İçeriğe atla
Tevbe 47Cüz 10 · Sayfa 194

Tevbe Sûresi 47. Âyet

التوبة

Sohbete sor

Lev ḣaracû fîkum mâ zâdûkum illâ ḣabâlen veleevda'û ḣilâlekum yebġûnekumu-lfitnete vefîkum semmâ'ûne lehum(k) va(A)llâhu ‘alîmun bi-zzâlimîn(e)

Eğer onlar da sizin içinizde (sefere) çıksalardı, size bozgunculuktan başka bir katkıları olmayacak ve sizi fitneye düşürmek için aranızda koşuşturacaklardı. Aranızda onları dinleyecek kişiler de vardı. Allah, zalimleri hakkıyla bilendir.

Tevbe Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Lev haracû fîkum mâ zâdûkum illâ habâlen veleevda’û hilâlekum yebgûnekumu-lfitnete vefîkum semmâ’ûne lehum va(A)llâhu alîmun bi-zzâlimîn(e) Eğer onlar da sizin içinizde (sefere) çıksalardı, size bozgunculuktan başka bir katkıları olmayacak ve sizi fitneye düşürmek için aranızda koşuşturacaklardı. Aranızda onları dinleyecek kişiler de vardı. Allah, zalimleri hakkıyla bilendir. (9/47)


Bu tür kişilerin sefere çıktığı zaman sağlam topluluğu nasıl ifsad edeceği Mesnevi-i Şerif beyitlerinde anlatımıyla;

4008. Zirâ ki Hak: "Zadûküm habâlen” buyurdu ki, zayıf rüfekâdan varakı döndür!

“Bu beyt-i şerîfde, sûre-i Tevbe’de vâki (Tevbe, 9/47) “Eğer onlar sizinle berâber çıksalar,” ancak mekr ve gadr artırırlar idi. Sizin aranızda fitne ve muhâlefet bırakmak isterler idi ve casusluk edip sizin kelâmınızı onlara nakl ederler idi; Allah Teâlâ zâlimleri bilir” âyet-i kerîmesine işâret buyrulur. Ya’ni “Hak Teâlâ hazretleri, cihâd-ı asgar hakkında zaîfü’l-kalb olan arkadaşlardan kalbinin sahîfesini çevir, buyurdu. Binâenaleyh bu emrin cihâd-ı ekber olan nefis ve şeytan ile olan muharebeye de tatbiki îzâha muhtaç değildir. Tarîk-i Hakk’a sülük emrinde de kaviyyu’l-kalb rüfekâ lâzımdır.

4009. Zîrâ onlar size refik olurlar ise, gaziler saman gibi içsiz olurlar.

Ya’ni “Bu zaîfu’l-kalb olanlar emr-i mücâhedede size refik olurlar ise, düşman ile veyâ nefis ve şeytan ile gazâ edenler, saman çöpünün nasıl içi ve özü yoksa, onların da kuvve-i ma’neviyyeleri zâil olup içsiz ve cevhersiz olurlar ve netîcede dahi mağlûbiyet vâki’ olur.”

4010. Kendilerini sizin ile hem-saf ederler, sonra kaçarlar ve saffın kalbini kırarlar.

O zayıf kalbli olan kimseler, kendilerini sizinle berâber bir saffa koyarlar, sonra iş fıiliyâta gelince kaçarlar ve saffm kalbi olan sizlerin kuvve-i ma’ne- viyyelerini de bozarlar.

4011. Binâenaleyh bu nefersiz biraz sipâhî iyidir ki, ehl-i nifak ile müctemi' gele.

Ya’ni “Bu korkak münâfik cemâati olmaksızın, biraz asker, ehl-i nifâk ile içtimâ’ eden askerden iyidir.”

4012. İyi seçilmiş az badem, acı ile karışmış çokluktan iyidir.

“Bîhte”, elenmiş demektir, burada seçilmiş ve aynlmış ma’nâsma gelir. Ya’ni “İyice seçilmiş az mikdardaki tatlı bâdem, acı bâdem kanşık olan çok mikdardaki bâdemden iyidir.”

4013. Acı ve tatlı gerçi sûretde bir şeydirler; naks o cihetden vâki' oldu ki, hem-dil değildirler.

“Mü’min ile münâfik ve acı bâdem ile tatlı bâdem, sûret i’tibâriyle birbirir nin mümâsilidir, aralarındaki eksiklik bâtınlannm ve içlerinin bir olmamasından vâki’ oldu.” Zîrâ mü’minin kalbinde îmân ve münâfıkın kalbinde ise inkâr duygulan vardır; ve îmân inkânn zıddıdır. Ve kezâ acı, tatlının zıddıdır.[50]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)