Ve-in ehadun mine-lmuşrikîne-stecârake feecirhu hattâ yesme'a kelâma(A)llâhi śümme ebliġhu me/meneh(u)(c) żâlike bi-ennehum kavmun lâ ya'lemûn(e)
Eğer Allah'a ortak koşanlardan biri senden sığınma talebinde bulunursa, Allah'ın kelamını işitebilmesi için ona sığınma hakkı tanı. Sonra da onu güven içinde olacağı yere ulaştır. Bu, onların bilmeyen bir kavim olmaları sebebiyledir.
Eğer müşriklerden biri aman dilerse, ona aman ver. Ta ki, Allah'ın kelâmını dinlesin. Sonra onu güvenlik içinde olduğu yere kadar gönder. Çünkü bunlar gerçekten de bilgisiz bir kavimdirler.
Tevbe Suresi'nin 6. ayeti, müşriklerden sığınma talebinde bulunanlara karşı Müslümanların takınması gereken insani ve stratejik tutumu dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır. Ayet, 'sığınma', 'işitme', 'ulaştırma' ve 'bilgisizlik' gibi temel kavramlar üzerinden, İslam'ın barışçıl davetini ve düşmanlara dahi adil muamele prensibini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Cevr (جور) kelimesi, aslen 'bir şeyden sapmak' anlamına gelir. İsticâre (استجارة) ise, 'birinden himaye ve yardım istemek' demektir. Ayetteki 'istecârake' ifadesi, müşrikin can güvenliği için Peygamber'den (s.a.v.) sığınma talebinde bulunmasını ve onun himayesine girmesini ifade eder. Bu, düşman dahi olsa, can güvenliği talebinin karşılanması gerektiğini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): İsticâre (استجارة), 'eman dilemek' ve 'koruma altına alınmayı istemek' anlamındadır. Ayetteki kullanımı, müşrikin can güvenliği için Peygamber'den (s.a.v.) güvence talep etmesini ve bu talebin kabul edilerek ona eman verilmesini mecazi olarak ifade eder. Bu, İslam'ın düşmanlara karşı bile adalet ve merhamet prensibini yansıtır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İsticâre kavramı, Kur'an'da 'himaye altına almak' ve 'güvenlik sağlamak' anlamlarında kullanılır. Bu ayette, müşrikin sığınma talebi, İslam toplumunun dışarıdan gelenlere karşı bile bir güvenlik ve himaye mekanizması sunduğunu gösterir. Bu, İslam'ın evrensel davetinin bir parçası olarak, düşmanlara dahi dinleme ve anlama fırsatı verilmesini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Ecîr (أجير) kelimesi, 'korunan, himaye edilen' anlamına gelir. 'Feecirhu' (فأجره) emri, sığınma talebinde bulunan müşriki koruma altına almayı, ona eman vermeyi ve can güvenliğini sağlamayı ifade eder. Bu, İslam'ın savaş hukukunda dahi geçerli olan bir insaniyet prensibidir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Cevr (جور) kökünden türeyen 'ecir' (أجر) fiili, 'korumak, himaye etmek' anlamındadır. Ayetteki 'feecirhu' emri, sığınma talebinde bulunan müşrikin can güvenliğini temin etme ve ona zarar gelmesini engelleme yükümlülüğünü belirtir. Bu, İslam'ın düşmanlara karşı bile adil ve merhametli davranma ilkesini gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Ecîr (أجير) kelimesi, 'korunan, himaye edilen' anlamında olup, 'feecirhu' emri, sığınma talebinde bulunan kişiye güvenlik ve dokunulmazlık sağlamayı ifade eder. Bu, İslam'ın düşmanlara karşı bile insani muamele prensibini ve onlara İslam'ı anlama fırsatı sunma amacını yansıtır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sem' (سمع) kelimesi, 'işitme' duyusunu ifade eder. Kur'an'da ise genellikle 'anlama, idrak etme ve itaat etme' anlamında kullanılır. Ayetteki 'yesme'a kelâmallahi' (يسمع كلام الله) ifadesi, müşrikin sadece lafzen işitmesini değil, aynı zamanda Allah'ın kelamını anlamasını, üzerinde düşünmesini ve idrak etmesini amaçlar. Bu, İslam'ın tebliğ metodunun sadece duyurmakla kalmayıp, muhatabın idrakine hitap etmesini de içerdiğini gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Sem' (سمع) kelimesi, hem fiziksel işitmeyi hem de manevi idraki kapsar. Ayetteki 'yesme'a' fiili, müşrikin Allah'ın kelamını sadece kulaklarıyla duymasını değil, aynı zamanda kalbiyle anlamasını ve hakikati kavramasını ifade eder. Bu, İslam'ın davetinin sadece bir bilgi aktarımı değil, aynı zamanda bir hidayet çağrısı olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Sem' (سمع) kavramı, Kur'an'da 'işitme'nin ötesinde 'anlama, idrak etme ve itaat etme' anlamlarını taşır. Bu ayette, müşrikin Allah'ın kelamını 'işitmesi', ona İslam'ın mesajını anlama ve belki de kabul etme fırsatı sunulması anlamına gelir. Bu, İslam'ın tebliğde zorlama yerine ikna ve anlayışı esas aldığını gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Bülûğ (بلوغ) kelimesi, 'bir şeye ulaşmak, varmak' anlamına gelir. 'Ebliğhu' (أبلغه) emri ise, 'onu ulaştır, eriştir' demektir. Ayetteki kullanımı, müşriki güvenli bir şekilde kendi yurduna veya istediği yere ulaştırma sorumluluğunu ifade eder. Bu, İslam'ın düşmanlara karşı bile emanete riayet ve sözünde durma prensibini gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Bülûğ (بلوغ) kökünden türeyen 'ebliğ' (أبلغ) fiili, 'ulaştırmak, eriştirmek' anlamındadır. Ayetteki 'ebliğhu me'menehu' (أبلغه مأمنه) ifadesi, sığınma talebinde bulunan müşriki, kendisi için güvenli olan bir yere kadar refakat ederek ulaştırma emrini içerir. Bu, İslam'ın düşmanlara karşı bile adil ve güvenilir bir tutum sergilemesini emrettiğini gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Bülûğ (بلوغ) kelimesi, 'bir hedefe ulaşmak' anlamını taşır. 'Ebliğhu' emri, müşrikin güvenli bir şekilde kendi yurduna veya istediği yere ulaştırılmasını ifade eder. Bu, İslam'ın düşmanlara karşı bile insaniyet ve emanete riayet prensibini vurgular, onlara zarar vermeden kendi yollarına gitmelerine izin verilmesini emreder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İlm (علم) kelimesi, 'bir şeyi olduğu gibi idrak etmek' anlamına gelir. Ayetteki 'lâ ya'lemûn' (لا يعلمون) ifadesi, müşriklerin hakikati, Allah'ın birliğini ve İslam'ın mesajını bilmediklerini, idrak edemediklerini belirtir. Bu bilgisizlik, onların düşmanca tavırlarının temel nedeni olarak gösterilir ve onlara karşı hoşgörülü olunmasının gerekçelerinden biridir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İlm (علم), 'bir şeyin hakikatini kavramak' demektir. 'Lâ ya'lemûn' ifadesi, müşriklerin Allah'ın birliğini, peygamberliğin hakikatini ve İslam'ın getirdiği doğru yolu bilmediklerini, bu konularda cahil olduklarını vurgular. Bu durum, onlara karşı sabırlı ve anlayışlı olunması gerektiğini, çünkü bilgisizliklerinin düşmanlıklarının temelinde yattığını ima eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İlm (علم) kavramı, Kur'an'da sadece bilgi sahibi olmayı değil, aynı zamanda hakikati idrak etmeyi ve doğru yolu bulmayı da ifade eder. 'Lâ ya'lemûn' ifadesi, müşriklerin hakikati bilmemelerinin, onların yanlış inanç ve davranışlarının temel nedeni olduğunu gösterir. Bu, İslam'ın tebliğde bilgisizliği gidermeyi ve insanları doğru bilgiye ulaştırmayı hedeflediğini vurgular.
Tevbe Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Ve-in ehadun mine-lmuşrikîne-stecârake feecirhu hattâ yesme’a kelâma(A)llâhi sümme ebliġhu me/meneh(u) zâlike bi-ennehum kavmun lâ ya’lemûn(e) Eğer Allah’a ortak koşanlardan biri senden sığınma talebinde bulunursa, Allah’ın kelâmını işitebilmesi için ona sığınma hakkı tanı. Sonra da onu güven içinde olacağı yere ulaştır. Bu, onların bilmeyen bir kavim olmaları sebebiyledir. (9/6)
Elmalılı mealinde özet olarak;
Bu noktada tevbe ile ilgili olarak savaşta karşı tarafa, harbîye tanınacak eman meselesine de dikkat çekilerek buyuruluyor ki; Ve eğer müşriklerden biri sana isticare ederse, yani söz konusu süre sona erdikten sonra bile sana sığınırsa, senden eman isterse, senin kendisine eman verip car olmanı, saldırıdan himaye etmeni talep ederse sen de ona eman ver, ta ki, Allah kelâmını dinlesin. Kur'ân'ı ve gerçeğin delillerini dinlesin, davet ettiğin dinin hakikat ve hakkaniyetine muttali olmak imkânını elde etsin. Zira o dili bilenler için yalnızca işitmek hakikatı anlamaya kafi gelebilir.[11]
Âyet tefsirinde açık olarak savaşta ve ortak koşan hakkındaki hüküm verilmiştir. Birde Efendimiz (s.a.v.) in ümmetimin gizli şirkinden korkarım buyurmuştur.
Bugün içinde bulunan durum ise gafletten kaynaklanan gizli şirktir. Efendimiz bâtın âleminde olduğu ve bugün de kendisinin resülü konumunda irfan ehli bulunduğu için bu hitap efendimiz bünyesinde irfan ehlinide kapsamaktadır.
İrfan ehline bir kişi gelip sığınırsa kendisine hakk’ın kelâmını işitebilmesi için sığınma talebini kabul etmesi istenmiştir. Ve onun eğitim ile güvenli olacağı yere ulaşması yani Akl-i külle ulaştırılması istenmiştir. Haliyle gelen kişide verilen eğitimi alacak kabiliyet ve yolun kurallarına uyacak disiplin içinde olması da gereklidir.