Vemâ edrâke mâ leyletu-lkadr(i)
Kadir gecesinin ne olduğunu sen ne bileceksin!
Kadir gecesinin ne olduğunu sen nereden bileceksin?
Bu ayet, Kadir Gecesi'nin yüceliğini ve idrakinin zorluğunu vurgulamak için soru edatıyla bir merak uyandırmaktadır. Temel kavramlar, 'bilmek' ve 'kadir' kelimeleri etrafında dönerek, bu gecenin sıradan bir gece olmadığını ve değerinin ancak Allah tarafından bilinebileceğini ima eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'dirâyet' kelimesini 'bir şeyi hile ile elde etmek' veya 'bir şeyin hakikatine ulaşmak' olarak açıklar. Ayetteki 'edrâke' ifadesi, Allah'ın bildirmesiyle dahi, Kadir Gecesi'nin tüm boyutlarının insan idrakini aşan bir derinliğe sahip olduğunu, dolayısıyla tam anlamıyla kavranamayacağını belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'mâ edrâke' kalıbının Kur'an'da genellikle 'Allah'ın bildirdiği ve öğrettiği şey' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette ise, soru edatıyla birlikte kullanılarak, Kadir Gecesi'nin büyüklüğünün ve sırrının, Allah'ın bildirmesiyle dahi tam olarak kavranamayacak kadar yüce olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ilim' ve 'idrak' kavramlarının Kur'an'daki kullanımını incelerken, 'idrak'in genellikle bir şeyin dışsal veya yüzeysel bilgisi yerine, onun özüne ve hakikatine nüfuz etmeyi ifade ettiğini belirtir. 'Maa edrâke' ifadesi, Kadir Gecesi'nin hakikatinin insan idrakinin ötesinde olduğunu, dolayısıyla tam anlamıyla kavranamayacağını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'leyl' kelimesinin genel olarak güneşin batışından şafağın sökmesine kadar olan zaman dilimini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'Leyletü'l-Kadr' tamlaması, bu genel anlamın ötesinde, belirli bir gecenin, yani Kadir Gecesi'nin özel bir kutsiyet ve faziletle donatıldığını gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'leyl' kelimesinin Kur'an'da hem genel gece anlamında hem de özel, mübarek geceler için kullanıldığını açıklar. 'Leyletü'l-Kadr' ifadesinde, 'leyle' kelimesi, bu gecenin diğer gecelerden ayrılan, özel bir konuma sahip olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kadr' kelimesinin 'bir şeyin miktarını ve değerini bilmek' veya 'bir şeyi takdir etmek, hükmetmek' anlamlarına geldiğini belirtir. 'Leyletü'l-Kadr' ifadesinde, bu kelime hem gecenin yüce değerini hem de o gecede Allah'ın takdirlerinin, hükümlerinin belirlendiği veya indirildiği anlamını taşır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'kadr' kelimesinin 'azamet, şeref, yücelik' anlamlarını vurgular. Ayetteki 'Leyletü'l-Kadr' tamlaması, bu gecenin diğer gecelerden üstün, şerefli ve azametli olduğunu, dolayısıyla değerinin çok yüksek olduğunu ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'kadr' kelimesinin 'bir şeyin miktarını belirlemek, ölçmek' ve 'bir şeye hükmetmek' anlamlarını içerdiğini belirtir. Kadir Gecesi'nde, Allah'ın yıllık takdirlerinin ve hükümlerinin belirlendiği veya indirildiği inancı, bu kelimenin 'takdir' ve 'hüküm' anlamlarıyla doğrudan ilişkilidir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'kadr' kelimesinin Kur'an'da hem 'değer, kıymet' hem de 'ölçü, miktar, takdir' anlamlarında kullanıldığını belirtir. Kadir Suresi'ndeki kullanımı, bu gecenin hem manevi değerinin yüceliğini hem de Allah'ın takdirlerinin bu gecede tecelli etmesini ifade eder.
Namaz Sûreleri (Cilt 1)
Terzibaba - Necdet Ardıç
~~97.2~
وَمَا اَدْرٰیكَ مَا لَيْلَةُ الْقَدْرِ
~ ~ ~
(97/2) - Ve mâ edrâke mâ leyletul kadr.
(97/2) - Kadir gecesinin ne olduğunu sen ne bileceksin!
Ve mâ edrake mâ leyletül kadir.(2) şimdi sıra geldi bize. Tekrar konuyu iki yönden ele alalım. “ve mâ edrake” bakın “kef” dedi, o ise muhatap/hitab edilendir, işte böylece karşımıza muhatap geldi. Burada bu hitabı iki yönlü anlamamız gerekiyor, birisi mutlak sûrette Aleyhisselâtü Vesselâm Efendimize
olan hitap, biride onun ümmetine olan hitaptır. Burada bunu ayırmamız lâzımdır. Ayırmamız lâzımdır ki, sonra tekrar birleyebilelim. iki ayrı özelliğin hakîkatlerini idrâk edip, tekrar birleyebilelim. Şimdi, bu hitap evvelâ, (s.a.v.) Efendimize geldiği için, evvelâ onun yönüyle bakalım. “Ve ma” burada düşünüyoruz, öyle birşey ki bu, “edrake mâ leyletül kadri.” “Ey habibim sen bu Kadir Gecesinin ne olduğunu idrâk ettin” Yâni benim sana bildirdiğim hakîkatlerle vermiş olduğumu idrâk ettin.
Neden? Çünkü Cebrâil Aleyhisselâm vasıtasıyla o gece yapılan eğitim ile zâten Efendimiz (s.a.v) Cebrâil Aleyhis-selâmı, hakiki veçhiyle görmekle, onu yaşadı, idrâk etti. Kadir gecesinin ne olduğunu mutlak olarak, hiçbirimizin anlayamayacağı kadar, yüksek bir seviye ve derecede idrâk etti. İşte onun tasdiki budur. “Ve mâ” öyle birşey ki bu “edrake” sen “idrâk ettin.” Neyi o kadir gecesini, sen mutlak olarak idrâk ettin. Yaşadın yâni “derk” ettin.
Derk/idrak= “Lügatta. Anlayış. Kavrayış. Akıl erdir-mek. Fehim. Yetiştirmek.” Ma’nâsında geçmektedir ki, “kişinin bünyesine işlemiş müşahedeli bilgi” demektir.
Ama bu husus bize döndüğü zaman, ümmete döndüğü zaman, bu âyetin muhatabı biz olduğumuz zaman, “vemâ edrâke” orada “mâ” soru hükmüne geldi, olumsuz hükmüne geldi. Sen bu Kadir Gecesini idrâk etmedin yâni edemedin. Yâni bu Kadir Gecesinin ne olduğunu idrâk edemedin. “Ve mâ leyletül kadri.” Bu kadir gecesinin ne olduğunu sen idrâk edemedin, veyahut edebildin mi? Veya etmeye çalış, gibi dikkatimiz çekilmektedir.
Efendimiz (s.a.v) hakkında sen mutlak olarak bu Kadir gecesini idrâk ettin ve yaşadın, ama bu bize döndüğü zaman, Biz ikra hâdisesini yaşamadığımız için, Cebrâil Aleyhisselâm’dan da haberimiz olmadığı için, “ve mâ edrake” siz bunu idrâk etmediniz. Neyi “ve mâ” etmediniz “leyletül kadri.” Kadir Gecesini idrâk etmediniz, ama etmeye çalışın. Madem ki bu Kadir Gecesi diye bir özellik
var, bir güzellik, bir hoşluk vardır. O zaman bu âyetle bizi oraya yöneltmekte ve bunun ne olduğunu yavaş yavaş şerh etmek için değerini bize anlatmak için “leyletül kadri.” Diye devam etmektedir.