Atik” (eski/ilk ev)de “Kelime-i Tevhid” zuhura geldi; Medeni Münevvere’de de ilk resmi “Kelime-i Tevhid” “Küba Mescidi”nde telaffuz edildi. Bu yüzden değeri çok yüksek ve Medine’nin “Ka’be”si hükmündedir.
“Küba” harf değerleri itibariyle;
() “kaf” 100
() “vav” 6
() “be” 2 = 108 (1+0+8) =18 eder, ki bu mescidin hakikati 18000 âlemi toplamış demektir.[112]