Śumme enzela(A)llâhu sekînetehu ‘alâ rasûlihi ve'alâ-lmu/minîne veenzele cunûden lem teravhâ ve'ażżebe-lleżîne keferû(c) veżâlike cezâu-lkâfirîn(e)
Sonra Allah, Resulü ile mü'minler üzerine kendi katından güven duygusu ve huzur indirdi. Bir de sizin göremediğiniz ordular indirdi ve inkar edenlere azap verdi. İşte bu, inkarcıların cezasıdır.
Sonra Allah, Resulünün üzerine ve müminlerin üzerine sekinetini (kalplere huzur veren rahmetini) indirdi ve gözle görmediğiniz ordular indirdi de kendisini tanımayan kâfirleri azaba uğrattı. Ve o kâfirlerin cezası işte budur.
Bu ayet, zor bir durumun ardından Allah'ın müminlere ve Peygamberine verdiği manevi desteği, görünmez yardımı ve inkarcılara uyguladığı cezayı anlatmaktadır. Ayet, ilahi müdahalenin ve adaletin tecellisini vurgulayan temel kavramlar içermektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nüzûl (نزول), yüksek bir yerden aşağıya inmek demektir. Allah'ın 'enzelle' (أنزل) fiili, hem maddi şeylerin (yağmur gibi) indirilmesi hem de manevi şeylerin (vahiy, sekîne gibi) gönderilmesi için kullanılır. Ayetteki 'sekînet' ve 'cünûd' için kullanılması, Allah'ın bu şeyleri kudretiyle var edip kullarına ulaştırması anlamındadır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İnzâl (إنزال), bir şeyi yüksekten alçağa indirmektir. Kur'an'da bu fiil, Allah'ın rahmetini, azabını, kitabını veya meleklerini göndermesi gibi çeşitli bağlamlarda geçer. Ayetteki 'sekînet' ve 'cünûd' için kullanılması, Allah'ın bu lütufları ve yardımları kullarına ulaştırması, onları desteklemesi anlamını taşır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Sekîne (سكينة), kalbe inen bir sükûnet ve itminandır ki, korku ve endişeyi giderir. Ayetteki kullanımı, savaşın zorlu anında Allah'ın Peygamber ve müminlerin kalplerine indirdiği manevi bir destek ve huzur olarak açıklanır, bu da onların sebat etmelerini sağlamıştır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sekîne (سكينة), kalpteki sükûnet ve itminandır. Allah'ın 'sekînetini indirmesi', kalplere huzur ve güven vermesi demektir. Bu ayette, zorlu bir durumun ardından müminlerin kalplerine inen ilahi bir yatışma ve güven duygusu olarak ifade edilir, bu da onların direncini artırmıştır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Sekîne kavramı, Kur'an'da genellikle Allah'ın müminlerin kalplerine indirdiği ilahi bir huzur ve sükûnet olarak geçer. Özellikle zor zamanlarda, korku ve endişenin yerini alan bir iç dinginlik ve güven duygusunu ifade eder. Bu ayette, savaşın getirdiği karmaşa ve korkunun ardından gelen ilahi bir yatışma ve moral desteği olarak yorumlanır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Cünûd (جنود), askerler demektir. Kur'an'da Allah'ın cünûdu, bazen melekler, bazen de Allah'ın emriyle hareket eden görünmez güçler olarak gelir. Ayetteki 'görmediğiniz askerler' ifadesi, müminlere yardım eden, ancak insan gözüyle algılanamayan ilahi kuvvetlere işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Cünd (جند), bir topluluktur. Cünûd (جنود) ise askerler ve yardımcı kuvvetlerdir. Allah'ın cünûdu, O'nun emriyle hareket eden ve O'nun iradesini gerçekleştiren her türlü güçtür. Bu ayetteki 'görmediğiniz cünûd', müminlere destek olan melekler veya başka ilahi kuvvetler olarak anlaşılır, bu da Allah'ın kudretinin bir göstergesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Küfr (كفر), bir şeyi örtmek demektir. Şeriat dilinde ise Allah'ın nimetlerini örtmek, yani nankörlük etmek ve Allah'ın birliğini, peygamberlerini veya ayetlerini inkâr etmek anlamına gelir. Ayetteki 'kefarû' (كفروا) fiili, Allah'ın hakikatini ve gönderdiği mesajı reddedenleri ifade eder ve bu reddedişin bir sonucu olarak azaba uğratılacaklarını belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Küfr kavramı, Kur'an'da sadece 'inanmamak' değil, aynı zamanda 'nankörlük etmek', 'gerçeği örtmek' ve 'Allah'ın lütuflarını inkâr etmek' gibi geniş bir anlam yelpazesine sahiptir. Bu ayette, Allah'ın Peygamberine ve müminlere verdiği desteğe rağmen, ilahi hakikati reddeden ve düşmanlık eden kişileri tanımlar, bu da onların cezalandırılmasının temel sebebidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Azâb (عذاب), bir şeyi engellemek veya bir şeyi tatlılıktan mahrum bırakmak anlamındadır. Şeriat dilinde ise, nefse acı veren, sıkıntı veren her türlü cezadır. Ayetteki 'azzabe' (عذب) fiili, Allah'ın inkarcılara dünyada yenilgi ve sıkıntı, ahirette ise cehennem azabı ile karşılık vermesini ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Azâb (عذاب), bir şeyi tatlılıktan uzaklaştırmak ve acı vermektir. Kur'an'da bu kelime, Allah'ın günahkarlara ve inkarcılara uyguladığı cezayı ifade eder. Ayetteki kullanımı, inkarcıların küfürleri ve düşmanlıkları sebebiyle Allah tarafından cezalandırılmalarını, onlara sıkıntı ve acı yaşatılmasını belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Cezâ (جزاء), bir fiilin karşılığıdır; iyilik için ödül, kötülük için ceza olabilir. Ayetteki 'cezâü'l-kâfirîn' (جزاء الكافرين) ifadesi, inkarcıların küfürleri ve düşmanlıkları sebebiyle hak ettikleri karşılığın, yani azabın kendisi olduğunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Cezâ kelimesi, Kur'an'da yapılan amellerin sonucunu ifade eder. Bu sonuç, iyi ameller için mükafat, kötü ameller için ise cezadır. Ayetteki bağlamda, inkarcıların küfür ve düşmanlıklarının doğal ve kaçınılmaz sonucu olarak Allah'ın onlara uyguladığı azabın, onların 'cezası' olduğunu belirtir, bu da ilahi adaletin tecellisidir.
Tevbe Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Summe enzela(A)llâhu sekînetehu alâ rasûlihi ve’alâ-lmu/minîne veenzele cunûden lem teravhâ ve’azzebe-llezîne keferû vezâlike cezâu-lkâfirîn(e) Sonra Allah, Resûlü ile mü’minler üzerine kendi katından güven duygusu ve huzur indirdi. Bir de sizin göremediğiniz ordular indirdi ve inkâr edenlere azap verdi. İşte bu, inkârcıların cezasıdır. (9/26)
Bu âyet ve “Görünmez ordular” hakkında Mesnevi-i şerif yorumu;
3856. Aklının eşyası seninle beraberdir ve akılsın ki "Cünâden lem terevha”[24]dan gafilsin.
“Aklın eşyâsı”ndan murâd, akla taalluk eden tekâlîf ve âdâb-ı muâşeret ve insanlığa muktezî ahvâldir. Bunlara riâyet eden kimse, halk arasında âkil görünür, (Tevbe, 9/26) [“Görmediğiniz orduları”] ile Huneyn ve Hendek muharebelerindeki nusret-i ilâhiyyeye işâret buyrulur. Huneyn muhârebesine âid olan sûre-i Tevbe’de vâki’ âyet-i kerîme budur: (Tevbe, 9/25-26) Ya’ni “Allah Teâlâ size mevâtın-ı kesîrede yardım etti; sizin çokluğunuz size ucüb getirdi, çokluğunuz size fâide vermedi. Arz genişliğiyle berâber size dar geldi, sonra arkanıza dönüp gittiniz. Hezimetten sonra Allah, Resûlü üzerine ve mü’minler üzerine sekîneti ve it- mi’nânını indirdi; ve görmediğiniz orduyu indirdi ve kâfirleri ta’zîb etti; ve işte bu kâfirlerin cezâsıdır.” Bu muhârebe Mekke’nin fethinden sonra vâki’ oldu, İslâm’ın adedi on dört bin ve müşriklerin adedi dört bin idi. Ensârdan Seleme bin Selâme dedi ki: “Biz bu kadar çok askerle mağlûb olmayız.” Resûl-i zîşân Efendimiz onun bu sözünden müteellim oldular. Ve sonra İslâm’a evvelen hezîmet vâki oldu, sonra Server-i âlem Efendimiz bir avuç ufak taşlar alıp küffara serptiler; bunun üzerine Hak Teâlâ onlara korku verdi ve melâike-i kirâm gönderdi, küffar mağlûb oldu. Ve Hendek muhârebesine âid olan sûre-i Ahzâb’da vâki’ âyet-i kerîme de budur: (Ahzâb, 33/9) Ya’ni “Ey mü’minler Allah Teâlâ’nın sizin üzerinize olan ni’me- tini hatırlayın. Size ordu geldiği vakit, biz onların üzerine rüzgân ve sizin görmediğiniz orduyu gönderdik." Bu muhârebede küffâr on bin ve İslâm üç bin kişi idiler. Medîne-i Münevvere’nin etrâfina hendek kazdılar. Ve neticede küffâr mağlûb oldular. Tafsili tefsir kitablanndandır. Ya’ni “Ey kimse, sen insan olmak i’tibâriyle, halk ile olan muâmelen tavr-ı akl dâiresindedir ve ancak havâss-i hamsen ile gördüğünü bilirsin; Allah Teâlâ’nın görünmeyen birçok ordusu vardır ki, aşk dahi o cümledendir.”[25]
Burada İslâm ordusunun 14 bin olduğu bildirilmektedir.
Bedir savaşının mâ’nâsı; Adı da üstünde olduğu gibi, Hz. Rasulülah’ın evvela Arap yarımadasına oradan da bütün dünyaya “Bedir/Ay” gibi parlak Nuru Muhammed’inin resmen doğmaya başladığının ilan ve ifadesiydi.[26]
Huneyn savaşında müslümanların sayısının 14 bin olması ve 4 bin olması tamamı 18.000 eder… Nur-u Muhammedi Hakikatlerinin tüm âlemlerden tüm dünyaya ilan edilmesidir.
“huneyn” sayısal değeri “Ha: 8” “Nun: 50” “Ye: 10” “Nun: 50” dir. Toplarsak (8+50+10+50= 118) dir. Sayısa değerde 18 bin âlem ve onu müşahade eden İnsan-ı Kamil’i vermektedir. Bu gizli ordular 18.000 âlemde mevcut olan insan-ı kamil ordularının varlığıdır.
Dikkat edilmesi gereken husus “çokluğunuz kendinizi beğendirmişti.” “kemmiyet” miktarca çokluk değil, “keyfiyet” niteliktir. Tarikat’a şu sayı bu sayı da adam toplayarak sayısal çokluk elde edilmesi ve kendini beğenir hale gelmek orada nefis mücadelesinde galip geleceği anlamına gelmez. İlim, irfan ve hakikat eğitimi olması “Allah’ın gizli ordular” ile yardımıdır.
Yolumuza Gökyüzü İnsanları Araştırması ile devam edelim.
----- 9 - Tevbe Suresi - Ayet 26 (Mushaf Sırası: 9 - Nüzul Sırası: 113 - Alfabetik: 104) -----
Kû’rân-ı Kerim Türkçe okunuş:
9.26 - Summe enzelallâhu sekînetehû alâ rasûlihî ve alel mué'minîne ve enzele cunûdel lem teravhâ ve azzebellezîne keferû, ve zâlike cezâul kâfirîn.
Diyanet Meali:
9.26 - Sonra Allah, Resûlü ile mü'minler üzerine kendi katından güven duygusu ve huzur indirdi. Bir de sizin “göremediğiniz ordular indirdi” ve inkâr edenlere azap verdi. İşte bu, inkârcıların cezasıdır.
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
9.26 - Sonra Allah, Resulünün üzerine ve mü'minlerin üzerine sekînetini indirdi ve “görmediğiniz ordular indirdi” de kendisini tanımıyanları azaba uğrattı, ve bu işte kâfirlerin cezası.
Rasulün ve Mü’min’lerin üzerine indirilen sekine, mutlak sükûnet huzur ve güvendir. Allah-zat katından indirilmiştir. Ve “görmediğiniz ordular indirdi” O halde alemin başka yerlerinde de böyle topluluklar olması olmayacak bir husus değildir. Bizim dünyamıza, görmediğimiz orduların indirilmesi mümkün oluyor iken, o halde bu gök orduları neden başka dünyalarada ihtiyaç olduğunda indirilmesin? T.B.
NOT= Sekine hakkın da geniş bilgi, (Sure-i Feth-sayfa-39-ayet48-4-) te geniş olarak bulabilirsiniz.[27] T.B.