Veyużhib ġayza kulûbihim(k) veyetûbu(A)llâhu ‘alâ men yeşâ(u)(k) va(A)llâhu ‘alîmun hakîm(un)
(14-15) Onlarla savaşın ki, Allah onlara sizin ellerinizle azap etsin, onları rezil etsin, onlara karşı size yardım etsin, mü'min topluluğun gönüllerini ferahlatsın ve onların kalplerindeki öfkeyi gidersin. Allah, dilediğinin tövbesini kabul eder. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Ve kalblerindeki öfkeyi gidersin. Allah dilediğine tevbeyi nasib eder. Allah her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Bu ayet, müminlerin düşmanlarla savaşması neticesinde Allah'ın düşmanları cezalandırması, müminlerin kalplerindeki öfkeyi gidermesi ve dilediğinin tevbesini kabul etmesi gibi ilahi fiilleri ve sıfatları ele almaktadır. Ayet, savaşın psikolojik ve manevi sonuçlarına odaklanarak ilahi irade ve hikmetin tecellisini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ğayz (غَيْظ), kalpte gizlenen, bastırılması zor olan şiddetli öfke ve kızgınlıktır. Bu ayetteki kullanımı, müminlerin düşmanlarına karşı duyduğu ve savaş neticesinde giderilecek olan derin nefreti ve hıncı ifade eder. Allah'ın bu öfkeyi gidermesi, müminlerin kalplerine huzur ve sükûnet bahşetmesidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ğayz (غَيْظ), kalpteki hiddet ve kızgınlıktır. Ayetteki 'yüzhib ğayza kulûbihim' ifadesi, Allah'ın müminlerin kalplerindeki bu hiddeti, düşmanların yenilgisiyle ortadan kaldıracağını, böylece onların iç huzura kavuşacağını mecazi bir anlatımla belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Ğayz (غَيْظ), Kur'an'da genellikle Allah'ın düşmanlarına karşı duyulan veya insanların birbirine karşı beslediği yoğun öfke ve hiddeti ifade eder. Bu ayette, müminlerin düşmanlarına karşı beslediği ve ilahi müdahale ile giderilecek olan derin bir duygusal durumu, yani intikam arzusunu ve hıncı temsil eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kalp (قَلْب), bir şeyin özü ve merkezi anlamına gelir. İnsan için ise akıl, idrak, irade ve duyguların merkezi olarak kullanılır. Bu ayette 'kalplerindeki öfke' ifadesi, müminlerin iç dünyasında, duygusal ve manevi merkezlerinde biriken hıncı ve kızgınlığı belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kalp (قَلْب), hem maddi organı hem de manevi idrak ve his merkezini ifade eder. Kur'an'da genellikle manevi anlamda, yani insanın düşünce, duygu ve inançlarının kaynağı olarak geçer. Ayetteki 'kulûbihim' ifadesi, müminlerin içsel durumunu, duygusal hallerini ve bu öfkenin onların ruhsal yapısındaki yerini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Tevbe (تَوْبَة), Allah'ın kuluna yönelmesi ve onu bağışlaması anlamına gelir. Kulun tevbesi ise günahtan dönmesidir. Bu ayette 'yetûbu' fiili, Allah'ın dilediği kimsenin günahlarını affetmesi, ona rahmet ve mağfiretiyle muamele etmesi anlamındadır. Bu, ilahi bir lütuf ve bağışlamadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Tevbe (تَوْبَة), dönmek demektir. Allah'ın tevbesi, kuluna rahmetle yönelmesi ve onu affetmesidir. Ayetteki 'yetûbu' fiili, Allah'ın dilediği kimselere merhametle muamele edeceğini, onların günahlarını bağışlayacağını ve onlara doğru yolu göstereceğini ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Tevbe (تَوْبَة) kavramı, Kur'an'da hem kulun Allah'a yönelişini hem de Allah'ın kuluna yönelişini ifade eder. Allah'ın tevbesi, kulun tevbesini kabul etmesi, onu bağışlaması ve ona rahmetini indirmesidir. Ayetteki 'yetûbu' fiili, Allah'ın mutlak iradesiyle dilediği kullarına affını ve merhametini bahşedeceğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Alîm (عَلِيم), Allah'ın her şeyi kuşatan, gizli ve açık, geçmiş ve gelecek tüm bilgileri eksiksiz bir şekilde bilen sıfatıdır. Bu ayetteki 'Allah Alîm' ifadesi, Allah'ın müminlerin kalplerindeki öfkeyi, düşmanların durumunu ve kimin tevbesini kabul edeceğini tam olarak bildiğini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Alîm (عَلِيم), ilmi her şeyi kuşatan, hiçbir şeyin kendisinden gizli kalmadığı demektir. Ayetteki bu sıfat, Allah'ın savaşın sonuçlarını, insanların niyetlerini ve tevbe edenlerin samimiyetini tam olarak bildiğini, dolayısıyla hükümlerinin bu bilgiye dayandığını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hakîm (حَكِيم), her şeyi yerli yerince yapan, hükümlerinde ve fiillerinde tam isabet ve hikmet bulunan demektir. Bu ayetteki 'Allah Hakîm' ifadesi, Allah'ın düşmanlara karşı savaş emri vermesinde, müminlerin kalplerindeki öfkeyi gidermesinde ve dilediğinin tevbesini kabul etmesinde derin bir hikmetin bulunduğunu gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Hakîm (حَكِيم), hikmet sahibi, yani her şeyi en uygun ve en doğru şekilde yapan demektir. Ayetteki bu sıfat, Allah'ın savaşla ilgili emirlerinin, müminlerin duygusal durumlarını yönetmesinin ve tevbe kapısını açmasının, mutlak bir adalet ve hikmet prensibine dayandığını vurgular.
Tevbe Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Veyuzhib gayza kulûbihim veyetûbu(A)llâhu alâ men yeşâ(u) va(A)llâhu alîmun hakîm(un) Ve onların kalplerindeki öfkeyi gidersin. Allah, dilediğinin tövbesini kabul eder. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (9/15)