Keyfe ve-in yazherû ‘aleykum lâ yerkubû fîkum illen velâ żimme(ten)(c) yurdûnekum bi-efvâhihim vete/bâ kulûbuhum veekśeruhum fâsikûn(e)
Onların bir ahdi nasıl olabilir ki! Eğer onlar size üstün gelselerdi, sizin hakkınızda ne akrabalık (bağlarını), ne de antlaşma (yükümlülüğünü) gözetirlerdi. Ağızlarıyla sizi hoşnut etmeye çalışıyorlar, oysa kalpleri buna karşı çıkıyor. Onların pek çoğu fasık kimselerdir.
Tevbe Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Keyfe ve-in yazherû aleykum lâ yerkubû fîkum illen velâ zimme(ten) yurdûnekum bi-efvâhihim vete/bâ kulûbuhum veekseruhum fâsikûn(e) Onların bir ahdi nasıl olabilir ki! Eğer onlar size üstün gelselerdi, sizin hakkınızda ne akrabalık (bağlarını), ne de antlaşma (yükümlülüğünü) gözetirlerdi. Ağızlarıyla sizi hoşnut etmeye çalışıyorlar, oysa kalpleri buna karşı çıkıyor. Onların pek çoğu fasık kimselerdir. (9/8)
Zahiri olarak bakıldığı zaman meal yerli yerincedir. Bâtınına nüfüz etmek istersek, kendi beden arzımızda nefsi emmare ve güçleri olan kötü ahlakının bir anlaşması mümkün değildir. Emredicilik üzere kendi refahını temin etmek için her şeyi yapabilir. Çünkü akrabalık esmâi ilahiyye dir. Nefsi emmare bunu kendi istikametinde kullanır ve Uluhiyet mertebesinin hakkını vermez. Kişiye vermiş olduğu vehim ile ne güzel yaptın, ne iyi yaptın ağızıyla hoşnut eder ama kalbi-gönlü istila etmiş ve orayı puthaneye çevirmiştir.