İnnemâ ya'muru mesâcida(A)llâhi men âmene bi(A)llâhi velyevmi-l-âḣiri veekâme-ssalâte veâtâ-zzekâte velem yaḣşe illa(A)llâh(e)(s) fe'asâ ulâ-ike en yekûnû mine-lmuhtedîn(e)
Allah'ın mescitlerini, ancak Allah'a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve Allah'tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte onların doğru yolu bulanlardan olmaları umulur.
Allah'ın mescidlerini, ancak Allah'a ve ahiret gününe inanan, namazı kılan, zekatı veren ve Allah'dan başkasından korkmayan kimseler imar ederler. İşte hidayet üzere oldukları umulanlar bunlardır.
Tevbe Suresi'nin 18. ayeti, Allah'ın mescitlerini imar etme eylemini, iman, ibadet ve takva gibi temel İslami değerlerle ilişkilendirerek, bu eylemin ancak gerçek müminler tarafından gerçekleştirilebileceğini vurgulamaktadır. Ayet, mescitlerin fiziksel inşasının ötesinde, manevi bir imarı da işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'عمر' (amr) kelimesinin asıl anlamının bir yerde ikamet etmek, orada hayat sürmek olduğunu belirtir. Mescitler bağlamında ise hem fiziksel olarak inşa ve bakımını yapmak hem de ibadetle şenlendirmek, yani manevi olarak mamur kılmak anlamına gelir. Ayetteki 'يَعْمُرُ' ifadesi, sadece tuğla ve harçla yapılan bir imarı değil, aynı zamanda ibadet ve zikirle canlandırılan bir imarı da kapsar.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'عمارة المساجد' (mescitlerin imarı) ifadesini, mescitlerde namaz kılmak, Allah'ı zikretmek ve ibadet etmek olarak açıklar. Ona göre bu, mecazi bir kullanımdır ve mescitleri fiziksel olarak inşa etmekten ziyade, onları ibadetle doldurarak canlı tutmayı ifade eder. Ayetteki 'يَعْمُرُ' fiili, bu mecazi anlamı güçlendirir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'عمر' kökünün Kur'an'daki kullanımlarını inceleyerek, bu kelimenin hem maddi hem de manevi anlamda 'şenlendirme, bayındır kılma, hayat verme' gibi geniş bir yelpazeyi kapsadığını belirtir. Tevbe 18'deki 'يَعْمُرُ' fiili, mescitlerin sadece fiziksel olarak ayakta tutulmasını değil, aynı zamanda ibadet ve takva ile ruhani bir canlılığa kavuşturulmasını ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'مسجد' (mescid) kelimesinin 'secde' kökünden geldiğini ve secde edilen yer anlamına geldiğini belirtir. Bu ayetteki 'مَسَـٰجِدَ ٱللَّهِ' ifadesi, özellikle Allah'a ibadet için tahsis edilmiş, kutsal mekanları ifade eder ve bu mekanların imarının önemini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'سجود' (secde) kelimesinin alçakgönüllülük ve boyun eğme anlamına geldiğini, 'مسجد'in ise bu eylemin yapıldığı yer olduğunu açıklar. 'مَسَـٰجِدَ ٱللَّهِ' ifadesi, Allah'a tam bir teslimiyetle ibadet edilen, O'nun adının anıldığı ve yüceltildiği mekanlar olarak tanımlanır. Ayet, bu mekanların imarını, Allah'a olan imanın bir göstergesi olarak sunar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'mescid' kavramının Kur'an'da sadece fiziksel bir yapıdan öte, Allah'a tam bir teslimiyetin ve ibadetin sembolü olduğunu belirtir. 'مَسَـٰجِدَ ٱللَّهِ' ifadesi, bu mekanların ilahi aidiyetini ve kutsiyetini vurgular. Ayetteki imar eylemi, bu kutsal mekanların fonksiyonunu yerine getirmesini sağlamakla eşdeğerdir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'أمن' (emn) kökünün asıl anlamının 'kalbin sükûnet bulması, korkudan emin olması' olduğunu belirtir. 'İman' ise, bir şeyi tasdik etmekle kalbin sükûnet bulmasıdır. Ayetteki 'مَنْ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْـَٔاخِرِ' ifadesi, Allah'ın varlığına, birliğine ve ahiret gününe kesin bir inançla bağlanmayı ifade eder ki bu, mescitleri imar etme ehliyetinin temel şartıdır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, imanı, 'kalbin tasdiki ve dilin ikrarı' olarak tanımlar. Bu ayetteki iman, sadece teorik bir kabul değil, aynı zamanda pratik eylemlere yol açan, kalpte kök salmış bir inançtır. Mescitleri imar etme eylemi, bu imanın dışa vurumu olarak sunulur.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'iman' kavramının Kur'an'da sadece 'inanmak'tan öte, 'güvenmek, kendini emniyette hissetmek ve Allah'a teslim olmak' anlamlarını da içerdiğini vurgular. Tevbe 18'deki iman, Allah'a ve ahiret gününe duyulan bu derin güven ve teslimiyetin bir sonucu olarak mescitlerin imarına yönelmeyi ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'صلاة' (salat) kelimesinin lügat anlamının 'dua' olduğunu belirtir. Şer'i anlamda ise, belirli rükünleri ve şartları olan, Allah'a yöneliş ve ibadet eylemidir. Ayetteki 'وَأَقَامَ ٱلصَّلَوٰةَ' ifadesi, namazı hakkıyla, düzenli ve eksiksiz bir şekilde yerine getirmeyi vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'صلاة' kelimesinin 'dua' ve 'ibadet' anlamlarını taşıdığını, ayrıca 'ateş yakmak' anlamındaki 'صلّى' fiilinden türediğini ve bu ibadetin günahları yaktığına işaret ettiğini belirtir. Ayetteki namaz, Allah'a yönelişin ve O'na bağlılığın en temel göstergelerinden biridir ve mescitleri imar edenlerin vasıflarından sayılır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'salat' kavramının Kur'an'da sadece ritüelistik bir ibadet olmanın ötesinde, müminin Allah ile sürekli bir iletişim ve bağlılık hali olduğunu ifade eder. 'وَأَقَامَ ٱلصَّلَوٰةَ' ifadesi, namazı sadece kılmak değil, aynı zamanda onun ruhuna uygun bir şekilde, huşu içinde ve düzenli olarak eda etmeyi gerektirir ki bu da mescitlerin manevi imarının bir parçasıdır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'زكاة' (zekat) kelimesinin 'temizleme, arındırma' anlamından geldiğini belirtir. Zekat, malı temizler ve bereketlendirir. Ayetteki 'وَءَاتَى ٱلزَّكَوٰةَ' ifadesi, müminlerin malî ibadetlerini yerine getirerek hem kendilerini hem de toplumlarını arındırdıklarını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'زكو' (zekv) kökünün 'artma, çoğalma, temizlenme ve bereketlenme' anlamlarını içerdiğini açıklar. Zekat, malın artmasına ve temizlenmesine vesile olan bir ibadettir. Mescitleri imar edenlerin vasıflarından biri olarak zekatın zikredilmesi, onların hem Allah'a hem de topluma karşı sorumluluklarını yerine getiren kişiler olduğunu gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, zekatın hem maddi hem de manevi bir temizlik aracı olduğunu vurgular. Malın kirini giderdiği gibi, kalbi de cimrilik ve dünya sevgisinden arındırır. Tevbe 18'deki zekat verme eylemi, mescitleri imar edenlerin sadece ibadetle değil, aynı zamanda malî fedakarlıkla da Allah yolunda hizmet ettiklerini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'خشية' (haşyet) kelimesinin 'bilgiye dayalı korku' olduğunu, yani korkulan şeyin büyüklüğünü bilerek duyulan saygılı korku olduğunu belirtir. Ayetteki 'وَلَمْ يَخْشَ إِلَّا ٱللَّهَ' ifadesi, müminlerin sadece Allah'tan korktuğunu, O'nun azametini idrak ettiğini ve bu bilginin onları doğru yola sevk ettiğini gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'haşyet' ile 'havf' (korku) arasındaki farka değinir. Haşyet, ilimle birlikte gelen, saygı ve tazim içeren bir korkudur. Havf ise daha çok bir tehlikeden duyulan genel korkudur. Ayetteki 'يَخْشَ' fiili, Allah'ın kudret ve azametini bilerek duyulan derin saygı ve çekinmeyi ifade eder ki bu, müminlerin Allah'a olan bağlılıklarının en önemli göstergesidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'haşyet' kavramının Kur'an'da Allah'a karşı duyulan derin bir saygı ve sorumluluk bilinciyle harmanlanmış bir korku olduğunu belirtir. Bu korku, insanı Allah'ın emirlerine uymaya ve yasaklarından kaçınmaya sevk eder. Tevbe 18'deki 'وَلَمْ يَخْشَ إِلَّا ٱللَّهَ' ifadesi, müminlerin sadece Allah'ın hükmüne boyun eğdiğini ve O'ndan başka hiçbir güçten çekinmediğini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'هداية' (hidayet) kelimesinin 'doğru yolu göstermek, rehberlik etmek' anlamına geldiğini belirtir. 'ٱلْمُهْتَدِينَ' ise, Allah tarafından doğru yola iletilmiş, hakikati bulmuş kimselerdir. Ayet, mescitleri imar edenlerin bu vasıfları sayesinde hidayete erenlerden olma ihtimalinin yüksek olduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'هداية' kelimesinin 'lütuf ve ihsanla doğru yola iletmek' olduğunu açıklar. 'ٱلْمُهْتَدِينَ' ifadesi, Allah'ın kendilerine doğru yolu gösterdiği, hakikati idrak etmelerini sağladığı ve bu yolda sebat eden kulları ifade eder. Mescitleri imar edenlerin bu zümreden olması, onların Allah katındaki değerini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'hidayet' kavramının Kur'an'da sadece bir yol gösterme değil, aynı zamanda o yolda ilerleme ve hedefe ulaşma anlamını da içerdiğini belirtir. 'ٱلْمُهْتَدِينَ' ifadesi, Allah'ın rehberliğini kabul edip, bu rehberlik doğrultusunda hayatlarını şekillendiren ve böylece kurtuluşa eren kimseleri tanımlar. Ayet, mescitleri imar edenlerin bu hidayet yolunda ilerleyenlerden olduğunu ima eder.
Tevbe Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
İnnemâ ya’muru mesâcida(A)llâhi men âmene bi(A)llâhi velyevmi-l-âhiri veekâme-ssalâte veâtâ-zzekâte velem yahşe illa(A)llâh(e) fe’asâ ulâ-ike en yekûnû mine-lmuhtedîn(e) Allah’ın mescitlerini, ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte onların doğru yolu bulanlardan olmaları umulur. (9/18)
İmar kelimesinin sayısal değerine bakacak olursak; “Ayın: 70” “Mim: 40” “Rı 200” dür. Toplarsak (70+40+200= 310) Sıfırı kaldırdığımızda 31 ve ters çevrildiğinde 13 sayısal değeri yani Hakikat’ül Ahadiyetül Ahmediye ve efendimiz (s.a.v)in şifre sayısını vermektedir. “31” sayısal değeri aynı zamanda (ال) ve (ﻻ) El ve Lam-Elif yani yok tur.
Kişinin gönül âlemi yukarıda yazıldığı gibi Îseviyet mertebesinde mescid hükmündedir. Bu gönül mescidinin imarı içinde “Lam-Elif” ile yokluğunu-hiçliğini idrak etmiş, resülün ve hakk’ın eli olmuş bir irfan ehlinin elini tutmak ile ve bu elin mahirliği ile imar edilebilir. İşte bu kişiler Allah’ın varlığını “ihsan” ile müşahade edip inanırlar. Namazı dosdoğru “50” vakit hükmünce salât-ı daimun üzere kılarlar ve kendilerine ihsan olunan ilmi zekat olarak veren Muhsinlerdir. Bu kimseler Allah tan başka kimseden korkmazlar ki uluhiyet mertebesinin ne olduğunu bilirler ve her mertebenin hakkını vererek gönül mescidini imar ederler. İşte o mescid hakka secde edilecek mahal haline gelmiştir. Umulur ki bunlar “hadi”lerdendir.