İçeriğe atla
Tevbe 57Cüz 10 · Sayfa 196

Tevbe Sûresi 57. Âyet

التوبة

Sohbete sor

Lev yecidûne melceen ev meġârâtin ev muddeḣalen levellev ileyhi vehum yecmehûn(e)

Eğer sığınacak bir yer veya (gizlenecek) mağaralar yahut girilecek bir delik bulsalardı, hemen koşarak oraya kaçarlardı.

Tevbe Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Lev yecidûne melceen ev megârâtin ev muddehalen levellev ileyhi vehum yecmehûn(e) Eğer sığınacak bir yer veya (gizlenecek) mağaralar yahut girilecek bir delik bulsalardı, hemen koşarak oraya kaçarlardı. (9/57)


Mesnevi-i Şerif beyitlerinde bu delik hakkında;

2777. Onu ki Mûsâ asâ gördü, halbuki değildi, ejderhâ idi, onun sırrı dudak açtı.

“Mûsâ (a.s.) bir peygamber-i âlîşân iken elinde tuttuğu asâyı hiss-i zâhirin galebesi sebebiyle asâ gördü. Halbuki o asânın sırn bu vücûd-i izâfî âleminde göründüğü gibi değil idi. Bir büyük ejderhâ idi ki, onun vasfı bu cildin ibtidâlannda geçti. O asânın sırrı ve iç yüzü vakti gelince asâlık ve değneklik nikabını yüzünden kaldırdı ve ağız açtı.” Şeyh-i Ekber buyururlar ki: “Burada ayn-ı vâhidenin ancak sûrede zuhûru vardır. O ayn-ı vâhide, asâ sûreti libâsı ile zâhir olduğu vakit asâdır ve yılan sûretinde zâhir olduğu vakit dahi yılandır, ya’ni bu isimler ile yâd olunur. Bunun için Allah Teâlâ hazretleri asâ hakkında (Tâhâ, 20/21) “Biz onu evvelki sîretine iâde ederiz" buyurdu; ve “sîret”, maddî meslek ve gidiş ma’nâsına olup, o ayn-ı vâhidenin bu vücûd-i izâfî âlemindeki sîreti dahi asâ sûretinde görünmek idi. Avn-ı vâhide, yılanlık vazifesini îfâ ettikten sonra Hak Teâlâ onu evvelki sûretine, ya’ni asâ sûretine iâde buyurdu. Binâenaleyh buradaki ihtilâf ancak sîret ve sûrettedir. Bu sûretlerin hakîkat-i kabilesinde değildir. İşte asânın sırrı bu idi." İmdi ey sırdan ve hakâik-ı eşyâdan câhil olan kimse, bir nebiyy-i zîşânın hâli böyle olur ve Hak Teâlâ bildirmedikçe hakâik-i eşyâya muttali olamaz ise, bak senin hâlin ne olur?

2778. Mâdemki böyle bir şâh değneğin sırrını bilemez, sen bu tuzağın ve tânelerin sırrını ne bilirsin?

Mûsâ (a.s.) gibi böyle bir şâh-ı nübüvvet elindeki asânın sımnı ve iç yüzünü bilemezse, bu dünyâ tuzağının sırnnı ve içindeki suver-i muhtelife tânelerinin sırrını sen ne bilirsin ki, kâr-ı İlâhî hakkında durûb-i emsâl irâdına cesâret edersin!

2779. Vaktaki Mûsâ'nı gözü meselde galat oldu, bir fuzûlî sıçan nasıl delik yapar?

“Mesel”, burada temsîl ma’nâsınadır. “Müddehal”, delik demektir. Nitekim âyet-i kerîmede (Tevbe, 9/57) “Eğer sığınacak bir yer yâhut mağaralar veya bir delik bulsalardı, koşarak o tarafa yönelip giderlerdi.” buyurulmuştur.

Ya’ni “Mûsâ (a.s.)ın his gözü, asânın sırnnı ve hakikatini kendi hayâline ve ilmine değnek ve asâ sûretinde nakş ve temsîl etmekte galata düştü ve Hak Teâlâ hazretleri tarafından (Tâhâ, 20/17) “Yâ Mûsâ sağ elindeki şey nedir?” hitâbı vâki’ olduğu vakit: (Tâhâ, 20/18) ya’ni “Yâ Rab o asâdır, ben onun üzerine dayanırım ve onunla koyunlarıma yaprak kopanın ve benim için onda dîger hâcetler vardır” diye cevâb verdi. Binâenaleyh elindeki asânın kat’iyyen asâ olduğuna hükmetti ve sırrından gafil oldu. Bu böyle olunca bir fuzûlî, ya’ni vazifesinden hâriç bir işe karışan ve hırs-ı dünyâya mağlûb olmak i’tibâriyle sıçan mesâbesinde bulunan bir kimse, eşyânın hakikati ve esrârı tarafına nasıl delik açabilir?”[59]

İşte bu mağara ve deliği açabilmek için seyri sülük eğitimi içine dahil olmak gerekir.

Dünyaya gelip çocukluk devresini geçirerek buluğa ve bedeni kemale eren kimse gaflet ile bir ömür geçirmek istemeyip, manevi olgunluğa erişmek istiyorsa evvela şer-i ahkamın icablarını yerine getirmesi gerekecektir.

Kişi dünyaya geldiği andan hatta daha evvelki geçirmiş olduğu ahvaldan Hakk yoluna döndüğü yine kadar bir sürü suni bilgi ve alışkanlıklara sahip olmuş olur. Aslında olan safiyet çok derinlerde kalmıştır ve onun üstüne sayılamıyacak kadar yanlış ve çok lüzumsuz şeyler dolmuştur. İşte bu lüzumsuz şeylerden kurtulmanın yolu (لأ) “lâ” dan geçmekle olur.

( لَا) “lâ” ya ulaşmak[60]

Aslında (لأ) “lâ” dan geçmek bir tarafa (لأ) “lâ” ya ulaşmak büyük bir maharettir. Çünkü o Allah’ın zatına giden bir kapı hem de çok büyük bir kapıdır. Onun önüne gelince insan ne yapacağını, nasıl o kapıda kendine yer ve yol bulacağını şaşırır. Çünkü iki tarafı da birbirine benzeyen (لا) “lâm elif” ile karşılaşmıştır. Ortadan () “lâm”ı kaldırırsa (ُ) “elif” kalır; (ُ) “elif”i kaldırırsa () “lâm” kalır. Ayrıca onları birbirinden ayırmak da mümkün değildir. Ayakları birbirine öyle karışmışlardır, ki adeta çaprazlama ikiye katlanmış “tek” gibidirler.

Sağ uçtan aşağı insen, çizgiye devam edip sol uçtan çıksan o zaman soldaki “elif lam” olur. Yok eğer sol uçtan aşağı inip, sağ uçtan geriye yukarıya çıksan gene soldaki “elif lam”, sağdaki “lâm elif” olur ama okumaya ters düşer. Bu sefer “elif lam” şeklinde olur, aslı ise, “lâm elif” tir.

İşte bu birinci (1.) mertebe oldukça zor bir mertebedir. Gerçek yol eri, buraya geldiğinde yani zikrine, fikrine başladığında hayatında bir hayli değişiklikler olacaktır ve nefsiyle mücadeleye girişecektir. Nefsi kendisini bu (لأ) “lâ” kapısından uzaklaştırmaya, kendi ise, o kapıyı zorlamaya çalışacaktır.

İşte bu arada (لا) “lâm elif”in altındaki boşluğa sığınabilirse, ne ala bir müddet orada gizlenebilir. O zindanda kendisini dış etkenlerden kısmen koruyabilir.[61] Bir müddet buna dayanması lazım gelmekte, dışarda kalanlara (لأ) “lâ” (yoksunuz) diyebilmelidir. İşte dışarının tehlikelerinden ancak (لأ) “lâ” nın muhafazası ile kurtulmak mümkün olur.

Bu (لا) “lâm elif”e beşeriyyet yönünden baktığımızda () “lâm” aşikar, (ُ) “elif” gizlidir; uluhiyyet yönünden baktığımızda ise, (ُ) “elif” aşikar, () “lâm” gizlidir.

On iki (12) mertebenin birinci (1.) mertebesi olan bu “nefsi emmare” mertebesinde bir takım insanlar yerleşir kalırlar daha ileriye gitmek istemezler “Kelime-i Tevhid”i lafzen ifade ederler, bulundukları yerde oturur dururlar.

Tabii ki, orayı tanımak için biraz kalmak gerekir, ama süre uzarsa zaman kaybı olur, çünkü yol epey uzundur.

Orada bir miktar temizlenme yapması kendi varlığında Hakk’tan gayrı sevdiği şeyleri terketmesi gerekmektedir.

Bu terkin yapıldığı yer de (لأ) “lâ” dır ve Hakk’tan gayrı kendinde sevdiği ne varsa hepsi bu (لأ) “lâ” nın kapsamındadır.[62]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)