İllâ-lleżîne âmenû ve 'amilû-ssâlihâti felehum ecrun ġayru memnûn(in)
Ancak, iman edip salih ameller işleyenler başka. Onlar için devamlı bir mükafat vardır.
Ancak iman edip iyi işler yapanlar başka; onlar için kesintisiz bir ecir vardır.
Tîn Suresi'nin 6. ayeti, imanın ve salih amelin ahiretteki karşılığını vurgulamaktadır. Ayet, 'iman', 'salih ameller' ve 'kesintisiz ecir' kavramları üzerinden, dünya hayatındaki çabaların ebedi mükafatla sonuçlanacağını dilbilimsel bir kesinlikle ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İman (أمن), kalbin tasdiki ve güven duymasıdır. Ayetteki 'âmenû' (ءَامَنُوا۟) fiili, Allah'ın varlığına, birliğine ve peygamberler aracılığıyla gönderdiği tüm hakikatlere tereddütsüz bir şekilde inanmayı ifade eder. Bu, sadece sözlü bir ikrar değil, aynı zamanda kalbi bir teslimiyettir ve sonraki 'amelû' (عملوا) fiiliyle de eyleme dökülür.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutu'ya göre 'iman' (أمن), Kur'an'da sadece bir inanç değil, aynı zamanda bir 'güven' ve 'emniyet' duygusudur. Ayetteki 'âmenû' (ءَامَنُوا۟), kişinin kendini Allah'a teslim etmesiyle elde ettiği iç huzuru ve güveni ifade eder. Bu güven, salih amellerin temelini oluşturur ve ahiretteki 'gayru memnûn' (غَيْرُ مَمْنُونٍ) ecirle ilişkilidir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): 'Amel' (عمل), bir işi yapmak, icra etmek anlamına gelir. Ayetteki 'amelû' (وَعَمِلُوا۟) fiili, imanın bir gereği olarak ortaya konan, Allah'ın rızasına uygun, faydalı ve doğru eylemleri ifade eder. Bu, sadece bireysel değil, toplumsal fayda sağlayan her türlü hayırlı işi kapsar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'amel' (عمل) kelimesinin Kur'an'daki kullanımının, sadece fiziksel bir eylemden öte, niyetle birleşen ve ahlaki bir değer taşıyan fiilleri ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'amelû' (وَعَمِلُوا۟), 'âmenû' (ءَامَنُوا۟) ile birlikte zikredilerek, imanın sadece kalpte kalmayıp, davranışlara yansıması gerektiğini vurgular. Bu, 'salihât' (صَّـٰلِحَـٰتِ) kelimesiyle daha da belirginleşir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Salihât (صَّـٰلِحَـٰتِ), 'salih' (صالح) kelimesinin çoğuludur ve 'doğru, iyi, uygun' anlamına gelir. Kur'an'da genellikle 'amel' (عمل) kelimesiyle birlikte kullanılarak, Allah'ın rızasına uygun, insanlara faydalı ve ahlaki açıdan değerli olan her türlü eylemi ifade eder. Ayetteki bağlamda, iman edenlerin yapması gereken hayırlı işleri kapsar.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî'ye göre 'salih' (صالح), bozukluğun zıddıdır ve 'doğruluk, uygunluk' anlamlarını taşır. 'Salihât' (صَّـٰلِحَـٰتِ) ise, hem dünya hem de ahiret için faydalı olan, şeriatın ve aklın güzel gördüğü tüm fiilleri ifade eder. Tîn Suresi'ndeki bu kullanım, imanın pratik hayattaki tezahürü olarak salih amellerin önemini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Ecir (أَجْرٌ), bir işin veya hizmetin karşılığı olarak verilen ücret veya mükafattır. Kur'an'da genellikle Allah'ın kullarına, imanları ve salih amelleri karşılığında vaat ettiği ahiret mükafatını ifade eder. Tîn Suresi'ndeki 'ecir' (أَجْرٌ), iman edip salih amel işleyenlere verilecek olan ebedi ve kesintisiz mükafatı belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ecir' (أَجْرٌ) kelimesinin, yapılan bir işin karşılığı olarak hak edilen bedel olduğunu belirtir. Ayetteki 'ecir' (أَجْرٌ), Allah'ın adaletinin bir tecellisi olarak, iman ve salih amellerin karşılığında verilecek olan ilahi lütfu ve mükafatı ifade eder. 'Gayru memnûn' (غَيْرُ مَمْنُونٍ) sıfatıyla bu ecirin niteliği daha da açıklanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Menn (م ن ن), bir nimeti başa kakmak veya bir şeyi kesmek, eksiltmek anlamlarına gelir. 'Memnûn' (مَمْنُونٍ) ise, kesintiye uğrayan, eksilen veya başa kakılan demektir. Ayetteki 'gayru memnûn' (غَيْرُ مَمْنُونٍ) ifadesi, iman edip salih amel işleyenlere verilecek olan ecirin asla kesintiye uğramayacağını, eksilmeyeceğini ve herhangi bir minnet altında bırakılmayacağını vurgular. Bu, ahiret mükafatının ebedi ve kusursuz olduğunu gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'memnûn' (مَمْنُونٍ) kelimesinin iki ana anlamı olduğunu belirtir: Birincisi, 'kesilmiş, eksiltilmiş'; ikincisi ise 'başa kakılmış, minnet edilmiş'. Tîn Suresi'ndeki 'gayru memnûn' (غَيْرُ مَمْنُونٍ) ifadesi, her iki anlamı da kapsar. Yani, iman ve salih amel sahiplerinin ecri ne kesintiye uğrayacak ne de onlara bu ecir başa kakılacaktır. Bu, Allah'ın lütfunun tam ve kesintisiz olduğunu gösterir.
Beled, Şems, Leyl, Duhâ ve İnşirâh Sûreleri
Terzibaba - Necdet Ardıç
O kimseler ki sayılan bu hakîkatleri önce iman yoluyla idrak ettiler daha sonra müşahede yoluyla idrak ettiler.
“gayru memnûn” memnûniyetin çok üzerinde tasavvur edilemeyecek derecede olan karşılıktır. Esfeli safilinin zahiri hükmü altında kalmadan hakîkatine ulaşanlar ancak bu ecirlere kavuşacaklardır.
Sâlih amel mânâsı Hakk’tan fiili kuldan olan amellerdir. İşte kim ki yaptığı fiilin mânâsını Allah’tan aldı işte o sâlih amel yapmıştır.
Bu dünyânın cazibesine kapılarak imân etmeyen ve sâlih ameller işlemeyenler ise bu dünyâda kaldılar ve geriye dönüşü gerçekleştiremediler.
فَمَا يُكَذِّبُكَ بَعْدُ بِالدِّينِ
(Fe mâ yukezzibuke ba’du bid dîn.)
Namaz Sûreleri (Cilt 1)
Terzibaba - Necdet Ardıç
O kimseler ki sayılan bu hakîkatleri önce iman yoluyla idrak ettiler daha sonra müşahede yoluyla idrak ettiler.
“gayru memnûn” memnûniyetin çok üzerinde tasavvur edilemeyecek derecede olan karşılıktır. Esfeli safilinin zahiri hükmü altında kalmadan hakîkatine ulaşanlar ancak bu ecirlere kavuşacaklardır.
Sâlih amel “mânâsı Hakk’tan fiili kuldan” olan amellerdir. İşte kim ki yaptığı fiilin mânâsını Allah’tan aldı işte o sâlih amel yapmıştır.
Bu dünyânın cazibesine kapılarak imân etmeyen ve sâlih ameller işlemeyenler ise bu dünyâda kaldılar ve geriye dönüşü gerçekleştiremediler.
İkinci yorum İllellezine işte o kimselerdir ki amenu İmân ettiler. Bütün bu sayılan gerçekler, evvelâ imân yoluyla idrâk ettiler, sonra da müşahade yoluyla idrâk ettiler, sonra da bunlar “ve amelussalihati felehum ecrun gayru memnun” onlara o kadar büyük ecirler mükafatlar karşılıklar vardır ki, onlara memnun olacaklarının çok üstünde bir memnu-niyet vardır, meselâ ben şimdi bir araba aldım, diyelim ki niyetimde bir araba almak varken, fabrika çekilişi var dedi Muzaffer al on araba dedi sana. Bir araba fiyatıyla sen gittin, bir araba parasıyla gittin, on araba verdi sana. Işte bakın gayri memnun, memnuniyetinin çok üstünde. Tasavvur edemeyeceğin kadar memnuniyetle oradan döndün. İşte gayrimemnun dediği odur. Sen kıldın bir rekat namaz, Rabbin sana verdi yüz rekat namazlık sevap. Sen bir gün namaz kıldın sana bir ömür boyu, bin ömür boyu yaşamışçasına mükafat verdi. Diyelim ki sen beş kuruş ödedin, sana bir ton mal Verdi. Onun karşılığın da, işte tahmin edemediğin gayri memnun dediği budur. Memnuniyetinin çok üstünde sana tasavvur edemeye-ceğin kadar büyüklük lutfetti.
illellezine o kimseler ki, yâni buraya gelenlerin bir kısmı da esfeli safilin hükmü içinde kaldılar neden? Bu dünyanın cazibesine kapılarak geriye dönüşü unuttular, ve burasının ehli oldular. İşte onlar burada kaldılar, geriye dönemediler. Mevlânâ’nın da dediği gibi hani ney’i konuş-turuyor ya, hani “beni kamışlıktan kestiler başımı gözümü deldiler, neyin hasreti kamışlığadır.” Sıla-i rahim yâni, ana babasınadır. İşte oranın muhabbetiyle inlemektedir, bu neyin içindeki heva değil yâni boş oksijen havası değil. Bu neyin içindeki ateştir ateş diyor. İşte o ateş enerji
olmazsa aslına ulaşamıyor. Kimde yoksa bu ateş, yok olsun diyor. İşte bunlar esfele sâfilîn hükmüne giren kimselerdir. Ama bu esfele sâfilîn herkes için aynı mânâda değildir. Bazıları için büyük taltif bazıları için de ihtardır.
İşte kim ki esfele sâfilîn’in zâhiri hükmü altında kalmadan hakîkatine ulaştı. İstisna dediği odur.
İllelezine ne yaptılar? Amenu evvelâ İmân ettiler. İman ne demek? Evvelâ kendilerini tanıdılar ne olduklarını idrâk ettiler. Sonra Rablarını tanıdılar, ne olduklarını idrâk ettiler. Ve amilussalihati sâlih amel işlediler. Sâlih amel ne idi. Ameli sâlih ne idi? Kim ki yaptığı fiilin emrini yâni arka plândaki ma’nâsını Allah’tan alarak yaptığı fiilin kurgusunu programını Allah’tan alarak tatbikatını kendi yaptı, işte bu ameli sâlihtir. Sâlih fiil yâni sâlih amel anlaşılıyor mu? “Ma’nâsı Allah’tan, tatbiki kuldan.” Cenâb-ı Allah buyurdu ona ey kulum şöyle şöyle şöyle yukarıdaki bahsettiği âyetler ile seni techiz etti. Sana bu mânâları yükledim hepsini. Sen bunları zuhura çıkarırsan yâni tatbikatını yaparsan işte memnuniyetinin çok üstünde sana mükâfatlar vereceğim. Bundan büyük lutuf mu olur?