İçeriğe atla
Tevbe 19Cüz 10 · Sayfa 189

Tevbe Sûresi 19. Âyet

التوبة

Sohbete sor

Ece'altum sikâyete-lhâcci ve'imârate-lmescidi-lharâmi kemen âmene bi(A)llâhi velyevmi-l-âḣiri vecâhede fî sebîli(A)llâh(i)(c) lâ yestevûne ‘inda(A)llâh(i)(k) va(A)llâhu lâ yehdî-lkavme-zzâlimîn(e)

Siz hacılara su dağıtmayı ve Mescid-i Haram'ın bakım ve onarımını, Allah'a ve ahiret gününe iman edip Allah yolunda cihad eden kimse(lerin amelleri) gibi mi tuttunuz? Bunlar Allah katında eşit olmazlar. Allah, zalim topluluğu doğru yola erdirmez.

Tevbe Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Ece’altum sikâyete-lhâcci ve’imârate-lmescidi-lharâmi kemen âmene bi(A)llâhi velyevmi-l-âhiri vecâhede fî sebîli(A)llâh(i) lâ yestevûne inda(A)llâh(i) va(A)llâhu lâ yehdî-lkavme-zzâlimîn(e) Siz hacılara su dağıtmayı ve Mescid-i Haram’ın bakım ve onarımını, Allah’a ve âhiret gününe iman edip Allah yolunda cihad eden kimse(lerin amelleri) gibi mi tuttunuz? Bunlar Allah katında eşit olmazlar. Allah, zâlim topluluğu doğru yola erdirmez. (9/19)


Ka’be-nin anahtarı Osman Bin Talha bulunmaktaydı. Fetihten sonra da efendimiz (s.a.v.) tarafından bu göreve devam ettirilmiştir.

Sözlükte “örtmek, birinin bir yere girmesine engel olmak” anlamına gelen hicâbe kelimesi terim olarak başta Kâbe’nin bakımı, kapısının ve anahtarlarının muhafazası ve kapısının belli zamanlarda ziyaretçilere açılması olmak üzere Makām-ı İbrâhim’in, hediye edilen kıymetli eşya ile iç ve dış örtülerin korunması ve bakımı gibi önemli hizmetleri ifade eder. Hicâbe kaynaklarda “Kâbe’ye hizmet etmek” anlamındaki sidâne ile (sedâne) birlikte de kullanılmıştır. Sidânenin Kâbe ile ilgili bütün hizmetleri, hicâbenin ise yalnız kapısıyla ilgili hizmetleri ifade ettiği de ileri sürülmektedir. Hicâbe görevinde bulunanlara hâcib veya sâdin denilir; ayrıca bunlar hacebî nisbesiyle de anılmışlardır. (Sem‘ânî, II, 277).[18]

Sözlükte “sulamak, su kabı, sulama yeri, suculuk” gibi anlamlara gelen sikāye, terim olarak “Mekkeliler’in ve hac günlerinde Kâbe’yi ziyaret için gelenlerin su ihtiyaçlarının karşılanması görevi” demektir. Kelime Kur’ân-ı Kerîm’de bir âyette “su kabı” mânasında (Yûsuf 12/70), diğer bir âyette ise terim anlamıyla (et-Tevbe 9/19) geçmektedir.

Hz. İbrâhim’den beri Kâbe’yi ziyaret için Mekke’ye gelenler Allah’ın misafiri kabul edilmiştir. Önceleri şehrin ve Kâbe’yi ziyaret edenlerin su ihtiyacı halktan toplanan yardımlarla karşılanıyordu. Daha sonra sikāye görevini bunu bir itibar ve şeref vesilesi olarak gören zenginlerle Mekke ve Kâbe’nin yönetiminde etkin olan kabile reisleri üstlenmiş, bu görevi Hz. Peygamber’in dördüncü kuşaktan dedesi Kusay b. Kilâb kurumsallaştırmıştır. Kusay, Mekke’de oturanları “Allah’ın komşuları”, hac için gelenleri “Allah’ın misafirleri” ve “evinin ziyaretçileri” diye tanımlamış, onlar için hac günleri yiyecek ve içecek hazırlanmasını teklif etmiştir (İbn Sa‘d, I, 60). Mekkeliler onun bu teklifini kabul edince bu iş için her yıl para ve mal toplanarak bir bütçe oluşturulması gelenek olmuştur. Bu bütçenin bir kısmı sikāye için harcanırken önemli bir kısmı rifâde hizmetine tahsis edilmiştir.[19]

Bir sonraki âyet ile Hicret edip cihad edenler ile Kâ’be-nin fethi öncesi bu görevi ifa eden müşrikler arasında bir kıyas yapıldığı anlaşılmaktdır.

Bu âyette bir uyarı vardır. Canları ile malları ile varlığını hakka verip hakka şahid olanların su ilim ve hayattır, kâ’be-i şerifin bakım ve onarımı ile bir olmayacağı bildirilmektedir.

Aslında burada dervişlik eğitimine sistemine de bir uyarı vardır.

Su dağıtmak ve ka’be-yi onarmak, bir bakıma tarikat eğitimidir. Belki orada zikir vardır, nefis eğitimi vardır denilebilir ama izafi benlik-hayali benlikten geçilemediği için takilidir.

Su ilimdir, taklidi ilim dağıtılır ve tarikat binasının imarı ve onarımı yapılarak orada düzenlenen-sergilen tiyatro mizanseni ile gelenler ağırlanır. Ve hayali eğitim devam eder.

Ehlullah mücahadesi olmayanın müşahadesi olmaz demiştir. Bir irfan ehlinin eğitim ve tedrisatına giren salik nefsi benlik, izafi benlik aşamalarını geçerek ilahi benliğe ulaşır ve vehimi hayali varlığının olmadığı asıl olanın hakk’ın varlığında başka bir şey olmadığını anlamış olur. Nakil ehli ile müşahade ehli de haliyle bir olmaz.[20]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)