İçeriğe atla
Tevbe 88Cüz 10 · Sayfa 201

Tevbe Sûresi 88. Âyet

التوبة

Sohbete sor

Lâkini-rrasûlu velleżîne âmenû me'ahu câhedû bi-emvâlihim veenfusihim(c) veulâ-ike lehumu-lḣayrât(u)(s) veulâ-ike humu-lmuflihûn(e)

Fakat peygamber ve beraberindeki mü'minler, mallarıyla, canlarıyla cihat ettiler. Bütün hayırlar işte bunlarındır. İşte bunlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.

Tevbe Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Lâkini-rrasûlu vellezîne âmenû me’ahu câhedû bi-emvâlihim veenfusihim veulâ-ike lehumu-lhayrât(u) veulâ-ike humu-lmuflihûn(e) Fakat peygamber ve beraberindeki mü’minler, mallarıyla, canlarıyla cihat ettiler. Bütün hayırlar işte bunlarındır. İşte bunlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. (9/88)


Risalet ve Firaset ile olan inananlar malları ile cihad ettiler ne malı ne varlığı kaldı. Hakikat-i Muahmmedinin kırkta biri olan Hakk ile kaldılar.

Hayrat; halkın parasız yararlanması için yapılan çeşme, okul, han gibi yapılara verilen ad.

İşte benden sonra hayrat kalsın diye yapılan camii, okul, çeşme zâhiri hayrattır. Zaman ile binalar yıkılır. Çeşmeler kurur. Vakıf bırakılsa bu da uzun zaman içinde kalmaz… Osmanlıdan kaç tane günümüze vakıf ulaşmıştır.

Asl olan irfaniyet içinde yapılan mücahade ve oluşan müşahadeleleri, irfani ilmi sonraki nesillere ulaştırmaktır. İşte hakiki hayır-hayrat budur. Resülulah (s,a.v.) efendimiz ve ondan Hz. Ali k.v.c. ye intikal eden bu ilim-iraniyet Hz. Hasan Hüsamettin Uşşaki ve bu yolla Terzi Baba Necdet ARDIÇ uşşakiye ulaşmıştır. Nerede bu hakikat – irfaniyet varsa bunu aktarabilmek ebedi hayrattır. İşte bunlar başarıya ulaşıp felah ve necat bulanlardır.


أَعَدَّ اللّهُ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ {التوبة/89}

E’adda(A)llâhu lehum cennâtin tecrî min tahtihâ-l-enhâru ḣâlidîne fîhâ zâlike-lfevzu-l’azîm(u) Allah onlara, içinde ebedî kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük başarıdır.


Bu cennetler zât cennetleridir. Bu konu hakkında Rahman sûresinde;

Bahsi geçen “Hazerat-ı Hamse” (Beş Hazret) mertebesinde yaşayanlara ait gerçek Tevhid cennetleridir.

(55/46) عَيَاأوَلِمَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ جَنَّتَانِ

Ve limen hafe mekame rabbihî cennetani Rahman (55/46) ayetinde bahsedilen iki cennetten Birincisi: “Tevhid-i Ef’al”de yaşayan İbrahimiyet mertebesinin, “meşreb-i İbrahimiyet” velileridir.

“Tevhid-i Ef’al” hakikati üzeredirler.

Tevhid kelimeleri “la faile illallah”tır.

Bütün varlıkta “fail-i mutlak”ın Hak olduğunu yakıyn bilgisiyle bilirler ve yaşarlar.

Bu irfaniyetleri onlar için cennetlerini oluşturur.

İkincisi: “Tevhid-i Esma”da yaşayan Museviyet mertebesinin, “meşreb-i Museviyet” velileridir.

“Tenzih” hakikat-i üzeredirler.

Tevhid kelimeleri “la mevcüde illallah”tır.

Bütün varlıkta mevcut olanın sadece Hak olduğunu yakıyn bilgisiyle bilirler ve yaşarlar. Bu irfaniyetleri onlar için cennetlerim oluşturur.

(55/62) عَيَاعوَمِنْ دُونِهِمَا جَنَّ

ve min dunihima cennetani ve dunihima/onların (ikisi) dun/ berisi/gayrisinden, başkasından iki (2) cennet var “Bu ikisinden başka iki cennet daha vardır.

Burada yani Rahman (55/62) ayetinde belirtilen iki cennetten Birincisi: “Tevhid-i Sıfat”ta yaşayan İseviyet mertebesinin, “meşreb-i İseviyet” velileridir.

“Teşbih” hakikati üzeredirler.

Tevhid kelimeleri “la mevsüfe illallah”tır.

Bütün varlıkta mevcudun ve sıfatlarının Hakk’ın olduğunu ve kendilerinde de var olanın Hakk’ın sıfatları olduğunu yakıyn bilgisiyle bilirler ve yaşarlar. Bu irfaniyetleri onlar için cennetlerini oluşturur.

İkincisi ise: Cennetlerin en üstünü olan Zat cennetidir. “Tevhid i Zat”ta yaşayan Muhammediyet mertebesinin, “meşreb-i Muhammedi” velileridir.

“Tevhid-i Zat” hakikati üzeredirler.

Tevhid kelimeleri “la ma’bude illallah” ile “la ilahe illallah”tır.

Bütün varlıkta var olanın Hakk’ın Zatından başka bir şey olmadığını ve kendilerinde de var olan Hakk’ın Zatı olduğunu yakıyn bilgisiyle bilirler ve yaşarlar.

Bu zati irfaniyetleri onlar için cennetlerini oluşturur.

Bu iki cennetin bir diğer sakinleri de vardır ki; onlar da “İnsan-ı Kamil”lerdir.

Az yukarıda bahsedilen zatlardan farkları, bütün mertebeleri kendi bünyelerinde cem edip o hakikatlerle beşeriyet libasına bürünüp nas içerisinde “gizli hazine” olarak yaşamaları ve taliplilerini alıp kendi geçtikleri yollardan Hakk’a ulaştırmayı çalışmalarıdır.[95]


وَجَاء الْمُعَذِّرُونَ مِنَ الأَعْرَابِ لِيُؤْذَنَ لَهُمْ وَقَعَدَ الَّذِينَ كَذَبُواْ اللّهَ وَرَسُولَهُ سَيُصِيبُ الَّذِينَ كَفَرُواْ مِنْهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ {التوبة/90}

Vecâe-lmu’azzirûne mine-l-a’râbi liyu/zene lehum veka’ade-llezîne kezebû(A)llâhe verasûleh(u) seyusîbu-llezîne keferû minhum azâbun elîm(un)[96]