Ev it'âmun fî yevmin żî mesġabe(tin)
(14-16) Yahut şiddetli bir açlık gününde kendisiyle yakınlığı olan bir yetimi, yahut yerde sürünen bir yoksulu doyurmaktır.
Veya salgın bir kıtlık gününde yemek yedirmektir,
Bu ayet, zor zamanlarda, özellikle açlık ve yoksulluk durumlarında, ihtiyaç sahiplerine yardım etmenin önemini vurgulamaktadır. Anahtar kavramlar, 'doyurmak' eylemi ve 'açlık' durumunun derinliğini ortaya koyarak, toplumsal dayanışmanın ve merhametin Kur'an'daki yerini göstermektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'طعم' kökünü 'yemek' ve 'yemek yedirmek' olarak açıklar. Ayetteki 'إِطْعَامٌ' kelimesi, özellikle açlık gününde (يوم ذي مسغبة) yapılan bir eylem olarak, sadece karın doyurmaktan öte, bir merhamet ve ihsan fiili olarak vurgulanır. Bu, zor durumdaki birine gıda temin etmenin faziletini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'إِطْعَامٌ' kelimesinin mecazi anlamlarına da değinir, ancak bu ayetteki kullanımı doğrudan 'yemek yedirme' eylemini ifade eder. Ayet, açlık gününde (يوم ذي مسغبة) bu eylemin ne kadar değerli olduğunu belirtir, bu da kelimenin somut ve hayati önemini pekiştirir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'yemek' ve 'yedirme' kavramlarının sadece fizyolojik bir ihtiyacı karşılamaktan ziyade, toplumsal sorumluluk ve ahlaki bir erdem olarak ele alındığını belirtir. 'İt'am', özellikle yoksullara ve yetimlere yönelik olduğunda, Allah katında büyük bir sevap kaynağı olarak sunulur. Bu ayetteki 'it'am', zorlu bir zamanda yapılan fedakarlığı simgeler.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'يوم' kelimesinin genel anlamının 'gün' olduğunu belirtir. Ancak bu ayette 'يوم ذي مسغبة' (açlık günü) ifadesiyle birlikte kullanılması, belirli bir zaman dilimini değil, içinde bulunulan zorlu ve sıkıntılı bir dönemi, yani kıtlık ve açlığın yaygın olduğu bir zamanı işaret eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'يوم' kelimesinin hem belirli bir zaman dilimini hem de mecazi olarak bir olayın veya durumun yaşandığı dönemi ifade edebileceğini belirtir. Ayetteki 'يوم ذي مسغبة' ifadesi, 'gün' kelimesinin sadece takvimsel bir anlam taşımadığını, aynı zamanda 'açlık dönemi' gibi bir durumu nitelediğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'سغب' kökünü 'açlık çekmek' olarak açıklar. 'مسغبة' ise 'açlık' veya 'açlık yeri/zamanı' anlamına gelir. Ayetteki 'يوم ذي مسغبة' ifadesi, bu kelimenin şiddetli açlık ve kıtlık yaşanan bir dönemi tanımladığını, dolayısıyla bu dönemde yapılan yardımın önemini vurguladığını gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'سغب' kelimesinin 'açlık' anlamına geldiğini ve 'مسغبة'nin de aynı anlamda kullanıldığını belirtir. Ayetteki kullanımı, bu açlığın sıradan bir açlık olmadığını, aksine toplumda yaygın ve zorlayıcı bir durum olduğunu ima eder, bu da yardımın aciliyetini ve değerini artırır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'مسغبة' kelimesinin Kur'an'da geçtiği bağlamlarda genellikle 'şiddetli açlık' veya 'kıtlık' durumunu ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki kullanımı, sadece bireysel bir açlığı değil, toplumsal bir açlık durumunu işaret ederek, bu tür zamanlarda yapılan 'it'am'ın (doyurmanın) ne kadar büyük bir erdem olduğunu vurgular.
Beled, Şems, Leyl, Duhâ ve İnşirâh Sûreleri
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Yorgunluk ve açlık,” beşer halinin iki zafiyeti ve zorlandığı yaşam süreleridir. Yorulduğu zaman mutlaka dinlenmesi, acıktığı zaman da açlığını giderecek ihtiyacı olan gıdayı alması gerekecektir. Bu hallerde bilindiği gibi iki türlüdür.
Birincisi zâhiri bedenimizin yorgunluğu ve açlığıdır, kişi bunları durumuna göre zâhiren uygun zamanın da istirahat ederek dinlenmesi ve imkânlarına göre de gıda alarak açlığını gidermesidir. İşte eğer kişi bu halde kendi imkânları ile bunları karşılayamıyor ise, o zaman yakınlarından veya, hayır sever birileri o durumda olan kişinin veya kişilerin ihtiyacını karşıladığında bu Âyet-i Kerîme’nin hükmünü yerine getirmiş olur. Zâhiren yaptığı yardım miktarı kadar sevap kazanacaktır.
İkincisi ise kişinin iç bünyesinde ki, “Yorgunluk ve açlık,” tır ki, bununda çaresi mânevi yönden bu ihtiyaçların karşılanmasıdır. Bir kimse kendini ve Rabb’ını tanıma yolunda yaptığı birey çalışmalarla oldukça yorulur ve pek fazla bir netice alamaz çünkü önünde çok güçlü duran zâhiren eşya perdeleri, bâtınen de iç bünyesinde nefis ve benlik perdeleri vardır. Kendi başına bunları aşmaya çalışması onu çok yorar ancak neticede alamaz. Ne zaman ki gerçek bir Kâmil İnsana ulaşır ve kabul edilirse onun terbiyesi altında sistemli ve bilinçli bir çalışmaya girer işte o zaman dinlenmiş olur. Ancak bu sûretle gene yorulacaktır ama kendini tanımaya ve netice almaya başladığından o yorgunluk ona yeni ufuklar açacağından bu yorgunluk kendisine aynen dinlenme hükmünde olacaktır.
İşte bu durumda, başlar da ilmi ve mânevi açlık içinde de olan sâlike yapılan ilmi ve mânevi telkinatlarla sâlik’in iç bünyesi Hakikat-i İlâhiyye ve Hakikat-i Muhammediyye bilgileri ile ve böylece de kendini tanıma, Hakk’a kurbiyyet yolu ile doyurulmuş olacaktır. Bu Akabe de böylece aşılmış olacaktır.
يتيمًا ذَا مَقربة
(Yetîmen zâ makrabeh)