E'adda(A)llâhu lehum cennâtin tecrî min tahtihâ-l-enhâru ḣâlidîne fîhâ(c) żâlike-lfevzu-l'azîm(u)
Allah onlara, içinde ebedi kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük başarıdır.
Allah onlara, altından ırmaklar akan cennetler hazırladı. İçlerinde ebedi kalacaklar. İşte o büyük kurtuluş budur.
Bu ayet, Allah'ın müminlere hazırladığı ebedi mükafatı ve bu mükafatın büyüklüğünü ifade etmektedir. Cennetin tasviri ve bu mükafatın nihai bir kurtuluş olduğu vurgulanmaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'عدّ' kökünü 'bir şeyi saymak, hazırlamak, donatmak' olarak açıklar. Ayetteki 'أَعَدَّ اللَّهُ' ifadesi, Allah'ın cennetleri müminler için özel olarak, eksiksiz ve mükemmel bir şekilde hazırladığını, tahsis ettiğini ve vaat ettiğini gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'إعداد' kelimesini 'bir şeyi bir amaç için hazır hale getirmek, donatmak' olarak tanımlar. Ayetteki bağlamda, Allah'ın cennetleri, müminlerin ebedi ikametgahı ve mükafatı olarak önceden planlayıp, tüm güzellikleriyle donatarak hazır kıldığını ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'جنة' kelimesinin kökenini 'örtmek, gizlemek' anlamındaki 'جنّ' fiiline dayandırır. Cennetler, ağaçları ve bitki örtüsüyle toprağı örttüğü için bu ismi almıştır. Ayetteki 'جَنَّـٰتٍ' ifadesi, Allah'ın müminlere vaat ettiği, güzellikleri ve nimetleriyle gözlerden gizlenmiş, eşsiz bahçeleri ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'جنة' kelimesini 'ağaçlarla örtülü bahçe' olarak tanımlar ve ahiretteki cennetin de bu anlamda kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'جَنَّـٰتٍ' kelimesi, Allah'ın müminlere hazırladığı, içinden ırmaklar akan, ebedi mutluluk ve huzur yurdu olan çok sayıda bahçeyi (cenneti) ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'cennet' kavramının Kur'an'da hem dünyevi bahçeler hem de ahiretteki mükafat yurdu için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'جَنَّـٰتٍ' ifadesi, müminler için vaat edilen, dünyevi bahçelerin ötesinde, Allah'ın lütfuyla dolu, ebedi ve mükemmel bir yaşam alanını temsil eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'خلد' kökünü 'bir yerde sürekli kalmak, ebedi olmak' olarak açıklar. Ayetteki 'خَـٰلِدِينَ فِيهَا' ifadesi, cennet ehlinin cennetten asla çıkarılmayacağını, orada sonsuza dek ikamet edeceğini, bu durumun geçici değil, kalıcı olduğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'خلد' kelimesinin 'beka, devamlılık' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'خَـٰلِدِينَ' kelimesi, cennet nimetlerinin ve cennetteki yaşamın kesintisiz, sonsuz ve daimi olacağını, herhangi bir sonu veya kesintisi bulunmadığını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'فوز' kelimesini 'istenilene ulaşmak, kurtuluşa ermek, felaketten kurtulmak' olarak tanımlar. Ayetteki 'ذَٰلِكَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ' ifadesi, Allah'ın vaat ettiği cennetin, müminler için dünyevi sıkıntılardan, azaptan ve her türlü olumsuzluktan tam bir kurtuluş ve en büyük başarı olduğunu belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'fâz' kökünün 'başarıya ulaşmak, kurtulmak, zafer kazanmak' anlamlarını taşıdığını ifade eder. Ayetteki 'ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ' ifadesi, cennete girmenin, Allah'ın rızasını kazanmanın ve ebedi nimetlere kavuşmanın, müminler için elde edilebilecek en yüce ve en büyük başarı, nihai kurtuluş olduğunu vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'عظم' kökünü 'büyüklük, yücelik, azamet' olarak açıklar. Ayetteki 'ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ' ifadesindeki 'ٱلْعَظِيمُ' kelimesi, bu kurtuluşun sıradan bir başarı değil, nitelik ve nicelik olarak eşsiz, tarifsiz ve en üst düzeyde bir büyüklüğe sahip olduğunu vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'عظيم' kelimesinin 'büyüklük, yücelik ve şan' ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'ٱلْعَظِيمُ' kelimesi, cennetin ve orada elde edilecek ebedi mutluluğun, müminler için hayal edilebilecek en büyük, en değerli ve en şanlı başarı olduğunu pekiştirir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.