Veeżânun mina(A)llâhi verasûlihi ilâ-nnâsi yevme-lhacci-l-ekberi enna(A)llâhe berî-un mine-lmuşrikîne(ﻻ) verasûluh(u)(c) fe-in tubtum fehuve ḣayrun lekum(s) ve-in tevelleytum fa'lemû ennekum ġayru mu'cizi(A)llâh(i)(k) vebeşşiri-lleżîne keferû bi'ażâbin elîm(in)
Hacc-ı ekber gününde, Allah ve Resulünden bütün insanlara bir bildiridir: Allah ve Resulü, Allah'a ortak koşanlardan uzaktır. Eğer tövbe ederseniz, bu sizin için hayırlıdır. Ama yüz çevirirseniz, şunu iyi bilin ki, siz Allah'ı aciz bırakabilecek değilsiniz. İnkarcılara, elem dolu bir azabı müjdele!
Ayrıca büyük hac günü Allah ve Rasulü tarafından insanlara bir ilandır ki, Allah da Resulü de müşriklerle yapılan antlaşmalara artık bağlı değildir. Eğer hemen tevbe ederseniz, bu sizin için hayırlıdır. Yok yine tevbeden yüz çevirirseniz biliniz ki, Allah'ı yıldıracak değilsiniz. Kâfirleri acı bir azap ile müjdele.
Bu ayet, Tevbe Suresi'nin önemli bir parçası olup, Allah'ın ve Resulü'nün müşriklerden beri olduğunu ilan etmekte, tevbenin hayrını ve yüz çevirmenin akıbetini bildirmektedir. Dilbilimsel olarak 'ezân', 'berî', 'tübtüm', 'tevelleytüm' ve 'mu'cizî' gibi kavramlar, ayetin temel mesajını oluşturan hukuki, ahlaki ve teolojik boyutları derinlemesine yansıtmaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ezân' kelimesinin kök anlamının 'kulak vermek, dinlemek' olduğunu belirtir. Ayetteki 'ezân', bir şeyi duyurmak, bildirmek anlamında kullanılmıştır. Bu, sadece bir haber vermek değil, aynı zamanda dinlenmesi ve ciddiye alınması gereken resmi bir ilandır. Büyük hac günü yapılan bu ilan, müşriklerle olan ilişkinin sona erdiğini ve yeni bir dönemin başladığını duyurur.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ezân' kelimesini 'ilan' ve 'duyuru' olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, Allah ve Resulü'nün müşriklerden beri olduğunu, yani onlarla olan ahdin bozulduğunu ve artık onlardan uzak durulduğunu açıkça bildiren bir çağrı niteliğindedir. Bu, bir tür 'savaş ilanı' veya 'ilişki kesme ilanı' olarak da yorumlanabilir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ezân' gibi kavramların Kur'an'daki kullanımının, sadece dilsel bir anlam taşımadığını, aynı zamanda teolojik ve hukuki bir bağlamda ele alınması gerektiğini vurgular. Bu ayetteki 'ezân', Allah'ın mutlak otoritesini ve Resulü aracılığıyla insanlara ulaştırdığı kesin hükmü ifade eder. Bu ilan, müşriklerle olan ilişkinin temelden değiştiğini ve artık bir ayrımın söz konusu olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'berî' kelimesinin 'uzaklaşmak, ayrılmak, temize çıkmak' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'Allah berî'un mine'l-müşrikîn' ifadesi, Allah'ın müşriklerin şirkinden ve onların amellerinden tamamen uzak olduğunu, onlarla hiçbir ortaklığının veya sorumluluğunun bulunmadığını vurgular. Bu, bir tür 'ilişkiyi kesme' ve 'sorumluluktan arınma' beyanıdır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'berî' kelimesinin 'bir şeyden ayrılmak, uzaklaşmak ve ondan temizlenmek' anlamlarını taşıdığını ifade eder. Ayetteki bağlamda, Allah'ın müşriklerin şirkinden ve onlarla olan ahitlerinden tamamen arınmış olduğunu, artık onlara karşı herhangi bir yükümlülüğünün kalmadığını bildirir. Bu, müşriklerle olan ilişkinin hukuki ve dini olarak sona erdiğini gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'berî' kelimesinin Kur'an'daki kullanımının, sadece fiziki bir uzaklaşmayı değil, aynı zamanda ahlaki ve teolojik bir ayrılığı da ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'berî', Allah'ın müşriklerin inanç ve eylemlerinden tamamen farklı ve onlardan münezzeh olduğunu, dolayısıyla onlarla bir arada bulunmasının mümkün olmadığını vurgular. Bu, tevhid inancının şirkten kesin bir ayrımını ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'tevbe' kelimesinin 'dönmek' anlamına geldiğini ve Allah'a nispet edildiğinde 'kulun tevbesini kabul etmek', kula nispet edildiğinde ise 'günahından dönmek' anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki 'fe in tübtüm', müşriklerin şirkten ve yanlış yollarından dönerek Allah'a yönelmeleri durumunda bunun kendileri için hayırlı olacağını belirtir. Bu, bir kurtuluş ve af kapısı sunar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'tevbe'nin 'günahı terk edip Allah'a dönmek' olduğunu ifade eder. Ayetteki 'tübtüm' ifadesi, müşriklerin geçmişteki şirk ve düşmanlıklarından vazgeçip İslam'a girmeleri durumunda, Allah'ın onlara karşı olan tutumunun değişeceğini ve bunun onlar için daha iyi bir sonuç doğuracağını bildirir. Bu, bir fırsat ve uyarı niteliğindedir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'tevbe' kavramının Kur'an'daki merkeziyetini vurgular. Ona göre 'tevbe', sadece bir pişmanlık değil, aynı zamanda bir 'yön değiştirme', 'dönüş' ve 'yeniden yapılanma'dır. Ayetteki 'tübtüm', müşriklerin eski yaşam tarzlarını ve inançlarını terk ederek Allah'ın belirlediği doğru yola girmeleri gerektiğini, bunun onların dünya ve ahiretleri için en hayırlı seçenek olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'tevellâ' fiilinin 'yüz çevirmek, sırt dönmek, arkasını dönmek' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 've in tevelleytüm', müşriklerin tevbe etmeyip Allah'ın çağrısından ve Resulü'nün getirdiği haktan yüz çevirmeleri durumunda karşılaşacakları akıbeti haber verir. Bu, bir uyarı ve tehdit içerir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'tevellâ' fiilinin 'bir şeyden uzaklaşmak, ondan yüz çevirmek' anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'tevelleytüm', müşriklerin Allah'ın hükmüne ve tevhid davetine karşı direnmeleri, onu kabul etmemeleri durumunda, bunun kendileri için kötü sonuçlar doğuracağını açıklar. Bu, Allah'ın kudretine karşı gelmenin beyhude olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'tevellâ'nın 'bir şeyden yüz çevirip başka bir şeye yönelmek' veya 'bir şeyi terk etmek' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'tevelleytüm', müşriklerin tevbe etme fırsatını reddederek eski hallerinde ısrar etmeleri, yani Allah'ın emrinden yüz çevirmeleri durumunda, Allah'ı aciz bırakamayacaklarını ve cezadan kurtulamayacaklarını ifade eder. Bu, ilahi adaletin kaçınılmazlığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'aciz' kelimesinin 'güç yetirememek, zayıf kalmak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'gayru mu'cizî Allah', müşriklerin Allah'ın iradesine ve kudretine karşı gelemeyeceklerini, O'nu asla aciz bırakamayacaklarını vurgular. Onların yüz çevirmesi, Allah'ın planını veya hükmünü değiştirmeyecektir; aksine kendi aleyhlerine olacaktır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'mu'ciz' kelimesinin 'aciz bırakan, engel olan' anlamında kullanıldığını açıklar. Ayetteki 'gayru mu'cizî Allah' ifadesi, müşriklerin ne kadar direnirlerse dirensinler, Allah'ın takdirini ve hükmünü engelleyemeyeceklerini, O'nun kudretinin her şeyin üstünde olduğunu ve cezalandırma gücüne sahip olduğunu belirtir. Bu, Allah'ın mutlak gücünü ve egemenliğini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'aciz' kökünden türeyen kelimelerin Kur'an'da genellikle Allah'ın kudretinin sınırsızlığını ve insan acizliğini vurgulamak için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'mu'cizî', müşriklerin Allah'ın azabından kaçamayacaklarını, O'nun hükmünü boşa çıkaramayacaklarını ve O'nun gücüne karşı koyamayacaklarını ifade eder. Bu, ilahi cezanın kaçınılmazlığını ve Allah'ın mutlak adaletini pekiştirir.
Tevbe Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Veezânun mina(A)llâhi verasûlihi ilâ-nnâsi yevme-lhacci-l-ekberi enna(A)llâhe berî-un mine-lmuşrikîne verasûluh(u) fe-in tubtum fehuve hayrun lekum(s) ve-in tevelleytum fa’lemû ennekum ġayru mu’cizi(A)llâh(i) vebeşşiri-lleżîne keferû bi’azâbin elîm(in) Hacc-ı ekber gününde, Allah ve Resûlünden bütün insanlara bir bildiridir: Allah ve Resûlü, Allah’a ortak koşanlardan uzaktır. Eğer tövbe ederseniz, bu sizin için hayırlıdır. Ama yüz çevirirseniz, şunu iyi bilin ki, siz Allah’ı âciz bırakabilecek değilsiniz. İnkârcılara, elem dolu bir azabı müjdele! (9/3)
Hacc-ı Ekber Günü, Kurban bayramının birinci günü (Zilhicce'nin 10. günü)dür.
Nitekim Abdullah b. Ömer'den -Allah ondan ve babasından râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, o şöyle demiştir:
"Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- hac yaptığı yılın haccında cemrelerin arasında durdu ve şöyle buyurdu:
- Bugün hangi gündür?
(Sahâbe):
- Nahr (kurban bayramının birinci) günüdür, dediler.
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu ki:
- Bugün, Hacc-ı Ekber (Büyük Hac) günü'dür."
(Sünen-i Ebî Davud; hadis no: 1945. Elbânî, "Sahih-i Ebî Davud"; hadis no: 1700'de hadisin sahih olduğunu belirtmiştir.) Ebu Hureyre'den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, o şöyle demiştir:
"Ebu Bekir -Allah ondan râzı olsun- Nahr (kurban bayramının birinci) günü Minâ'da ilân yapacak kimseler arasında beni de gönderdi: Artık bu yıldan sonra hiçbir müşrik hac yapamayacak ve hiç kimse de Beytullah'ı (Kâbe'yi) çırılçıplak tavaf edemeyecektir. Hacc-ı Ekber günü de, Nahr günü (kurban bayramının birinci günü)dür. Hacc-ı Ekber (büyük hac) denilmesinin sebebi; insanların Hacc-ı Asğar (küçük hac) demelerinden dolayıdır.Ebu Bekir o yıl, insanlara antlaşmalarının bozulduğunu ilân etti. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hac yaptığı Vedâ haccı yılında hiçbir müşrik hac yapmadı." (Buhârî; hadis no: 369).
Arafat'ta durmak (vakfe), Müzdelife'de gecelemek, (bayramın birinci gününün) gündüzünde Akabe cemresine taşları atmak, kurban kesmek (nahr), saçları traş etmek, Farz (Ziyâret) tavafı yapmak ve Sa'y etmek gibi hac ile ilgili amellerin bu günde olması sebebiyle Nahr günü, Hacc-ı Ekber günüdür. Hac günü; zamandır. Hacc-ı Ekber ise, Hac gününde yapılan ameldir. Kur'an-ı Kerim'de de Hacc-ı Ekber günü zikredilmiştir.[9]
Kûrb’an bayramı bilindiği gibi 4 gündür. Bu günler ise Ef’al, Esmâ, Sıfât ve Zât mertebelerini bildirmektedir.
Hacc-ı Ekber günü kurb’an bayramının ilk günü olduğu için Ef’al mertebesinden Allah ve Resülünden yani “Uluhiyet ve Risalet” mertebesi ortak koşanlar tevhid akidesine aykırı davrananlardan uzaktır. Çünkü tüm zuhurlar hakk’ın zuhurudur. Ortak koşanlar bunu sadece ka’be-de bulunan putlara hasretmişler ve onlara ilahlık özelliği vermişlerdir.
Eğer tövbe ederseniz yani bundan vazgeçip kendi vücudunun ve âlemin vücudunun hakk’ın vücudundan başka bir şey olmadığını kabul ve ikrar ederseniz.
Eğer bundan yüz çeviriseniz vehimi ve hayali vücudunuza varlık verip enaniyet içinde hayali yaşamınız içinde var olmaya devam etmek isterseniz. Siz, Allah’ı-Uluhiyet mertebesini aciz bırakacak değilsiniz ki asıl aciz olanlar kendilerine hayali varlık verenlerdir. Aslı yoktur. Bu yüzden hakkı inkar edenleri elim bir azap ile risalet mertebesinden müdelemesini Ahadiyet mertebesi haber vermektedir.