İçeriğe atla
Kadr 3Cüz 30 · Sayfa 598

Kadr Sûresi 3. Âyet

القدر

Sohbete sor

Leyletu-lkadri ḣayrun min elfi şehr(in)

Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.

Namaz Sûreleri (Cilt 1)

Terzibaba - Necdet Ardıç

-------------------
~~97.3~
لَيْلَةُ الْقَدْرِ خَيْرٌ مِنْ اَلْفِ شَهْرٍ~ ~ ~

(97/3) - Leyletul kadri hayrun min elfi şehr.
(97/3) - Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.


O Kadir Gecesi, leyl gecesi öyle bir Kadir Gecesidir ki “hayrun” hayırlıdır “min elfi şehir” bin aydan hayırlıdır. Böyle bir geceyi sende idrâk etmeye çalış, anlamaya çalış. İşte daha evvelki sûrede de biraz geçtiği gibi, bu sûrenin geliş sebeplerinden bir tanesi de şuymuş: bir gün beni israil hikâyelerinden, tevrattan bir hikâye bahsedilmiş. Demişler ki beni İsrail'den bir silahşör vardı, bir Allah eri vardı. Üstünden zırhını çıkarmadan seksen üç sene, Hakk yolunda savaştı, hiçbir şeyle meşgul olmadan, dünya işleriyle meşgul olmadan, hayatının seksen üç senesini Hakk yolundaki savaşa verdi. Diye bir hikâye anlatılıyor. Efendimiz de (s.a.v.) üzülüyor benim ümmetimin zâten yaşı elli altmış civarı, bu kadar sevabı nasıl yapacak benim ümmetim? Efendim bu kadar derecelere nasıl ulaşacak diye üzüntüdeymiş.

Şimdi o kişi seksen üç sene savaşa gidiyor ama, ömrü üçyüz sene civarında. Yâni çok uzun bir ömrü var. Seksen üç senesini Hakka ayırabiliyor. İşte benim ahir zaman garip ümmetim, elli altmış sene ortalama ömürleri var. Nasıl bu sevapları kazanabilecekler diye Efendimiz üzülü-yormuş. İşte bir rivâyete göre, Kadir Sûresi bunun üze-rine geliyor ve buradaki hesapta, onun üzerine yapılıyor, bin ay seksen üç sene dört ay tutarında, yâni o kişinin seksen üç senede kazandığını, Ey Habibim ben senin ümmetine, senin yüzü suyun hürmetine, sana olan

muhabbetim hürmetine, senin bu üzüntün üzerine bir gecede seksen üç senelik sevabı onlara verdim, ben diyor. Bakın ne büyük bir lütuftur. İşte Kadir gecesini idrâk ettin mi? Başka yönden değeri bu kıymeti budur. Birisi Cebrâil Aleyhisselâm ile Hakîkat-i İlâhiye ile beşeriyetin vücut bulması birlik bulması. Yâni ilâhî kelâmın beşere ulaştı-rıldığı gece. Birisi de, işte o gecenin hürmetinden biz o geceye itikat ettiğimizde, hürmet ettiğimizde ibadet ettiğimizde, bir gecede seksen üç senelik ibadet kazan-maktayız.

Şimdi ne diyorlar bakın, tavsiye olarak, “her gününü bayram, her geceni kadir bil.” Bakın altmış senelik ömrümüzün, kırk senesini idrâkli olarak geçirdiğimizi düşünelim. Bu da deminki hesabımızın bir başka hesabı. Kırk senelik ömrümüzü idrâkli olarak geçirdiğimizi düşü-nelim. Yâni kırk Kadir gecesi, yaşadığımızı düşünelim, çocukluk devresini bırakalım. Kırk tane seksenüç sene kazanmış olmaktayız. Senede bir Kadir Gecesi ile. Ama her hafta bir kadir gecesi yaşayabilirsek, her ay bir Kadir Gecesi yaşayabilirsek, hatta her gecemizi Kadir yaparsak. İşte teheccütlere kalkmak sûretiyle, yatsıyı kılmak, nafileleri, günlük zikirlerimizi, yapmak sûretiyle her Gecemiz Kadir gecesidir.

Bunu böyle itikat edelim inşallah. Allah öyle gani, öyle kabul eder zâten. Ne yapıyoruz? İşte iki rekat mi’rac namazı kılıyoruz. İşte mi’rac demek işte Kadir Gecesi zâten kıymetini bilmek demektir. O zaman kaç gün gece vardı işte elliüç hafta mı vardı? Elliiki hafta senenin günleri üçyüzaltmışbeş. Bakın üçyüzaltmışbeş Kadir Gecesi Ümmeti Muhammedin olmakla bir senede çarpı seksenüç. Ayrıca hesap etmemiz mümkün değil. Birde bunu tekrar kırk ile çarp. Bir milyar seneden fazla dünyada yaşamış-çasına feyz almakta. Neden? Bu işte Efendimizin yüce-liğinden. Ümmeti Muhammede takdir edilen ölçüler den dir.

İşte sen bu Kadir Gecesini hâlâ daha idrâk etmedin mi? Böyle olduğunu idrâk et, böyle olduğunu anla ve ona göre değerlendir. işte bu hakîkatler içerisinde kişi ramazanın mutlaka yirmiyedisi kadir gecesi olacak diye bir şart yoktur. Ama sistem ona uygun. Yâni hakîkat yaşantısı Ramazanın yirmiyedinci sayısına/derecesine uygun geliyor. Neden?

Kısaca yeri gelmişken onu da bakalım. Üçyüzaltmışbeş ile seksen üç çarpılınca. Bir senelik o da birde kırkla onu çarpın. Kırk sene ile çarpın, bir milyon ikiyüz on bin sekiz yüz sene yeryüzünde yaşamış gibi sevap alıyoruz işte bu Ümmeti Muhammede ahir zaman ümmetine lütfedilen, Cenâb-ı Hakk’ın itaları, verişleridir. Şimdi Ramazanı Şerif’in başından îtibaren oruç tutmaya devam eden kişi, yirmiyedi gün süresi içerisinde, belirli bir letafete ulaşıyor.

Tabii bu bütün çalışmalarını yapmak sûretiyle, belirli bir inceliğe, belirli bir hassasiyete ulaşılıyor. Gerçi hiçbirimiz pek fazla uğraşmıyoruz ama, böyle olması gerekiyor. Ama ulaşırız, ama ulaşamayız o konu ayrıdır, ancak bunu bilmemiz gerekiyor. Ramazanın yirmi yedinci gecesi, işte bizim Kadir Gecemiz oluyor. Oruçlar, tera-vihler, namazlar ile birlikte nefsaniyetimizden temizlenmiş oluyoruz. Tabi bu sadece, ramazanda oluşacak bir hâdise değildir. Daha evvelki seyr-i süluk içerisinde de sürdü-rülmüş olması lâzım gelmektedir. Yirmi yedinci gecesi bizim gönlümüze de Kûr’ân-ı Kerîm inmeye başlıyor.

Ramazanın yirmi yedinci gecesi yani Kadir gecesi işte. Kendi kadrimizi idrâk etmeye başlıyoruz. Ku’ran-ı Kerîm bize inmeye başlıyor. Ancak, bu Kûr’ân-ı Azimüşşan'ın dışında, başka bir Kûr’ân olarak değil. Herşey bunun içerisinde zâten mevcud. Bunun içerisinde ki mânâlar ilhami olarak inmeye başlıyor. Vahiy olarak değil. Vahiy olmaz hiçbir zaman, o peygamberlere ait, yeni bir hukuk, yeni bir hüküm getirirse o vahiy olur. Onun dışındakiler bu vahyin izâhı mertebesinde olduğundan, bunlara ilham

denir. Açış denir. İşte kadir gecesi olarak belirtilen, Bu yirmi yedinci gecesinde ilhamlar gelmeye başlıyor ki yirmi yedinci gecesi, Îsevîyet mertebesidir, ayrıca sırayla bakıl-dığında. Yâni yirmisekiz peygamber îtibariyle baktığımızda yirmiyedinci peygamber İsa Aleyhisselâm'dır.

Niye oradan başlıyor? Çünkü İsa Aleyhisselâm’da ilk zâti tecelli başlamakta. İsa aleyhisselâmın zatında Allah'ın zât tecellisi vardır. İşte Kadir Gecesinde de, zâti tecelli başlıyor. Yirmisekizinde sâlik Mertebe-i Muhammediye ulaşmış olunuyor. Yirmisekizinci gece Hakîkati Muhamme-diye ulaşılmış oluyor. Ama İseviyettten Mûseviyetten geçmeden oraya ulaşmak mümkün değildir. Çünkü yolu oradan geçiyordur. Ama bugünkü hristiyanlar, bugünkü Mûseviler mânâsında değildir. Onlar hiçbir zaman Hakîkati Mûseviye, Hakîkati İseviye olamadılar, bu islâmiyetin seyridir. Onların malı değildir, o bizim malımızdır. Ama onlar kendilerini kavim olarak ayırmışlar, nesiller olarak, milletler olarak ayırmışlardır. Onlar ayıra dursunlar. Biz tevhid ehliyiz. Biz ayırmayız, çünkü ortada ayrılacak bir şey yoktur.

Yirmisekizinci gece Muhammediyet Mertebesidir. Yirmi dokuzuncu gece ki, ertesi gün bayram otuzuncu gece arefe dedikleri ariflik gecesi bütün mertebeleri. Ariflik günüdür. Bütün mertebeleri kendinde bulundurmuş Mûseviyet, Îsevîyet, Muhammediyet mertebelerini. Tabi hep oruçlu olarak. Ertesi günün bayram olduğu bilindiğinden arefe. Oyüzden deniyor, ama kendi hakîkatine ulaşmasına artık çok kısa bir süre kaldığından ertesi gün de bayram olduğu bilindiğinden arefe yâni ariflik günüdür.

Kurban bayramında da arafat günü oluyor. Ya arife günü ariflik günü işte o da arafat diyorlar. Ariflik günü arafat dağına çıktık diyorlar ya, yâni idrâkin yükseğine çıktı mânâsındadır. O kişi oturduğu yerden de arafata çıkıyor korkmayın. Yâni sadece, mutlaka oraya gidipte

gidilecek diye, bir hüküm yoktur, orası bir simgedir, tabi oraya gitmenin de başka özellikleri vardır. Çünkü o yaşantıyı da görmek lâzımdır, ama gitme imkânı olma-yanın arafata ma’nen bulunduğu yerde çıkması mümkün dür. İrfaniyet yönüyle yükselmesi, yâni aklında idrâkinde yükselmesi. Mümkündür.

Yirmi dokuzuncu günde Arifi Billâh, Allah'a ârif, mutlak irfan ehli. İşte bunları idrâk edenin yapacağı tek şey, geriye bayram yapmak kalıyor. İşte bayramı yapan onlardır. Bakın şimdi burada da estetik bir hâdise var. Bayram onlar için yapılıyor. Hacı bayram veli bu hakîkati idrâk ettiği zaman “bayramım imdi, bayramım imdi. Yar ile bayram ederler şimdi” diyor. Bakın çoluk çocukla bayram ederler demiyor. Yar ile bayram ederler şimdi. Bayram özünü bildi, bulan anda kendi oldu, diye yazdığı bayram işte ilâhîleri bu idrâk içerisinde oluşuyor.

Ehlullahtan birisi de ne demiş, “bayram ol gündür bana kim göz göre didarını, görmezsem bir gün seni ol kara gündür bana.” Yâni bayram dostu gördüğün zaman, dostla olduğun zamandır. Gönlünde Hakîkat i İlâhiyeyi Hakîkati Muhammediyeyi, Ulûhiyyet hakîkatlerini idrâk eden için bayram olmaz da ne olur? Hatta bu bayram sözü bile yetersiz kalır. Bayramı iki kere yapmış olur. “Âdet olmuş Âdem yılda bir kurban keser, an be an, saat ve saat kurbanım ben sana” diyen ne güzel söylemiş. Yâni kurban senede bir sefer değildir.

Ramazan bayramı hakkında size başka bir şey daha belirteyim.

(6-mübarek geceler ve bayramlar) kitabında bu mevzuların bir kısmı vardır, ramazan bayramı halife-i şahsiyye bayramıdır. Yâni ariflik bayramıdır. Yâni kendi hakîkatini idrâk edenlerin bayramıdır. Daha henüz görev almamıştır. Kurban bayramı ise şeyhlik bayramıdır. Görev alanların bayramıdır. Neden? işte bakın kurbanlar kesiliyor ya. İşte karşısına gelen kişide irade gücünü oluşturarak,

onda kendi kurbanını kestirebilecek gücü oluşturuyordur. Rüyalardaki hayvan kesimi işte budur. Kurban bayramın da kurban kesmiyor muyuz? Zâhir anlamda, bâtın anlamda da kim mânâ âleminde kurbanını keserse, yahut kimin tarafından vesilesi ile kesilirse, işte orada o şuuru o idrâki o vasıtayla ortaya getirmiş oluyor.

Yoksa kendi kendine zâten kesmesi mümkün değildir. Yâni ramazan bayramı kendini bilmek, kendini bulmak, idrâk etmek, kendi varlığında, kendi hakîkatine ulaşmak. Kurban bayramı da görevlilik bayramı. Karşı tarafa fayda sağlama, yahut yol gösterme bayramıdır. İşte şeyhlik/ halife-i şahsiyye kendini bilme, daha henüz ramazan bayramı, ama kendinin şeyhliği, yâni o mertebeye ulaşması. Ama henüz görevli değildir, halife olması ise kendine halife olmasıdır. Belirli bir aşamadan sonra tekrar başka bir eğitimden geçer, sonra hani nasıl okuldan çıkınca hemen görev alıyorlar mı? Hemen üniversiteyi bitirince ihtisas yaptırıyorlar.

İşte o iki aylık süre ihtisas süresi. Ondan sonra eğer kabiliyeti varsa ona görev veriliyor o da kurban bayramını o şekilde yapmış oluyor. Ramazan bayramına şükür bayramıda diyorlar, genelde şeker bayramı diyorlar, orada tatlı şeker var, yâni bir yere ulaşıldığı için, ama diğerinde, kurban bayramında çakı bıçak var, kan var. O iradenin oluşturması var. İşte o iradeyi oluşturacak iradeye sahip olmak gerekiyor, kurban bayramını yaşayanlar için her iki bayram yaşayanlar için yaşatılıyor yapılıyor. Yâni kurban bayramı ve ramazan bayramını hak edenler.

Şimdi bakın peki! biz ne yaptık ki bayram yapacağız? Bayram sabahı kalktık giydik cici elbiselerimizi gittik, konuya komşuya tatil yaptık. Yedik içtik, oynadık, neşelendik, ama biz ne yaptık ki, bunu hak ettik. Hak edenlerin taklidçileri olarak, bizde bayram yaptık, yâni Cenâb-ı Hakk onlara bu bayramı lütfetti. Bizde onlara sûret olarak benzediğimiz için, biz de benzer bayram,

sûret bayramları yaptık. Bu da Cenâb-ı Hakk'ın lütfundan dır, yâni ehli irfâna olan lütfundandır, bir kişi bayram yapıyor, onun yüzü suyu hürmetine bütün âleme bayram yaptırıyor. Neden? o insâna sûret olarak benzediğimiz için, öz olarak benzediğimiz için değil. Bakın ne kadar büyük bir lütuf vardır. Bayram yapıyorlar ama onların bayramları burada kalıyor. Diğer samimi bayram yapanların bayramı ise, ahirete de intikâl ediyor. Daha uzun süre devam ediyor, Cenâb-ı Hakk onlardan eylesin.

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(4)