İçeriğe atla
Tevbe 125Cüz 11 · Sayfa 207

Tevbe Sûresi 125. Âyet

التوبة

Sohbete sor

Veemmâ-lleżîne fî kulûbihim meradun fezâdet-hum ricsen ilâ ricsihim vemâtû vehum kâfirûn(e)

Kalplerinde hastalık olanların ise, pisliklerine pislik katmış (küfürlerini artırmış), böylece kafir olarak ölüp gitmişlerdir.

Tevbe Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Veemmâ-llezîne fî kulûbihim meradun fezâdet-hum ricsen ilâ ricsihim vemâtû vehum kâfirûn(e) Kalplerinde hastalık olanların ise, pisliklerine pislik katmış (küfürlerini artırmış), böylece kâfir olarak ölüp gitmişlerdir. (9/125)


Bu “Kalblerinde maraz olan kimselere gelince, o maraz onların murdarlıklarına murdarlık ziyâde eder” (Tevbe, 9/125) âyetinin tefsîri ve Hak Teâlâ’nın “Kur’ân sebebi ile çok kimseleri ıdlâl eder ve çok kimselere hidâyet verir” (Bakara, 2/26) kavlinin tefsîri beyânındadır[143]

1525. Zîrâ onun tebdîl ve mücâhede istıdâdı var idi ve onu alçaklığından dolayı fevt etti.

Kalblerinde hayvanlık hastalığı olan kimselerin murdarlıklannın çoğalması ve dalâlete düşmeleri o sebebden vâki oldu ki, onlarda hayvâniyet sıfatlarını, mücâhede ile melekiyet sıfatına tebdil etmek isti’dâdı var iken, tabiatlarına hayvanlık daha hoş geldi; bu isti’dâdlannı fevt ettiler ve dalâlete düştüler.

1526. Hayvan için dahi, mademki istidâd yoktur, onun özrü hayvanlık içinde pek rûşendir.

Hayvanda melekiyet sıfatını iktisâb etmek isti’dâdı olmadığından, o hayvanlık içinde kalmakta ma’zûrdur.

1527. Mâdemki rehber olan istıdâd ondan gitti, o her bir gıdâyı ki yer, eşek beynidir.

“Eşek beyni yemek,” dimâğın kuvvetini izâleye sebeb olduğundan “mağz-ı har horden”, aklı olmamaktan ve boş lâf söylemekten kinâyedir (Bahâr-ı Acem). Ya'ni “Hayvâniyet tarafını iltizâm eden kimsede selâmet-i fikrin reh¬beri olan isti’dâd-ı melekiyyet gitmiş olduğundan, artık ondan âkılâne fikir ve mütâlaa beklemek abes olur.” Kur’ân’ı ve ahâdîs-i nebeviyyeyi ve kelâm-ı evliyâyı yanlış ve tersine anlar. Meselâ evliyâullâh şiirlerinde “mey"den ve “mahbûb”dan bahs ederler; bunlarda hayvâniyet galib olduğundan, “mey”den murâd şarâb-ı maddîdir ve “mahbûb”dan murâd, sûrî güzellerdir diye iddiâ ederler. Velhâsıl bunlann fikirleri fâsid ve muhâkemeleri sakîm olur.

1528. Eğer belâdur yese, o afyon olur; ona sekte ve akılsızlık ziyâde olur.

“Belâdur", bir ağacın meyvesidir ki, emrâz-ı bâridede isti’mâl ederler. Bürûdet dimâğa te’sîr ederek bî-huşluk hâdis olduğu vakit, belâdur ile tedâvî ederler. “Afyon” ma’lûm maddedir ki, uyku verir ve aklı izâle eder. “Sekte” bir hastalıktır ki, tecvîfât-ı dimâğa rutûbetin te’sîrinden hâdis olur. Bu sebeble tamâmiyle bedenin hissi ve hareketi gider. “Belâdur”, bu hastalığa nâfi’dir. Ya’ni, “Isti’dâd-ı melekiyyetine sekte gelmiş olan bir rûh-ı hayvânî mağlûbuna “belâdur" mesâbesinde olan fıkr-i müstakîm ilkâ olunsa, afyon gibi onun gaflet uykusunu artar ve sektesini ve akılsızlığı çoğaltır.”

1529. Dîğer bir kısım, yarısı hayvan, yarısı reşâd ile diri olarak cihâdda kaldı.

Yukanda îzâh olunan üç sınıftan ikisinin hâli zikr olundu. Bir sınıf kaldı ki, melekiyeti ile hayvâniyeti birbirine gâlib gelmek kasdıyla dâimâ münâzaa ve cihâd içindedir. Bu sınıf büsbütün hayvan hükmünde değildir; büsbütün me¬lek hükmünde de değildir. Gâh huzûzât ve şehevât-ı nefsâniyyeye meyi eder ve gâh melekiyet tarafına nazar edip bu hayvâniyet hâlini takbîh eder. Ve reşâd ile ya’ni doğru yolu bulup gitmek sûretiyle dirilik eseri gösterir; ve sonra yine galebe-i hayvâniyet ile yolunu şaşınr ve tekrâr uyanır, yine doğru yola teveccüh eder. Velhâsıl bu iki muhâlif sıfatın te’sîri altında mücâhede eder.

1530. Gece ve gündüz cenk içinde ve keşmekeştedir, onun âhiri, evveli ile niza etmiştir.

Ahirden mûrad rûh-i hayvani ve “evvel”den mûrad, rûh-i insani ve izâfidir. Ya'ni, “Bu üçüncü sınıfla bulunan insanlann rûh-ı hayvânîleri, rûh-ı izâfileriyle gece ve gündüz cenk ve nizâ’ içindedir.

Kûr’ânda yolculuk Bakâra sûresi 26. Âyet ile bağlantısından dolayı devam edelim.

(Bakara/26) İnnAllahe lâ yestahyıy en yadrıbe mese-lenmabeudaten fema fevkaha, feemmelleziyne ame-nu feya'lemune ennehülHakku min Rabbihim ve emmelleziyne keferu feyekulune maza eradAllahu Bihazameselen, yudıllu Bihi kesiyran ve yehdiy Bihi Allah, bir sivrisineği, ondan daha da ötesi bir varlığı örnek olarak vermekten çekinmez. İman edenler onun, Rablerinden (gelen) bir gerçek olduğunu bilirler. Küfre saplananlar ise, “Allah, örnek olarak bununla neyi kastetmiştir?” derler. (Allah) onunla birçoklarını saptırır, birçoklarını da doğru yola iletir. Onunla ancak fasıkları saptırır.

Muhakkak ki Allah, küçük görmez, bir misal vermekten çekinmez, Cenâb-ı Hakk küçük veya büyük misaller verir ve bu misalleri vermekten de çekinmez, bir sivrisekle misâl vermekten veya daha büyüğünden misâl vermekten çekinmez, bu küçüklük onun acizliği demek değildir, imân ehli bu misalleri duyarlar ve bu misallerin Rab’lerinden geldiğini ve Hakk olduğunu bilirler ama inkarcılara küfür ehline gelince onlar derler ki, “Allah bu misalleri vermekle ne murat etti” yani bu ufak tefek küçücük şeylerle çünkü bütün âlemleri hâlkeden Allah hâlkettiklerinden bir küçücük sivrisinekle misal veriyor ne gereği var derler.

İşte Cenâb-ı Hakk bu misallerle birçok kimseleri hidÂyete erdirir birçok kimseleride dalâlete erdirir, saptırır, çünkü alay eder onun küçüklüğüne bakarak ama imân ehli o küçükteki büyüklüğe bakarak Hakk’ın büyüklüğünü görür, ancak fısk u fücur ehli dalâlette kalır, imân ehli ise dalalette kalmaz. Sivrisineğin kanadını veya herhangi birşeyini misâl vermekle Cenâb-ı Hakk, bizim acziyetimizi ortaya koyuyor, hadi bakalım sivrisinek kadar küçük ve o özelliklere haiz bir şeyi yapın bakalım görelim diyor.[144]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)