İnnâ enzelnâhu fî leyleti-lkadr(i)
Şüphesiz, biz onu (Kur'an'ı) Kadir gecesinde indirdik.
Biz o (Kur'ân)nu Kadir gecesinde indirdik.
Kadr Suresi'nin ilk ayeti, Kur'an'ın özel bir gecede indirilişini vurgulayarak, bu gecenin 'kadr' vasfıyla yüceltildiğini ve ilahi takdirle olan ilişkisini dilbilimsel olarak ortaya koymaktadır. Ayet, 'inzal' fiili ile 'kadr' kelimesinin semantik derinliğini birleştirerek, vahyin önemini ve bu gecenin mübarek niteliğini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'inzâl' (إنزال) kelimesini bir şeyi yüksekten aşağıya indirmek olarak tanımlar. Ayetteki 'enzelnâhu' ifadesi, Kur'an'ın Allah katından dünya semasına veya doğrudan Hz. Peygamber'e indirilmesini, yani vahyin başlangıcını ve ilahi menşeini vurgular. Bu, Kur'an'ın beşerî bir eser değil, ilahi bir kelam olduğunu gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'enzelnâhu' ifadesini 'Biz onu indirdik' şeklinde açıklarken, bu fiilin mecazi olarak 'bildirdik' veya 'açıkladık' anlamlarına da gelebileceğini ima eder. Ancak bu ayetteki kullanımı, Kur'an'ın fiziksel veya manevi bir inişini, yani vahyin gerçekleştiği anı belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'inzâl' kavramını Kur'an'ın temel kavramlarından biri olarak ele alır ve Allah'ın insanlığa rehberlik göndermesi anlamında kullanıldığını belirtir. Kadr Suresi'ndeki 'enzelnâhu' ifadesi, Kur'an'ın insanlık için bir hidayet kaynağı olarak gönderilişinin başlangıcını ve bu olayın önemini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'leyl' kelimesini 'gündüzün zıttı olan karanlık vakit' olarak açıklar. Ayetteki 'leyle' kelimesi, Kur'an'ın indirildiği zaman dilimini belirterek, bu olayın gece vaktinde gerçekleştiğini ve bu vaktin özel bir anlam taşıdığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'leyl' kelimesini 'güneşin batışından doğuşuna kadar olan zaman' olarak tanımlar. Ayetteki 'leyle' kelimesi, Kur'an'ın inişinin belirli bir geceye tahsis edildiğini ve bu gecenin diğer gecelerden farklı bir kutsiyete sahip olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'kadr' kelimesinin hem 'miktar, ölçü' hem de 'şeref, yücelik' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'Leyletü'l-Kadr' ifadesi, bu gecenin hem büyük bir şerefe ve değere sahip olduğunu hem de o gecede ilahi takdirlerin belirlendiğini veya indirildiğini ifade eder. Kur'an'ın bu gecede indirilmesi, gecenin değerini kat kat artırmıştır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'kadr' kelimesini 'azamet ve şeref' olarak açıklar. 'Leyletü'l-Kadr' ifadesi, bu gecenin diğer gecelerden daha yüce, daha şerefli ve daha kıymetli olduğunu vurgular. Kur'an'ın bu gecede indirilmesi, gecenin bu üstünlüğünün temel sebebidir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'kadr' kelimesinin 'hüküm, takdir ve ölçü' anlamlarını taşıdığını belirtir. 'Leyletü'l-Kadr' ifadesi, o gecede bir yıl boyunca olacak olayların, rızıkların ve ecellerin takdir edildiği, yani ilahi hükümlerin belirlendiği bir gece olduğunu gösterir. Bu, gecenin sadece şerefli değil, aynı zamanda kaderle ilgili önemli bir zaman dilimi olduğunu ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'kadr' kavramının Kur'an'da hem 'ölçü, miktar' hem de 'kudret, güç' anlamlarında kullanıldığını belirtir. 'Leyletü'l-Kadr' bağlamında ise, bu gecenin ilahi kudretin tecelli ettiği, büyük bir öneme ve değere sahip olduğu bir zaman dilimi olduğunu vurgular. Kur'an'ın bu gecede indirilmesi, Allah'ın kudretinin ve takdirinin bir göstergesidir.
Namaz Sûreleri (Cilt 1)
Terzibaba - Necdet Ardıç
~~97.1~
اِنَّا اَنْزَلْنَاهُ فٖى لَيْلَةِ الْقَدْرِ~ ~ ~
(97/1) - İnnâ enzelnâhu fî leyletil gadr.
(97/1) - Şüphesiz, biz onu (Kur'an'ı) Kadir gecesinde indirdik.
Şimdi biz tekrar yine başa gelerek bunu biraz daha anlamaya çalışalım. Ikra’bismi rabbikellezî halak. Âyetiyle bu sûrenin büyük bağlantısı vardır. Çünkü ikisi de aynı hakîkatlerden bahsetmekte. Ancak burada kadir gecesinin oluşumunu, Cenâb-ı Hakk bizâtihi kendi vasıtasıyla olduğu, diğer ikra âyetinin ise Cebraâil Aleyhisselâm Vasıtasıyla geldiği belirtiliyor. “İnnâ” bakın, “muhakkak ki biz,” yine biz geldi, akşamki sorunuz vardı. “İnnâ” “muhakkak ki biz” “enzelnâ” yine biz. “Hu leyletil kadr”. O gecenin içersinde Kadir gecesinin içerisinde biz indirdik deniyor. Ama bir evvelki sûrenin başındaki âyette ne diyordu? “ikra bismi rabbikellezi halâk,” yâni Cebrâil Aleyhisselâmın getirdiği ve Cebrâil aleyhisselâmın bildirdi-ği şeklinde oradaki oluşum aynı oluşumu başka yönden biz yaptık, biz indirdik diye belirtmektedir.
Evet kaldığımız yerden sohbetimize devam etmeye çalışalım inşallah. kadir sûresine başlamıştık. esteizü billâh bismillâh İnnâ muhakkak ki biz. “Enzelnâ” biz nâzil ettik, indirdik. Hu onu, neyi? Kûr’ân’ı Azimüşşan’ı nerede leyletil kadir. Kadir gecesi içerisinde biz Kûr’ânı Kerîm’i, Kûr’ân-ı Azimüşşan'ı indirdik nâzil ettik. Daha evvelki sohbetle-rimizden nuzülün ne olduğunu anlatmaya çalışmıştık değil mi? Mertebeler içerisinde Ulûhiyet, Allah/Râhmaniyet lîsânından Hakkça’ya, Hakkça’dan Rabça'ya, Rububiyet
lîsânına Rububiyet lîsânından da ef’âl âleminde ef’âl mertebesine, Arapça olarak. İşte bir evvelki âyette, İkra hukuku bu lîsân üzere. Yâni bâtın âleminde tercümesi Allah tarafından yapıldıktan sonra Cebrâil Aleyhisselâma emanet edilerek o lîsânın Arapça harfler şifreleri içerisinde mânâların Hazreti Resulüllaha ilka edilmesiydi.
Orada Cebrâil Aleyhisselâmın Kur'ân-ı Kerîm'i getirdiği belirtilmekte. O sahne ile ifâde edilmektedir. Ancak bura da ifâde değişiyor. Biz indirdik diye belirtiyor. Şimdi bakın iki ifâdede çelişki varmış gibi geliyor. Ama yoktur mertebe farkı vardır. Niye Alâk Sûresinde Cebrâil Aleyhisselâm indirdi de, Kadir sûresinde biz indirdik deniyor? Değil mi? Okuyorsak okuyoruz demektir. Okuyorsak düşünüyoruz demektir. Düşünüyorsak arıyoruz demektir. Arıyorsak çıkartmamız gerekmektedir.
Tabi eğer bunların ne olduğunu bilemezsek Kûr’ân-ı Kerîm’i ezbere okur, okur geçeriz, ne o bizden bir şey anlar, ne de biz ondan bir şey anlarız. Yâni ne o bizden bir şey anlar derken. Şimdi bakın birbirini anlayan iki kişi konuşuyorken iki tarafta hoşnut olur. O zaman Kûr’ân-ı Kerîm’in de bizden hoşnut olması lâzımdır. Biz ondan ne kadar hoşnut oluyorsak, biz ondan ne kadar bir şey alıyorsak, o da bize bir şeyler verdiği için ama biz aldığımız sürece hoşnut olması gerekiyor, bu Kûr’ân bizâtihi Allah'ın varlığından başka bir şey değildir. Biraz daha yumuşatalım Kûr’ân Allah'ın ilmi varlığından başka hiçbir şey değildir. Yâni Kûr’ân okuyan Rabbi ile baş başadır. “İnnâ” işte biz indirdik deniyor.
Karşılıklı, arada kimse yok ki, kişi bunu kendi kendine okumuş olsa, “İnna muhakkak ki biz” onu biz indirdik, “fi leyletil kadr” hatta daha da başka ifâdeyle “aleyke” senin üzerine indirdik deniyor. Kim okuyorsa ona hitap ediyor. O zaman biz ondan memnun olduğumuz gibi, bizim de onu memnun etmemiz lâzımdır. Bu kâğıt parçası değil canlı capcanlı rûhaniyeti olan bir kitâptır.
İçine doğru baktığınız zaman o âyette ne belirtiliyorsa o harekelerin içersinde onların hepsi. Anlaşılıyor mu buradaki özellik? Bakın o kadar açık, biz indirdik diye hitab ediyor. Bakın birebir . Niye burada biz indirdik diyor da! diğer tarafta Cebrâil Aleyhisselâmın vasıtasıyla indiril-diğini söylüyor? İşte diğer âyette ikra âyetinde sahnede bu oyunu oynayan oyuncular belirtiliyor. Cebrâil Aleyhis-selâm var Efendim Muhammed Aleyhisselâm var ve bu ikisi arasında iletilen bir de ilim var. Yâni üçlü bir sahne bir de Hira dağı var.
Bütün bunları sahneye koyan rejisör diyelim haşa, burada Cenâb-ı Hakk bütün bu işleri kendi yaptığını anlatıyor. Yâni sahneleyen kendisi. Cebrail'e (a.s.) o ne diyor artistlerin işlerine o rolü Cebrail’e o rolü veren o Hazreti Resulüllaha (s.a.v) o rolü veren, o kitabı hazır-layan kendisi olduğundan biz yaptık, bu işleri diye bunu ifâde ediyor birinci âyette. Oyuncular sahnede oyun oynanırken rejisör gözüküyor mu? Gözükmüyor ama bütün sistemi meydana getiren rejisördür. İşte ana güç olduğu için bütün burada tek faili mutlak o olduğu için, biz yaptık ne ile yaptık. Sıfatları ile birlikte yaptık bizden kasıt ta o. Hu onu, yâni kitabı. “Fi leyletil kadir.” Kadir Gecesi içerisinde biz indirdik.
اِنَّا (İnnâ) da, “muhakkak biz” ifadesinde, görüldüğü gibi, iki (elif) iki (nun) vardır, bunlar iki “in” olarak ta değerlendirilir. Bilindiği gibi “in” “in-i şartiye”dir. O da biri “Ulûhiyet” diğeri “Risâlet” şartıdır. Bu iki ana şartlar olmasa bu âlem olmaz idi. Ulûhiyet şartı, Risalet tarafından, ifade edilen “İn’şeallah” “eğer Allah dilerse,” hükmüdür. Onun tasdik hükmü olmazsa âlemde hiçbir şey olmaz. Ulûhiyyet tarafından olan “in/eğer” ise “lev/eğer” mertebesinden. “Levlâke lev lâk lemâ halektul eflâk.” Hükmüdür. “Ey Habibim eğer sen olmasaydın, olmasaydın
bu âlemleri halketmezdim.” Hükmü ile, bu âlemlerin varlık sebebi bu iki şarttır.
İşte bu iki şart bir varlığın faaliyyet sahasında görüle-bilmeleri için “bir’in iki mertebeli” olarak görünmesidir. Biz indirdik demesi, “Ulûhiyeti ve Risâleti” ile bu yöndendir.
Ayrıca diğer bir yönden ise, sâlik/Hakk yolcusu, aldığı irfani eğitim ve nefsini tanıma çalışmaları ile, kendi hakikatine ârif olduğunda. Kendinde Hakk’tan başka bir şeyin olmadığını idrak etmiş olur. Bu husus bir çok hadis ve âyet-i kerîmeler ile açıktır. Kişi daha evvelce var zannettiği vehmi ve hayali olan, kimliğinden soyunmuş aslına dönmüş olur ki buda, “fenâfillâh/Hakk’ta fâni” olmaktır.
Daha sonra sâlik, kendindeki ilâh-i varlığını da idrak edince, buraya geldiğinde, “bakabillâh/Hakk’la bâki” olmaktadır. Böylece ilâh-i tecellilerin mazharı olduğundan, onda işleyen Hakk, görünen halk olan kendisidir. İşte bu tek’in iki mertebeden zuhuru, “innâ/biz” olmuş olur.