İçeriğe atla
Tevbe 107Cüz 11 · Sayfa 204

Tevbe Sûresi 107. Âyet

التوبة

Sohbete sor

Velleżîne-tteḣażû mesciden dirâran vekufran vetefrîkan beyne-lmu/minîne ve-irsâden limen hâraba(A)llâhe verasûlehu min kabl(u)(c) veleyahlifunne in eradnâ illâ-lhusnâ(s) va(A)llâhu yeşhedu innehum lekâżibûn(e)

Bir de zararlı faaliyetlerde bulunmak, küfre yardım etmek, mü'minler arasına ayrılık sokmak için ve öteden beri Allah ve Resulüne karşı savaşanlara üs olsun diye bir mescit yapanlar vardır. Bunlar, "Bizim iyilikten başka hiçbir kasdımız yok" diye de mutlaka yemin ederler. Ama Allah şahitlik eder ki bunlar mutlaka yalancıdırlar.

Tevbe Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Vellezîne-ttehazû mesciden dirâran vekufran vetefrîkan beyne-lmu/minîne ve-irsâden limen hâraba(A)llâhe verasûlehu min kabl(u) veleyahlifunne in eradnâ illâ-lhusnâ va(A)llâhu yeşhedu innehum lekâzibûn(e) Bir de zararlı faaliyetlerde bulunmak, küfre yardım etmek, mü’minler arasına ayrılık sokmak için ve öteden beri Allah ve Resûlüne karşı savaşanlara üs olsun diye bir mescit yapanlar vardır. Bunlar, “Bizim iyilikten başka hiçbir kasdımız yok” diye de mutlaka yemin ederler. Ama Allah şâhitlik eder ki bunlar mutlaka yalancıdırlar. (9/107)


Efendimiz (s.a.v) zamanında bu zararlı oluşum olduğu gibi tarih boyunca bunun örnekleri çoktur. Bunlardan biri de ibretlik hikayeler içinde (94) MESCİD-İ DIRAR. KUBBETU’L KARA. İbretli dosyasında bir bölümü buraya alalım. Dileyenler ilgili kitabı okuyup yolun tehlikelerinden haberdar olabilirler.

Muhterem okuyucularım bu dosya kitabın oluşması ne yazıkki hazin bir durumdur. Zaman zaman seyrekte olsa bu tür hadiselere şahit olmaktayız. Bütün iyi niyet gayret ve seçiciliğimize rağmen gene de bu tür nitecesi hoş olmayan hadiselerle karşılaşıtoruz, ufak ufak görev verdiğimiz bazı kimseler ve onların haklarında yanılmış oluyoruz veya, baştan gerçekten onlarda iyi niyetleri ile yola çıkıyorlar ne yazıkki bir müddet sonra nefsi emmâreleri gizliden gizliye, faaliyete geçip sureta haktan gözükerek kendilerine bazı gerçek değerlerinin olduğunu ilka ediyor ve o kişide emaneten verilen bu değerleri kendine mâl ederek yavaş yavaş nefsi benliğinin hükmü altına girmeye başlıyor. İşte bu durumdan sonra o kişi bu halinden dönmez ise, kendi de farkında olmadan bozulmuş hallerini, normalmiş gibi addedip daha da ileriye götürmeye devam ediyor.

Bu durumlardan sonra da hataları artmaya başladığından tarafımızdan tekrar ikazlar yapılmaya başlıyor, bunlar dinlenirse kişi gene eski haline dönebiliyor, aksi halde kendini kontrol edip düzeltmez ise kendine son bir ikaz daha yapılıyor. Gene kendini düzeltmez ise, kendine aktarılan bütün halleri geri çekiliyor. Çünkü “vermesini bilen lâyık olmayandan almasını da bilir” bu husus açıktır.

Bu hikâyemizde böyle bir hadise neticesinde gene üzülerek oluşmuştur. Fırsat bulup okuyabildiğinizde, (30 Ağustos 2012) de ki bir mail ile başlayan bu macera, (16/ekim/2013) tarihinde gelen gene bir mail ile de bu hadise de bahsi geçen şahsın bazı karanlık yönleri olduğu ikazı yapılıyor idi. Bizde bu tarihten sonra bu maili dikkate alarak tedbirli olup hadiseyi izlemeye ve kişinin hallerini uzaktan kontrol etmeye başladık.

Gerçektende bu kişinin güvenilir bir kişi olmadığı anlaşılıyor idi. Kendisi birçok kereler ikaz edildi kendini hep haklı çıkarmaya çalıştı ancak daha yakından araştırılınca bir hayli olumsuz ve uyumsuz işleri olduğu, hele hele çok büyük ve iyi bir yalancı olduğu anlaşılmış oldu.

Defalarca ve şiddetle bizi davet ederek bulunduğu yerde kendini bize tescil ettirmeyi düşünüyordu gitmeyi düşünmüştük ama bir türlü uymadı daha sonra başka bir kardeşimizin yerinde görüştük kendisine ufak bazı emanetler ve görev verdim. Netice de bunları taşımaya lâyık olamayınca kendisinden alındı. Bu yüzden dosyanın ismini ve kendi yerinin ismini (mescid-i Dırar) (zarar mescid-i) Bilindiği gibi asr-ı saadette münafıklar tarfından böyle büyük bir hadise olmuştur. Ve kullandığı mail adresi isminden de, yola çıkarak (kubbetu’l kara) diye isimlendirdim.

Yazının devamında hadisenin ibretlik seyrini göreceksiniz, Cenâb-ı Hakk bu gibi durumlara düşmekten cümlemizi korusun. İnşeallah.


Dosyamıza (Mescid-i dırar) bu isimleri vermemizin sebeblerinden bir tanesi İnternetten aldığım aşağıdaki yazıda belirtilen, Peygamber Efendimiz zamanın da Medine de yaşanmış bir olaydan dolayıdır.

Diğer isim, (Kubbetu’l Kara). İse bahsi geçen kişinin kendine güven sağlamak için mail adresi olarak, kullandığı. Peygamber efendimizn kabri şeriflerinin olduğu mekânın üstünde bulunan (yeşil kubbe/Kubbetu’l hadra) yanlış uygulamaları için kullandığından, biz ona (Kubbetu’l Kara) dedik. Ve bahsi geçen kişi bu rumuzla belirtilecektir. (Ku…. Ka….)


Mescid-i dırar nedir? Zarar Mescid-i Peygamber efendimiz zamanında münafıkların, fitne ve fesat yuvası ve silah deposu olarak kullandıkları ve Kubâ denilen yerde yaptırdıkları bir mescittir.

Zındığın birisi, (Allah camilerin yıkılmasını emrediyor, Peygamber de yıktırdı. Bugünkü camiler, mescitler geleneğe dayanan bir bid’attir) diyor. Bu çok cahilce bir iddiadır.

Peygamber efendimizin Medine’ye hicretinden sonra, birçok kimsenin Müslüman olması, münafıkları iyice endişelendirmişti. Münafıkların başı olan Abdullah bin Ubey bin Selûl’ün dayısının oğlu olan Ebû Âmir, papazlığa özenir ve papaz elbisesi giyerdi. Peygamber efendimizi kıskanarak, kendisine uyanlarla birlikte Mekke’ye gitti ve müşriklere atıldı. BedirUhud ve Hendek muharebelerinde Müslümanlara karşı savaştı. Mekke’nin fethinden sonra Şam’a kaçtı. Oradan Medine ve Kubâ’daki münafıklara haber gönderip, kendisine Kubâ’da bir mabet yapmalarını ve burasını silah deposu olarak kullanmalarını istedi.

Kendisinin de Bizans ordusuyla yardıma geleceğini bildirdi.

Münafıklar da Peygamber efendimizin hicreti esnasında Medine’ye gelirken Kubâ’da inşa ettirdikleri Kubâ Mescidi karşısında gösterişli bir mescit yaptırdılar. Buna mescid-i dırar denmiştir.

Münafıklar, Müslümanları bölerek birbirine düşürmek istiyorlardı. Hatta Bizans askerleri Medine’ye gelince, mescide depo ettikleri silahlarla onlara yardım edeceklerdi. Peygamber efendimizin orada namaz kılmasını sağlamakla da,Mescid-i Dırâr’ın mukaddes bir yer olduğu intibaı hasıl olacaktı. Böylece Müslümanlar da namaz kılmaya koşacak ve münafıkların oyununa geleceklerdi Dırar Mescidinin kurucularından beş münafık gelerek; “Yâ Resulallah, kış gecesinde ve yağmurlu zamanlarda hasta ve hacet sahibi olanların namaz kılmaları için bir mescit yaptık. Sel geldiği zaman vadi, Kubâ Mescidi cemaatı ile aramıza engel oluyor. Namazımızı kendi mescidimizde, sel çekilip gidince de onlarla birlikte kılacağız. Mescidimizde bize namaz kıldırmanı arzu ediyoruz” dediler.

Peygamber efendimiz de; “Ben, şimdi sefere çıkıyorum. Seferden dönersek ve Allahü teâlâ da dilerse, orada size namaz kıldırırız” buyurdu.

Peygamber efendimiz, Tebük’ten dönüp Medine’ye gelirken, Zi-Evân denilen yerde konakladı. Bu sırada Dırar Mescidini kuran münafıklar, gelip Peygamberimizi Dırar mescidine götürmek istediler. Allahü teâlâ, Tevbe suresi 107-110. âyet-i kerimelerini indirerek oraya gitmemesini bildirdi. Âyet-i kerimelerin kısaca meali şöyledir:
(Müminlerin arasına ayrılık sokmak ve daha önce Allah ve Resûlüne karşı savaşmış olan adamı beklemek için bir mescit kuranlar, “Bununla iyilikten başka bir şey istemedik, diye yemin edecek olanlar da vardır. Halbuki Allah onların kesinlikle yalancı olduklarına şahitlik eder. Onun içinde asla namaz kılma! İlk günden takva üzerine kurulan mescit (Kubâ Mescidi) içinde namaz kılman elbette doğru olanıdır.) Peygamber efendimiz bu âyetler indikten sonra, Mâlik bin Duhşüm ile Âsım bin Adiy’e, “Şu halkı zalim olan mescide gidiniz. Onu yıkınız, yakınız”buyurdu. Onlar da gidip, binayı ateşe verdiler.


Kaynak. Dinimiz islâm sitesi. Mehmet Ali Demirtaş.


Yaklaşık üç/üç buçuk sene süren bu oğraşmamızda böyle bir hüsranla ve vakit kaybı ile sona ermiş oldu. Elimizde hatıra olarak şu dosya kaldı sağlık olsun bunda da vardır bir hayır, İnşeallah bizden sonralarına da bir ibret olur, böylece ibretlik dosyalarımıza biri daha katılmış oldu.

Bu sahada tuzaklar çoktur, hiç kimse ben oldum diye kendi kendine gaflete düşmesin. Öyle yaşantıları olanlar vardırki, böyle hayal ve vehmin kontrol ve tasarrufundadır ancak bunun farkında değildir.

Gerçekten kendini bir varlık ve değer olarak görür ve böylece hayele düşer hiç farkında olmadan ayakları kayar. Allah muhafaza eylesin. Çaresi ise kişi hangi mertebeye gelirse gelsin tevazudan ve Şeriat-i Muhammediyyeden kesinlikle ayrılmaması lâzımdır.

Cenâb-ı Hakk her birerlerimizin kusurlarımızı affetsin. Amiin. 

Gayret bizden muvaffakiyet Hakk’tan’dır.             

Bu dosya da geçen hadiselerde, bizim “mescid-i dırar” tecrübemiz oldu. (25/03/2015/Çarşamba) T.B.


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)