Yetîmen żâ makrabe(tin)
(14-16) Yahut şiddetli bir açlık gününde kendisiyle yakınlığı olan bir yetimi, yahut yerde sürünen bir yoksulu doyurmaktır.
Yakınlığı olan bir yetime,
Beled Suresi'nin 15. ayetinde geçen 'yetîmen zâ makrabetin' ifadesi, 'yakınlığı olan bir yetimi' doyurma eylemini vurgular. Bu ifade, İslam'ın sosyal yardımlaşma ve akrabalık bağlarına verdiği önemi dilbilimsel olarak ortaya koymaktadır. Özellikle 'makrabet' kelimesi, sadece fiziksel yakınlığı değil, aynı zamanda sosyal ve ahlaki bir bağı da işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, yetimi, babası ölmüş ve ergenlik çağına ulaşmamış çocuk olarak tanımlar. Ayetteki kullanımı, özellikle açlık gününde yardım edilmesi gereken, toplumun zayıf kesimlerinden birini işaret eder. (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân, s. 892)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, yetim kelimesinin mecazi olarak yalnız ve kimsesiz kalmış kişiyi de ifade edebileceğini belirtir. Bu ayette ise, doğrudan babasını kaybetmiş, himayeye muhtaç çocuğu kastetmektedir. (Mecâzü'l-Kur'ân, c. 2, s. 307)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da yetim kavramının sadece biyolojik bir durumu değil, aynı zamanda sosyal bir sorumluluğu da beraberinde getirdiğini vurgular. Yetimlere yardım, İslam'ın temel ahlaki prensiplerinden biridir ve bu ayet de bu prensibi pekiştirir. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 210-212)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'makrabet' kelimesini 'kurb' kökünden türemiş olarak, hem mekânsal hem de nesebî yakınlığı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'zâ makrabetin' ifadesi, özellikle akrabalık bağı olan yetime öncelik verilmesi gerektiğini vurgular. (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân, s. 660)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'makrabet' kelimesinin 'kurb' kökünden geldiğini ve akrabalık, yakınlık anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki kullanımı, sadece genel bir yetime yardım etmekten ziyade, kişinin kendi akrabaları arasındaki yetimlere karşı özel bir sorumluluğu olduğunu gösterir. (Basâiru Zevi't-Temyîz, c. 4, s. 301)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'kurb' kökünün Kur'an'da farklı yakınlık derecelerini ifade ettiğini belirtir. 'Makrabet' ise, özellikle kan bağı veya evlilik yoluyla oluşan akrabalık ilişkisini vurgular. Bu ayet, akrabalık bağlarının sosyal yardımlaşmadaki önemini ortaya koyar. (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi, s. 345)
Beled, Şems, Leyl, Duhâ ve İnşirâh Sûreleri
Terzibaba - Necdet Ardıç
(O bir yetimdir ki Yakındır, kurbiyyet-yakınlığın sahibidir.) Demekk’i yetimlik Hakk’a kurb-yakın olmanın sahipliğidir.
Gene bu hususu da iki yönlü özetlemeye çalışalım.
Birisi zâhiri yetimliktir ki dini kitaplarımızın ilgili bölümlerinde çok geniş olarak izahları yapılmıştır, oralardan
araştırılabilir. Diğer bâtıni yönünü ise şöyle diyebiliriz.
Genelde kitaplarda yetimler şöyle tarif edilir.
(1) Annesiz veya babasız çocuklar.
(2) Hem annesiz hem babasız çocuklar.
(3) Anne veya babası belli olmayan çocuklar.
Tasavvufta Akl-ı küll ve Nefsi küll diye iki tarif vardır, Bunlardan “Akl-ı küll” “Âdem-baba”ya ve “Nefsi küll” Havvâ-anne” ye teşbih-benzetilmiştir. Akl-ı küll ile Nefsi küll’ün izdivacından âlemler, “Âdem ile Havvâ” nın izdivacından da insan nesli türemiştir.
Aslında bütün varlığın babası Akl-ı küll ve annesi de Nefsi küll dür. Akl-ı küll Zât-ı mutlağın Ahadiyyet mertebesinden Vahidiyyet mertebesine Ulûhiyet ismi ve ilmi ile aktardığı ilmi Zâtisidir ve fâildir. Ve Nefsi küll ise bu tecelliyi kabul eden mef’uldür. Tecelli mukaddes ve taayyünü evvel Hakikat-i Muhammed-î mertebesidir. Bu mertebede Akl-ı küll gizlenip Nefsi küll zâhir olduğundan ve Akl-ı küll ve Nefsi küll-ün zuhurları olan bu âlem çocukları “yetimler” haline dönüşmüş olmaktadır.
Hâl böyle olunca zâhir âlemde kişilerin zâhir anne ve babaları olsa bile hakikat âleminde “yetimdir” taa ki bir Kâmil Mürşidin terbiyesi altında, gerçek bir seyrü sülûk tatbikatından sonra aslı olan babası akl-ı küll’e bu yoldan ulaşıp yetimlikten kurtulsun. İşte bu yönden.
Demekk’i yetimlik Hakk’a kurb-yakın olmanın sahipliğidir.
Yani bu şekildeki yetimlik Zât-ı Hakk’a yakın olmanın sahipliğidir. Yani yetimlik Hakk’a yakınlık sahipliğidir.
İlk yetim zâhiren babası olmayan Hz. Âdem (a.s.) dır, ancak hakikati itibari ile babası Akl-ı küll-ilmi İlâhiyye’dir. Ona ulaştığı zaman yetimlikten kurtulup nesli sahih evlâd-ı has olur.
Daha sonra Annesi olmadığı için, Hz. Havvâ’nın yetimliği
vardır, ancak onun annesi yoktur, ama Âdem’den meydana geldiği için, hükmen annesi Âdem olmaktadır. Ayrıca ayrı bir babası olmadığından da gene yetimdir. Ancak Hz. Âdem vasıtasıyla zuhur ettiği ve sebebi vücudu Âdem olduğuna göre babası Âdemdir. Böylece Hz. Havva bir bakıma göre yetim bir bakıma göre de evlâd-ı Has’tır.
Daha sonra mertebe-i İbrâhîmiyyet (a.s.) ın yetimliği gelir. Oda Rabb’ına ulaştığı zaman yetimlikten kurtulmuş mânâ âlminde nesebi sahih evlâd-ı has’lar zümresine katılmıştır.
Daha sonra Mûseviyyet mertebesinin yetimliği gelir ki, Mûsâ (a.s.) da çok küçük yaşından itibaren çocukluğu ve gençliği Fir’âvn’un yanında geçtiğinden zâhir ve bâtın o sürede yetim idi. Kendisine Peygamberlik geldikten ve tur’i Sînâ da Rabb’ın’dan Tevrat-ı Şerifi alınca Akl-ı Küll olan babasına ulaşınca oda o mertebesi itibari ile evlâd-ı has’lar zümresine katılmıştır.
Ve o mertebede “yetimeyni” iki yetim daha vardır. (Kehf/18/77-78) Hızır (a.s.) ile Mûsâ (a.s.) arasında geçen duvar hadisesinde belirtilen yetimlerdir. Bulûğ çağına erinceye kadar duvar altında kalan ölmüş babalarından kalma sandık-vereseleri’nin ortaya çıkmaması için Hızır (a.s.) yıkık duvarı sağlamlaştırmıştır. Bu hareketi ile asli çocukların olması ve eğetimi için zaman kazandırmıştır.
Daha sonra mertebe-i Îseviyyet, îsâ (a.s.) ın yetimliği vardır ki zâten meşhurdur. Sûreta babası olmadığından zâhiren yetim ancak (30) yaşında kendisine peygamberlik gelip aslı olan akl-ı küll’e ulaştığından o mertebesi itibari ile evlâd-ı Has olmuştur.
Daha sonra Mertebe-i Muhammediyye’nin yetimliği gelir. Hz. Muhammed (s.a.v.) efendimiz dünyaya yetim olarak teşrif etmişlerdir. Çünkü onu akl-ı kül olan ilmi ilâhiyye eğitecektir. (40) yaşlarında Cebrâîl (a.s.) geldiğinde kendisine Akl-ı küll olan babasından o zaman-ı itibariyle bilgi getirmeye başladı bu süre (23) sene sürdü. Regaib gecesinde hakikatine, doğumuna rağbet etti mevlûd gecesi
asli doğumunu nefs-i külden yaptı beraat gecesinde ilâh-î beraatını aldı kadir gecesinde kudreti ilâhiyyesini idrak etti Mi’râc geceside kendi varlığında bulunan bütün âlemlerin seyrini ve Hakikat-i İlâhiyyenin hakikatini kendi varlığında buldu, böylece yer yüzünde Allah’ın (c.c.) ismi â’zamı oldu ve Rûh-u Â’zamdan gelen Rûh-u ile de ebul ervah-Rûhların da babası oldu. Kim ki Hakikat-i Muhammed-î üzere bu mertebeye ulaştı işte o kimse de yetimlikten kurtulup Evlâd-ı haslardan oldu.
Gözümüzün nûr-u kâlbimizin süruru Mescid-i Nebevi’nin ilk zemini-arsası dahi (sehl ve Süheyl) isimli iki yetimin idi ücreti verilerek onlardan satın alınmış idi.
Bu hadise bize şunu göstermektedir. Nice öksüzler burada zaman içinde gerçek babaları olan (Ebul ervâh) akl-ı küll’ün zuhuru olan hakikat-i Muhammediyye ye ulaşıp gerçek Babalarına kavuşup yetimlikten kurtulmuş olmaktadırlar.
Hadîs-i Şerifte. (Bulûğ çağına ulaşınca yetimlik kalkar) Buyurulmuştur.
Bulûğa ermek zâhiren belli bir yaşa ermekle olmaktadır, ancak Bâtınen Bulûğa ermek kişinin kendi hakikati olan Hakikat-i İlâhiyye ye ermek ve (Ricâlûllah) Allah-ın erlerinden olmaktır. Buraya ulaşan kimseler ise kendileri yetim değil (Baba) olmuşlardır.
(Yetimlerin hem kendileri hem de malları (velâyet-koruma) altına alınır.) Yetimlerin koruyucusu (Velâyet) mertebesidir, oraya ulaştıkları zaman, oradan aldıkları bilgi ve eğitim, gerçek Babaları olan (Akl-ı Küll’e ulaşmalarını sağlayacaktır.
Böylece İnsân-ı Kâmile yönelmiş ve onda yok olmuş her bir yetim sâlik o kanaldan geçerek gayreti nispetinde kendi erliğini idrak ve gerçek Babası olan Akl-ı külle ulaşması mümkün olacaktır.
(Yetimler topluma, Allah-ın emânetleri’dir.)
Kur’an-ı Kerim’de yirmiden fazla yerde yetimlerle ilgili birçok bilgi verilmiştir. Bu yetimlik Akabesi de böylece aşılmış olacaktır.
أَوْ مِسْكِينًا ذَا مَتْرَبَةٍ
(Ev miskînen zâ metrabeh)