İçeriğe atla
Tevbe 20Cüz 10 · Sayfa 189

Tevbe Sûresi 20. Âyet

التوبة

Sohbete sor

Elleżîne âmenû vehâcerû vecâhedû fî sebîli(A)llâhi bi-emvâlihim veenfusihim a'zamu deraceten ‘inda(A)llâh(i)(c) veulâ-ike humu-lfâ-izûn(e)

İman edip hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad eden kimselerin mertebeleri, Allah katında daha üstündür. İşte onlar, başarıya erenlerin ta kendileridir.

Tevbe Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Ellezîne âmenû vehâcerû vecâhedû fî sebîli(A)llâhi bi-emvâlihim veenfusihim a’zamu deraceten inda(A)llâh(i) veulâ-ike humu-lfâ-izûn(e) İman edip hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad eden kimselerin mertebeleri, Allah katında daha üstündür. İşte onlar, başarıya erenlerin ta kendileridir. (9/20)


İman edip, ihsan ederek yani görüyormuş gibi ikân’a yani yakîn mertebelerine ulşanlar hicret edip Kelime-i Tevhid kitabından bunun hakikatını anlamaya çalışırsak.

Zâti tecellinin kaynağı olan “Mekke-i Mükerreme”de Hz. Rasulullah’a ait olan Mir’ac, Kadir ve diğer geceler ile ilahi tecelliler, zat şehri olan “Mekke”de tamamlandığından, bundan sonraki zamanın da bu tecellilerin başkalarına ulaştırma işine başlanabilmesi için “Hicret” hadisesi oluşmuş.

“Mertebe-i Muhammedi” bunları anlayabilecek “Medeni İnsanları” eğitmek ve risalet hakikatini ortaya koymak, medeni olmaya kabiliyetleri olan “Yesrib”li (eski Medine)nin insanları kendisini daveti üzerine “hicret” hadisesi meydana gelmiştir.

Şu noktaya gerçek mâ’nâda dikkat etmemiz lazım gelmektedir. Hz. Resulullah’ın hicreti, zât mertebesinden, sıfat, esma ve ef’al mertebesine, o mertebelerde “Hakikat-i Muhammediyye”yi ilan ve eğitim esasına dayanmaktadır.

Eğer Hz. Resulullah Mekke’de kalmış olsaydı, bizler de “Kelime-i Tevhid”i sadece (اللَّهَُلَا إِلَهَ إِلَّا) “lâ ilâhe illâ allah” olarak bilecek, oradan ( عمُحَمَّد) “muhammedin resul allahü” bölümüne geçemeyecektik ve böylece de İslamiyetin “ef’âl alemi” tatbikatı olamıyacaktı.

Şimdi gelelim bizlerin hicretine; aleyhisselatu vesselam Efendimiz hayatında nasıl bir seyr çizmişse, biz de onun bu seyrini gerçekçi olarak takib etmemiz gerekmektedir, ancak bu yolla ona en yakın idrake ulaşmamız mümkün olabilecektir.

Şöyle ki; her müslümanın da “manen” hicret etmesi gerekmektedir, ancak bu hicretin “maddi” manada olması gerekmektedir.

Hicret, zâhiren bir yöreden bir yöreye yerleşmek olduğu gibi, bâtınen de aklımızda olan eski ve yanlış bilgileri asılları ile değiştirmek de bir hicrettir ve bu en büyük hicrettir.

Gaflet ile yaşanan taşralı hayatından kurtulup “Medeni” olmaya “can Medinesi”ne ulaşmaya çalışmak en makbul hicrettir.

Bir sefer ile oraya hicret edersen ondan sonraki hayatın da düzene girerek kemalat yolunda hayatını sürdürürsün.

Özet olarak, Hz. Rasulüllah’ın hicreti, “Hakk’tan halka” Rahmet olarak, bizlerin hicreti ise “halktan Hakk’a” kendimizi tanımamız içindir.

Eğer Hakk nasib ederse Mi’rac ile Hicret, kemal bulduğunda, Hakk o kimseleri de Hz. Rasulullah’ın Hicret’i gibi benzer bir şekilde tekrar Hakk’tan halka döndürerek beşeriyyetine risalet elbisesi giydirip onların arasına hicret ettirir, böylece Hakk’tan halka, halktan Hakk’a olan hicret devam eder gider.

Özet olarak “Hicret”, beşeriyetinden hakikatine dönüştür.

Bunu gerçekleştiremeyenler nefisleriyle birlikte Hakk’tan taşrada çok uzaklarda vahşice bir yaşam içinde olurlar, kravat takıp lüks odalarda ve her türlü lüks ile yaşamak onları bir batın cehaletinden kurtaramaz.[21]

“Fi Sebilillah” Allah yolunda, Allah yolunun içinde öncelikle iman edip daha sonra halktan hakka kendimiz tanımak için önce sırat-ı müstakim ve daha sonra sıratullah ile Et-turu seba (yedi nefis) ve beş hazret mertebelerini kendi nefsi ve vehimi varlılığı ile cihad edip hakka teslim edenlerin mertebeleri daha üstündür.

İşte onlar başarıya erenlerin ta kendileridir. Yolumuzda her bir salike yeni ders verildiği zaman kendisine bu derste muvaffak olması için başarılar dilenir… Her bir dersin-mertebenin geçilmesi o mertebenin başarısına erilmesidir.