Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû lâ tetteḣiżû âbâekum ve-iḣvânekum evliyâe ini-stehabbû-lkufra ‘alâ-l-îmân(i)(c) vemen yetevellehum minkum feulâ-ike humu-zzâlimûn(e)
Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ederlerse, babalarınızı ve kardeşlerinizi bile dost edinmeyin. İçinizden kim onları dost edinirse, işte onlar, zalimlerin ta kendileridir.
Ey iman edenler! Eğer babalarınız ve kardeşleriniz imana karşılık küfürden hoşlanıyorlarsa, onları dost edinmeyiniz. Sizden her kim onları dost edinirse işte onlar da zalimlerin ta kendileridir.
Bu ayet, müminlere iman-küfür ayrımında net bir duruş sergilemelerini emretmekte, akrabalık bağlarının iman bağına tercih edilmemesi gerektiğini vurgulamaktadır. Temel olarak 'iman', 'küfür', 'velayet' ve 'zulüm' kavramları üzerinden müminlerin kimlerle dostluk kurması gerektiği ve bunun sonuçları açıklanmaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İman, kalben tasdik, dil ile ikrar ve organlarla amel etmektir. Ayetteki 'âmenû' ifadesi, Allah'ın birliğini ve peygamberin risaletini tasdik eden, bu tasdikiyle güven ve emniyet bulan kimseleri ifade eder. Bu, sadece bir bilgi değil, aynı zamanda bir teslimiyet halidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutu'ya göre 'iman' (emn kökünden), bir şeye güvenmek, kendini emniyette hissetmek ve bu güvene dayalı olarak bir şeye bağlanmaktır. Kur'an'da bu kavram, Allah'a ve O'nun gönderdiklerine duyulan mutlak güveni ve bu güvenin getirdiği iç huzuru ifade eder. Ayetteki kullanımı, müminlerin bu güven bağını her şeyin üzerinde tutmaları gerektiğini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ittihaz' fiilinin bir şeyi kendine mal etmek, onu bir sıfat veya konum olarak benimsemek anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'lâ tettehizû' ifadesi, babaları ve kardeşleri, küfrü imana tercih etmeleri durumunda, dost ve sırdaş edinmekten, onlara velayet vermekten men etmeyi ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'ittihaz' fiilinin, bir şeyi kendine özgü kılmak, onu bir şeye dönüştürmek veya ona bir statü vermek anlamında kullanıldığını açıklar. Burada, küfrü tercih eden akrabaları 'evliyâ' (dostlar/veliler) olarak benimsememek, yani onlara müminlere gösterilmesi gereken yakınlığı ve desteği göstermemek emredilmektedir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'velî' kelimesinin 'yakınlık' ve 'yardım' anlamlarını taşıdığını belirtir. 'Evliyâ' ise bu yakınlık ve yardımın çoğuludur. Ayetteki kullanımı, küfrü imana tercih eden kimselerle, müminlerin birbirlerine gösterdiği türden bir yakınlık ve dayanışma içine girilmemesi gerektiğini ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'velayet' kavramının sevgi, yardım, yakınlık ve işleri üstlenme anlamlarını içerdiğini açıklar. 'Evliyâ' kelimesi, burada müminlerin sırlarını paylaşacağı, onlara destek olacağı ve işlerini emanet edeceği kimseleri ifade eder. Ayet, bu tür bir velayetin iman esaslarına aykırı olanlara verilmemesi gerektiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'velayet' kavramının Kur'an'da 'koruyucu dostluk' veya 'himaye' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu, sadece bir arkadaşlık değil, aynı zamanda bir himaye ve destek ilişkisidir. Ayetteki 'evliyâ' kelimesi, müminlerin kendi aralarındaki dayanışma ve koruma bağını ifade eder ve bu bağın küfrü tercih edenlere uzatılmaması gerektiğini emreder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'küfr'ün asıl anlamının bir şeyi örtmek olduğunu, bu nedenle nankörlüğe ve imanı örtmeye de 'küfr' denildiğini belirtir. Ayetteki 'el-küfr' kelimesi, Allah'ın varlığını, birliğini ve peygamberin getirdiği dini hakikatleri inkar etme halini ifade eder ki bu, imanın zıddıdır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'küfr'ün Kur'an'da genellikle 'iman'ın karşıtı olarak kullanıldığını, hakikati bilerek veya bilmeyerek reddetme, nankörlük etme ve ilahi emirlere karşı gelme anlamlarını taşıdığını ifade eder. Ayette, babaların ve kardeşlerin 'küfrü imana tercih etmeleri' durumu, onların bilinçli olarak hakikati reddetme ve nankörlük etme eğiliminde olduklarını gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'zulm'ün bir şeyi ait olmadığı yere koymak, haddi aşmak ve haksızlık etmek olduğunu belirtir. Ayetteki 'ez-zâlimûn' ifadesi, küfrü imana tercih edenleri dost edinerek Allah'ın emrine karşı gelenlerin, bu davranışlarıyla kendilerine haksızlık ettiklerini ve ilahi sınırları aştıklarını gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'zulm'ün, bir şeyi olması gereken yerden başka bir yere koymak veya bir hakkı sahibine vermemek olduğunu açıklar. Ayette, küfrü tercih edenleri dost edinmek, imanın gerektirdiği velayet ilişkisini yanlış yere koymak anlamına gelir ve bu da kişinin kendine zulmetmesidir, çünkü bu davranışla ilahi rızayı kaybetme riski taşır.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.