Elleżî ‘alleme bil-kalem(i)
(4-5) O, kalemle yazmayı öğretendir, insana bilmediğini öğretendir.
O Rab ki kalemle yazmayı öğretti.
Alak Suresi'nin 4. ayeti, Allah'ın insana kalem aracılığıyla bilgi öğretme kudretini vurgular. Bu ayet, bilginin aktarımında kalemin merkezi rolünü ve ilahi öğretimin önemini dilbilimsel olarak ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ilm' kökünü, bir şeyin hakikatini idrak etmek olarak tanımlar. 'Alleme' (öğretti) fiili ise, başkasına bu idraki kazandırmak, bilgi aktarmak anlamına gelir. Ayetteki 'Alleme' fiili, Allah'ın insana bilmediği şeyleri, özellikle de kalem vasıtasıyla, öğrettiğini ifade eder, bu da ilahi bir lütuf ve kudretin göstergesidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'Alleme' fiilinin burada 'beyyene' (açıkladı, ortaya koydu) anlamında kullanıldığını belirtir. Allah'ın kalemle öğretmesi, insana hakikatleri ve bilgiyi açıkça göstermesi, onu cehaletten kurtarması demektir. Bu, bilginin sadece zihinsel bir süreç değil, aynı zamanda ilahi bir açıklama ve aydınlatma olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ilm' kavramının Kur'an'da sadece bilgi edinme değil, aynı zamanda Allah'ın mutlak ve her şeyi kuşatan bilgisiyle de ilişkili olduğunu belirtir. 'Alleme' fiili, Allah'ın bu mutlak bilgisinden insana bir pay vermesi, ona bilme yeteneği bahşetmesi ve bu yeteneği kalem gibi araçlarla geliştirmesi anlamını taşır. Ayetteki kullanım, bilginin ilahi kökenine işaret eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'kalem' kelimesini 'yazma aracı' olarak açıklar. Ayetteki 'bil-kalem' ifadesi, Allah'ın insanlara bilgiyi aktarma ve öğretme yöntemlerinden birinin yazma ve kayıt altına alma olduğunu gösterir. Bu, bilginin korunması ve nesilden nesile aktarılmasında kalemin önemine dikkat çeker.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kalem'i 'yazma aleti' olarak tanımlar ve Kur'an'da 'kalem'in hem somut yazma aracını hem de yazma eylemini ve bununla elde edilen bilgiyi temsil ettiğini belirtir. Ayetteki 'bil-kalem' ifadesi, Allah'ın insanlara yazma becerisini ve bu beceri aracılığıyla bilgiyi öğretmesini vurgular; bu da bilginin yayılmasında ve kalıcılığında kalemin merkezi rolünü gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'kalem' kelimesinin Kur'an'da sadece bir araç olmanın ötesinde, bilginin kaydedilmesi, korunması ve aktarılması gibi geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu belirtir. Alak Suresi'ndeki kullanımı, Allah'ın insanlığa bahşettiği en büyük nimetlerden birinin yazma ve okuma yeteneği olduğunu, bu yeteneğin de bilginin temelini oluşturduğunu vurgular.
Namaz Sûreleri (Cilt 1)
Terzibaba - Necdet Ardıç
اَلَّذٖى عَلَّمَ بِالْقَلَمِ
~ ~ ~
(96/4) - Ellezî alleme bilkalem.
(96/4) - Kalem ile öğreten de.
~~96.4~
-------------------
İşte o Rab öyle bir Rab’tır ki. Alleme neyle, bil kalem. Kalem ile talim etti. Yâni yazıyı öğretti. Ve yazılar sayfaya döküldükten sonra da orada kalıcı oldu. Hani derler ya hatırda kalmaz satırda kalır. Cenâb-ı Hakk o kadar şeyleri
tavsiye ettiği halde Habîbine bunları öğretemezmiydi? Öğretmemiş miydi yahut. Genel insânlara bak. Ellezî alleme bil kalem. Kendisinin işte bu kaleme kağıda ihtiyacı yoktu. Zâten daha sonra gelen âyetlerde Ey Habîbim sen Kûr’ân-ı Azimüşşan'ı Cebrâil Aleyhisselâm okuduğunda, o da arkasından hemen unutmasın diye tekrar ediyordu acele ederek unutmasın diye, sen acele etme biz onu senin gönlüne indirdik korkma unutmazsın diyordu.
Onun gönlüne inmiş olan, Kûr’ân-ı Kerîmin tamamı, gönlüne indirilmiş olan bir muhterem varlık, zuhur mahâlli onun ayn’ına, gayn’ına, sad’ına ihtiyacı yoktur. Zâten onlarla meşgul olsa, bu oluşumları muhafaza edemez. Sebeplere bağlı olur. Hz. Rasûlullah’ta sebeplere bağlı olmaz. Onun ilmi, sebeplere bağlı olmaz. Üm olması, ilmin anası olması budur, ilmin çocuğu değildir. Şimdi bakın bizler ilmin çocuklarıyız. Neden? İlim bizim anamız onu tahsil etmeye çalışıyoruz. O bizi dünyaya getiriyor. O bize hayat veriyor, bir şeyler veriyor. Ama Hz. Rasûlullah ilmin anası, babasıdır o bu ilimleri zuhura getiriyor, gönlünden doğuyor-doğuruyor. Bu ilimler, Ondan doğuyor. Ondan doğuyor ise onun artık kitaba, kağıda kaleme sebeplere ihtiyacı yoktur.
Ümmeti ondan bunları, zâhiri kalemle, kâğıtlar, deriler, levhalar, üzerine yazmakla öğrenmekte, o ise ilâhi aklın, kendi gönül kitabına, tecelli kalemleri, ile yazdığı zât-i hakikatleri bizlere okumaktadır. Ve bu okunuş bütün mertebelerde o mertebe halkına, ebediyen okunmaya ve okutulmaya, devam edecektir.