Kul enfikû tav'an ev kerhen len yutekabbele minkum(s) innekum kuntum kavmen fâsikîn(e)
Yine de ki: "İster gönüllü, ister gönülsüz olarak harcayın, sizden asla kabul olunmayacaktır. Çünkü siz fasık bir topluluksunuz."
O münafıklara şunu da de ki; gerek isteyerek, gerek istemeyerek infak edip durun. O infak ettikleriniz sizden hiçbir zaman kabul edilmeyecektir. Çünkü siz fasık bir kavimsiniz.
Tevbe Suresi 53. ayet, münafıkların infaklarının Allah katında kabul görmeyeceğini vurgulamaktadır. Ayet, infakın niyet ve samimiyetle ilişkisini, kabul edilmeme nedenini ve fasıklık kavramının bu bağlamdaki derinliğini dilbilimsel olarak ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nefak (نفق) kelimesi, bir şeyin tükenmesi, bitmesi anlamına gelir. İnfak (إنفاق) ise malı harcamak, tüketmek demektir. Ayetteki 'enfiku' emri, münafıkların zahiren infak etmelerini ifade eder, ancak bu infakın batıni niyet eksikliği nedeniyle kabul edilmeyeceği belirtilir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): İnfak, malı harcamak ve tüketmektir. Burada emir kipiyle gelmesi, bir teklif veya meydan okuma anlamı taşır; yani 'harcayın bakalım, nasıl olsa kabul edilmeyecek' manasındadır. Bu, onların infakının boşuna olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İnfak, Kur'an'da genellikle Allah yolunda mal harcamayı ifade eder ve bu, imanın bir göstergesi olarak kabul edilir. Ancak bu ayette, infakın sadece maddi bir eylemden ibaret olmadığı, niyetin ve kalbin temizliğinin de önemli olduğu vurgulanır. Münafıkların infakı, bu içsel boyuttan yoksun olduğu için değersizdir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Tav' (طوع), isteyerek, gönüllü olarak bir şeyi yapmaktır. Ayetteki 'tav'an', münafıkların dışarıdan gönüllü gibi görünseler bile, içlerinde bir isteksizlik ve riya barındırdıklarını ima eder. Bu, onların infakının samimiyetten uzak olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Tav' (طوع), bir şeye kolayca ve isteyerek boyun eğmektir. 'Tav'an' kelimesi, münafıkların infak ederken dışarıdan gösterdikleri gönüllülüğün, aslında içsel bir zorlamadan veya riyadan kaynaklandığını, gerçek bir teslimiyet olmadığını belirtir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Kerh (كره), bir şeyi istemeyerek, zoraki yapmaktır. Ayetteki 'kerhen', münafıkların infaklarının içsel bir isteksizlik ve zorlama ile yapıldığını, bu nedenle de Allah katında bir değer taşımadığını ifade eder. Bu, onların niyetlerinin bozukluğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Kerh (كره), nefsin bir şeyi istememesi, ondan hoşlanmamasıdır. 'Kerhen' kelimesi, münafıkların infaklarının, dış baskı veya gösteriş amacıyla yapıldığını, kalplerinde bir rıza ve hoşnutluk olmadığını açıkça ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kabul (قبول), bir şeyi almak, benimsemek ve ona razı olmaktır. Ayetteki 'len yutekabbel' ifadesi, münafıkların infaklarının Allah tarafından asla kabul edilmeyeceğini, yani Allah'ın ondan razı olmayacağını kesin bir dille belirtir. Bu, amelin sadece zahiri değil, batıni niyetle de ilişkili olduğunu gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Kabul, bir şeyin hoşnutlukla alınmasıdır. Burada fiilin meçhul (edilgen) yapıda gelmesi, kabul edenin Allah olduğunu ve O'nun bu infaktan razı olmadığını vurgular. Münafıkların infakı, Allah'ın rızasını kazanmaktan uzak olduğu için değersizdir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Fısk (فسق), bir şeyin sınırından dışarı çıkmak demektir. Özellikle dinde, Allah'ın emirlerine itaatten çıkmak, doğru yoldan sapmaktır. Ayetteki 'fasikîn' kelimesi, münafıkların Allah'ın koyduğu sınırları aşan, O'nun emirlerine içtenlikle uymayan bir topluluk olduğunu ve bu nedenle amellerinin kabul edilmediğini açıklar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Fısk, Kur'an'da genellikle Allah'a karşı isyan ve itaatsizliği ifade eden merkezi bir kavramdır. Fasıklar, Allah'ın ahdini bozan, O'nun yolundan sapan kişilerdir. Bu ayette münafıkların 'fasık' olarak nitelendirilmesi, onların infaklarının kabul edilmemesinin temel nedeninin, Allah ile olan ahitlerini bozmuş olmaları ve samimiyetten uzak olmaları olduğunu gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Fısk, şeriatın dışına çıkmak, itaatten uzaklaşmaktır. 'Fasıkîn' ifadesi, münafıkların sadece bir eylemde değil, genel olarak dinî ve ahlaki çizgiden sapmış bir karakter sergilediklerini, bu nedenle de yaptıkları hayır gibi görünen amellerin bile Allah katında bir değer taşımadığını belirtir.
Tevbe Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Kul enfikû tav’an ev kerhen len yutekabbele minkum innekum kuntum kavmen fâsikîn(e) Yine de ki: “İster gönüllü, ister gönülsüz olarak harcayın, sizden asla kabul olunmayacaktır. Çünkü siz fasık bir topluluksunuz.” (9/53)
53. Âyetler hakkında yapmış olduğum çalışmadaki yorumu buraya almak uygun olacaktır.
(9/53-) – “De ki: İster gönüllü verin ister gönülsüz, sizden (sadaka) asla kabul olunmayacaktır. Çünkü siz yoldan çıkan bir topluluk oldunuz."
Âyetin zâhirinden mudil yaşantısı üzere olanların vermiş oldukları kabul olunmayacağı bildirilmektedir. Bunu âyeti irfâniyet açısından incelemeye çalışırsak;
Şeriat ve tarîkât anlayışında olanların, ihtiyaç sahiplerine yaptıkları yardımlar sevap olarak addedilmekte ve Cenâb-ı Hakk (c.c.) tarafından mükafatlandıralacağı anlayışıdır. Bu mertebeye göre doğrudur. Tas tamam yerinde bir davranıştır…
Ama kişi Hakîkat mertebesinde yaşıyorsa ve ihtiyaç sahibi gördüğü kişiye acıyıp yardım ediyorsa, Cenâb-ı Hakk (c.c.)’a karşı sorumlu olabilir. Cenâb-ı Hakk (c.c.) ben bu kulumu bu hâl üzere görmek istiyordum. Ben bu kuluma ihtiyacımı veremez miydim? Sen benim işime ne karışıyorsun sorularına muhatap olunabilir. Marifet mertebesinde yaşayan kişide gönlüne sorar ver derse verir, verme derse vermez.
Efendi Babam bir hatırasını bu konu ile bağlantılı olduğu için kendi ağzından aktardığı gibi hatırımızda kalanları yazalım.
Bursa’ya Nüket Hanım ve çocuklarla gitmiştik. Henüz çocuklar o zaman küçüklerdi. Kültür parkta dolaşmıştık ve vakit akşam olmuştu. Yanımıza yanaşan ve elinde sakız satan çocuk elinde kalan son sakızları bize satmak istiyordu. Amca ne olursun al evime gidiyim diyordu. Evladım ihtiyacımız yok dedikçe ısrarını devam ettiriyordu. En sonunda “Benim” için al” deyince, Cenâb-ı Hakk (c.c.)’ın bizatihi almamı istediğini anlayıp, çocuğun elinde ne varsa aldık. Çocuk sevinçle parayı aldı ve uzaklaştı…[56]
İşte irfan ehlini gönlünden vuran kelime “Benim için”, yorumunu okuyanlara bırakıyorum.[57]