‘Alleme-l-insâne mâ lem ya'lem
(4-5) O, kalemle yazmayı öğretendir, insana bilmediğini öğretendir.
İnsana bilmediği şeyleri öğretti.
Bu ayet, Allah'ın insana bilmediği şeyleri öğreterek onu bilgiyle donattığını ve bu bilginin kaynağının ilahi olduğunu vurgular. 'Alleme' fiili, bilginin aktarımını, 'el-İnsân' ise bu bilginin muhatabını ifade ederken, 'ya'lem' fiili ise bilginin yokluğunu ve sonradan kazanımını belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İlim, bir şeyin hakikatini idrak etmektir. 'Alleme' fiili, başkasına ilim öğretmek, bir şeyi bildirmek anlamına gelir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın insana, kendi çabasıyla ulaşamayacağı bilgileri doğrudan veya dolaylı yollarla aktarmasını ifade eder. Bu, insana bahşedilen ilahi bir lütuftur.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Buradaki 'alleme', Allah'ın insana bilmediği şeyleri öğretmesi, ona yol göstermesi demektir. Bu, mecazi olarak Allah'ın insana akıl ve idrak yeteneği vermesi ve bu yetenekle bilgi edinmesini sağlaması olarak da anlaşılabilir. Ayetteki bağlamda, kalemle öğretme vurgusuyla birlikte, bilginin aktarım mekanizmasına da işaret eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'ilm' kavramı, sadece teorik bilgi değil, aynı zamanda pratik bilgelik ve doğru eylemle de ilişkilidir. 'Alleme' fiili, Allah'ın insana sadece olgusal bilgiyi değil, aynı zamanda varoluşsal anlamda doğru yolu ve hakikati de öğrettiğini gösterir. Bu ayette, insanın bilmediği şeyleri öğrenme kapasitesinin ilahi bir ihsan olduğu vurgulanır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İnsan (insân), unutkanlığı ve ünsiyet kurma özelliği nedeniyle bu ismi almıştır. Ayetteki 'el-İnsân', genel olarak tüm insanlığı kapsar ve Allah'ın öğretisinin evrenselliğini gösterir. Bilgiye muhtaç ve öğrenmeye açık bir varlık olarak insan, bu ayette ilahi öğretinin alıcısı konumundadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İnsan, 'üns' (yakınlık, alışkanlık) kökünden gelir ve hem sosyal bir varlık oluşuna hem de unutkanlığına işaret eder. Ayetteki 'el-İnsân', Allah'ın kendisine bilmediği şeyleri öğrettiği, bu sayede cehaletten kurtardığı ve bilgiyle yücelttiği varlıktır. Bu, insanın öğrenme potansiyeline ve Allah'ın ona olan lütfuna vurgu yapar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kur'an'da 'insan' kelimesi, genellikle zayıf, unutkan ve nankör yönleriyle ele alınsa da, aynı zamanda Allah'ın halifesi ve bilgiye açık bir varlık olarak da sunulur. Bu ayetteki 'el-İnsân', Allah'ın ona bahşettiği öğrenme yeteneği sayesinde cehaletten kurtulma potansiyeline sahip olan varlığı ifade eder. Allah'ın öğretisiyle insan, bilmediği şeyleri öğrenerek kemale erebilir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): 'Ya'lem' fiili, bilmek, haberdar olmak anlamına gelir. Ayetteki 'mâ lem ya'lem' ifadesi, insanın doğuştan sahip olmadığı, sonradan edindiği bilgileri kapsar. Bu, insanın başlangıçta bilgisiz olduğunu ve bilginin dışarıdan, özellikle de ilahi kaynaktan geldiğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İlim, bir şeyin hakikatini idrak etmektir. 'Lem ya'lem' ifadesi, bu idrakin yokluğunu, yani cehalet durumunu belirtir. Allah'ın insana bilmediğini öğretmesi, onu cehalet karanlığından bilgi aydınlığına çıkarmasıdır. Bu, Allah'ın insana olan rahmetinin ve kereminin bir göstergesidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'cehalet' (cahl) kavramı, sadece bilgi eksikliği değil, aynı zamanda doğruyu bilmemekten kaynaklanan ahlaki sapmayı da ifade eder. 'Mâ lem ya'lem' ifadesi, insanın sadece olgusal bilgiden yoksunluğunu değil, aynı zamanda varoluşsal anlamda doğru yolu bulma konusundaki başlangıçtaki yetersizliğini de gösterir. Allah'ın öğretisiyle insan, hem bilgi hem de hikmet kazanır.
Namaz Sûreleri (Cilt 1)
Terzibaba - Necdet Ardıç
~~96.5~
عَلَّمَ الْاِنْسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْ~ ~ ~
(96/5) - Allemel insâne mâ lem yağlem.
(96/5) - O insana bilmediği şeyleri öğretti.
Ve allemel, alleme eğitti, el insâne. İnsanı eğitti. Nasıl Ma şöyle eğitti ki, lem ya’lem. Bilmediklerini ona öğretti. İşte bunlar bize lazım. Elif’ler, be’ler, te’ler, se’ler bize lâzım. Çünkü biz sebeplere bağlıyız. Ama Hazreti Rasûlullah sebeplere bağlı değil. Allemel insâne ma lem ya'lem. İşte bundan sonraki âyetlerde daha sonra gelerek bu Alak Sûresi kaç âyet? Ondokuz âyet bakın burada da bir hikmet var. Ondokuz rakamının hakîkati zâten ikra ile açılmış oluyor. Neydi Ondokuz? Kûr’ân’ın hakîkati, İnsan-ı Kâmilin hakîkati, şifre rakkamıydı. Kûr’ân’da, bunun ile başladığı için İkra süresi ile başladığı için Ondokuz âyette bırakmış. Yirmi de yapabilirdi Cenâb-ı Hakk. Ama o zaman sistem uymazdı, rakkam değişirdi. Dinleyicilerden biri:
Hocam bir şey sormak istiyorum. “Alâk kelimesini biraz açabilir misiniz”?
Pıhtılaşmış kan. Yâni insânın vücûd heykelinin, kayna-ğının, nüvesinin çekirdeğinin, kan pıhtısından olduğunu bildiriyor. Tıp kitaplarında, bu oluşumun bütün evreleri ile birlikte, nasıl geliştiği bugün açık olarak yazılmakta, ve ayrıcada mahallinde müşahedeli olarak da görülmektedir.
Başka bir yönü ilede anlamaya çalışırsak, şöyle düşünebiliriz. Kan pıhtısını, kanın içinde bulunan bütün özelliklerinin bir çekirdek halinde bulunduğunu düşünelim ki o da insanın küçültülmüş terkibidir. Yani orada yeni bir insanın bir kopyasının oluşumunu sağlayacak bütün özellikler mevcuttur, ancak bunun gelişmesi için, tohumun toprağa atılıp belirli bir süre zaman ihyaç olduğu gibi, bunun da yeniden gelişip insan sûretine ulaşması için zamana ihtiyacı vardır.
İşte bu kan pıhtısı insan’ın sûretini ortaya getiriyor iken, “venefahtü” de “sıretini-bâtını” ortaya getirmektedir.
İşte bu özelliklerin kendi gerçeklerini arif olabilmeleri için güzel bir eğitime ihtiyaç vardır. İşte bu husus.
Ellezî alleme bil kalem. O kalemle öğretti. Allemel
insâne ma lem ya'lem. İnsana da bilmediğini talim etti. Bakın burada, değişik bir şey daha çıkıyor. Bi zâtihi Allah’ın insânı eğittiği ortaya çıkıyor. Alleme, Allemel insâne, insân talim etti. Ma lem ya’lem. Bilmediğini talim etti. Kimden? Rabbından talim etti. veya Rabbı talim ettirdi.
Daha evvelce kendini Hakk’tan ayrı ve gayrı zannederken, Rabbı’nın eğitimi ile kulunun Rabb’ın dan ayrı gayrı olmadığını, ve hep onunla birlikte olduğunu bildirdi. İnsan oğlu için bundan büyük eğitim ve ikram düşünmek mümkünmüdür? Cenâb-ı Hakk vacibül vücûd kendi Ulûhiyyet hakikatlerini insana ikram etmiş, ve bu hakikatleri idrak etmesi içinde eğitmiş talim ettirmiştir.