İçeriğe atla
Kadr 4Cüz 30 · Sayfa 598

Kadr Sûresi 4. Âyet

القدر

Sohbete sor

Tenezzelu-lmelâ-iketu ve-rrûhu fîhâ bi-iżni rabbihim min kulli emr(in)

Melekler ve Ruh (Cebrail) o gecede, Rablerinin izniyle her türlü iş için iner de iner.

Namaz Sûreleri (Cilt 1)

Terzibaba - Necdet Ardıç

~~97.4~
تَنَزَّلُ الْمَلٰئِكَةُ وَالرُّوحُ فٖيهَا بِاِذْنِ رَبِّهِمْ مِنْ كُلِّ اَمْرٍ~ ~ ~

(97/4) - Tenezzelul melâiketu ver rûhu fîhâ biizni rabbihim, min kulli emr.
(97/4) - Melekler ve Ruh (Cebrail) o gecede, Rablerinin izniyle her türlü iş için iner de iner.


Tenezzelul melâiketu ver rûhu. (4) İşte bu hakîkatlere erişmiş olan kimselere, Melâike ve rûh tenezzül eder. Bu gece içerisinde iner. Yâni melâikeden kasıt, melâike milk, melek, kuvvet ve şiddet demektir. İlâhî kuvvetler onun bünyesine iner. İşte o bayramı yapması için, bayramı yaptıracak özelliğe, güçlere sahip olduğu için, olması için rûh ve melâike onun üzerine indiği ve onu o şekilde güçlendirdiği için, kurban bayramı için de hazırlık yapılır.

Yâni diğer insânlardan farklılığı, kendisine rûh ve melâike-i kiram'ın, yâni bazı güçlerin indirilmesidir. Ama o kişi elinden tutacakta, fırlatacak atacak, bir evi, bir ağacı kökünden tutacak ta yıkacak, ma’nâsında güçler değildir. Fiziki ma’nâda güçler değildir. İlim ma’nâsında, ilmi ma’nâdaki güçlerdir. Onunda iğne batırdınmı ay vay diye canı yanar.

Nasıl “bi izni rabbihim” rabbının izniyle, yâni o kişinin kabiliyeti ne kadarsa, Cenâb-ı Hakk dozunu ona göre milk, melek ve rûh gücünü onda arttırır. ilham gücünü artırır, gerçi o gece bu ifâde genel olarak rûh ve melâike yeryüzüne iner. Genel olarakta iner ama özel olarakta senin yeryüzü beden mülküne iner. Yeryüzü dediği senin yeryüzünün, senin toprağın, senin toprak bedenindir oraya iner. Bize de lâzım olan zâten odur. Özel inendir. Genele zâten iniyor. Rahmet her gece herkese iniyor. Oradan da faydalanıyor. Birde özel rahmetten faydala-nıyor. Bu işlerle özel olarak ilgili olan kimselere nasıl? “min külli emrin” bütün işlerden iner. Bu âyet geldiği zaman, bütün işlerden iner “min külli emrin” emir iş mânâsınadır, yâni her türlü bilgisine her türlü bilgi kendisine bahşedilir ma’nâsınadır .Tamamen olmasa bile zaman içerisinde çözüm yapacak kadar bilgiler indirilir.

En azından, her türlü kendini anlayacak kadar, küçük problemler çözülecek kadar, ilim indirilir. Bu da insâna yeter. Sonsuz peygamberlere indirildiği kadar bir ilim beklemek çok iyimserlik olur. Fazla uçurtmadan, fazla abartmadan. Ama diğer insânlara inenden, biraz daha fazla iner, çünkü âyetin sözü öyle. Yerine göre toplu ibadette gerekli ilk alış zamanlarında toplu ibadet gerekli. Daha sonra daha yukarıya yukarıya doğru çıkmaya başlandığı zaman, tabiki kişi özel olarak tabi ki herkes aynı idrâkte olmadığı için, oraya ulaşılamaz. Ama toplu yapılan ibadetler oraya ulaşmayan kimseleri de birlikte o nûrdan yararlandırmak ve yükseltmektir. Ama daha daha yukarıya çıktıkça çevre azalır.

O zaman kişi, Efendimizin yalnız başına Hira Dağında ibadet etmesi gibi olur. Çünkü artık ibadet özel, özele geçmekte, orada umumi genel bir ibadet tarzıyla değil de, özel bir münasebete dönüşmektedir. Bu da kişinin kendi kabiliyetine göre olmaktadır. “Külli emrin” bütün işlerle birlikte rabbinin izniyle melâike ve rûh iner. Burada melâike dediği, Cenâb-ı Hakkın esmâ-i ilâhîyesi isimleri

rûh dediği tefsirlere bakınca burada melekler ve Cebrâil (a.s.) O gecede Rablerinin izniyle her türlü iş için inerler, diye yuvarlak bir ma’nâ verilmektedir. Yâni rûhtan Cebrâil olarak bahsedilmektedir. Onun bir ismi de Ruh-ul Kudüs’ tür ya, o şekli de doğrudur. Melâike de iner.

Sendeki Esma-i İlâhiyenin güçlerini artırır. Meselâ Râhman esmâsını daha güçlü söylersin. Kahhar esmâsını daha güçlü söylersin. Vahhab esmâsını daha güçlü söyler ve kullanırsın. Gerektiğinde hibe edersin, bildiğin bir şey varsa verirsin. Yâni isimler/melekler senden daha güçlü olarak çıkar. Rûh ise Allah'ın venefahtüsü sana iner. Ruh-ul Kudüs ve Ruh-ul A’zâm burada ayrıca iner. Çünkü daha evvelce Âdemiyet mertebesinde “venefahtü” rûhu/sultani inmişti. Îsevîyet mertebesinde rûh mertebesinde ise Ruh-ul A’zâm’ın inmesi, yâni genel ihata içerisindeki ruhun inmesi söz konusu olmakta ve senin bütün varlığını o rûh, o ilim kaplamakta. Neyle? “Bi izni rabbihim.” Rabbimin izniyle.


Min külli emrin (4) ve işte “selâmün,” bunlara selâm vardır. Bu selâm neydi? insânın varoluş kaynağı selâm ismidir. Hani hüvallahüllezi de okuyoruz ya. Hüverrâhmâ-nirrahîm el melikül, kuddusül, selâmül, mü'minül, mühey-minül diye. İşte oradaki “selâm” ismi insânın kayna-ğınıdır, onu ortaya getiriyor. Yâni selâm, selâmet esmâsı insânın zâhir olarak, bâtın olarakta kaynağıdır. Odur, gerçi insânın kaynağı, esas kaynağı Ahadiyetten geliyor bu ayrıdır. Ama bakın İslâm, teslim, selâm Müslim hep bu kaynaktandır, bu esmâdan kaynağını alıyordur. Selâmet üzere olmak işte budur. Gerçek selâm kendilerine verilir. Daha evvel lîsânen söylediği bu selâmın hakîkati kendile-rine verilir.

Ve bu selâm artık onda ebedileşir. Selâmdan kasıt selâmeti ebedileşir ve Esselâmü aleyküm ve rahmetullah. İmam “esselâmu aleyküm,” dediği zaman? müezzin Ne

cevap veriyordu. “Allâhümme entesselâmü ve minkesse-lâm” bakın orada da iki tane selâm vardır, ve ona böylece cevap veriyor. Allâhümme, ey Allah’ım, ente sen, esas selâmette olan sensin, selâmet senden gelir diye orada hitap ediliyor. İşte selâmın hakîkati buradadır.

Ve ayrıca günde kıldığımız beş vakit, sünnetleri ile birlikte kırk rek’at namaz içerisinde, bir günlük namaz içerisinde doksandört tane selâm kelimesi vardır. (5) Namaz kitabını okursanız bunlar orada vardır, doksandört tane selâm esmâsı vardır. Allâhümme entesselâm’larla birlikte. Onlarda bir selâm çünkü esselâmu aleyküm. Her selâm verişte. Tahiyyatın içinde esselâmu aleynâ ve alâ ibâdillâhis sâlihîn, diye de geçiyor oradaki selâmlar ile birlikte. Oturur merak eder sayarsanız, ama gerek yok sayılmış derseniz ayrı. Ama benim gibi biraz posteki sayar gibi selâmları sayarsanız doksandört tane bulursunuz. Çünkü ben o kadar buldum. Ama dedim bunlar eksik, doksandört olmaz. Yeterli değil, bir şeyler daha olması lâzım. Selâmın bir günlük namazda, doksandokuz tane olması lâzım. Çünkü sistem öyle.

Beş tane de zâten oradaymış da, ben sonradan gördüm. Hemde koskocaman duruyor, gözümüzün önünde neden? O beş vakit namaz her namazın mutlak bir selâm, selâmetin tamamı olduğundan selâmlara. Birde beş vakit namazı da ilâve edersek doksandokuz olur. Dinleyicilerden biri:

-Doksandörtte kalsa iyi olur hocam.

Yok iyi olmaz.

-Dokuz artı dört on üç şifre oluyor da.

İşte tamam bak. İyi oldu daha güzel oldu.

Bana onu bildirmişlerdi, bak sen bizden çok ilerlerdesin maşallah, Kadir Gecesi tesirini nasıl gösteriyor.

Hakîkaten doğru bak o gün onu düşünmemişiz.

Bak asli harfleri ile onüç oluyor, selâmın asıl sayısı ile onüç çok doğru. Ayrıca “selâm” kelimesinin sayı değeri (131) birdir ki, gene (13) tür.

Ama yine eksik. Özel olarak doğru, ama genel seyir içerisinde esmâ-i ilâhiyenin doksandokuz tane çıkması gerekiyor. Neden dersen, şimdi oraya da geliriz. İşte her bir vakit namaz mutlak selâmete götürdüğü için kişiyi, toplu bir selâma, selâmete götürdüğü için beş selâm da o. Selâmette o. O zaman oldu dossandokuz. Bir günlük namaz kılan kişiye Cenâb-ı Hakk o kadar büyük lütuflarda bulunuyor ki. Bu yapmış olduğu lîsânından ve fiilinden çıkmış olan doksandokuz tane selâm esmâsı. Doksando-kuz türlü esmâ-i ilâhiyeye kalkan oluyor.

Bakın bu çok özel ve hususi bir hâdisedir. Cenâb-ı Hakk'ın doksandokuz esmâsı, bunlar birbirine zıt isimlerdir kişi namaz kıldığı zaman, çevresinde doksandokuz tane selâmet kalkanı oluşturuyor. Esselâmu aleyküm derken anlaşılıyor mu? İşte bâtın âleminden gelen herhangi bir ismin karşılığına düşen selâm kalkanı, o gelen esmâyı önlüyor durduruyor. Kahhar esmâsının karşısına düşen selâm, nasıl futbolcular birbirlerine karşı koruyor hiç sektirmiyorlar. İşte kahhar esmâsının karşılığı olan, çünkü doksandokuz hepsine birer kişi düşüyor. Bakın doksandört olsa esmâ-i ilâhîye fazla gelecek kalkan eksik kalacaktır. Hangi selâm, gelecek esmânın karşılığı ise onu karşılıyor.

Eğer gelen daha güçlü geliyorsa, gücünü azaltıyor. Bize olan darbesi yüzde yirmi, yüzde ona, yüzde otuza, düşer. Azalarak bize geliyor, anlaşılıyor mu? bakın namaz içerisinde ne kadar büyük bir hikmetler vardır. Vehhab isminin geldiğini düşünelim. Vehhab ismi selâm ile selâmet ile geldiğinde bu sefer dozunu artırarak bize geliyor. Yüzde yirmi üzerinden geliyorsa selâm da onun içerisinde olduğundan bize yüzde otuz yüzde kırk fayda sağlayarak geliyor. İşte bunun gibi bütün esmâ-i ilâhiyeyi düşünelim. Cabbar esmâsından bir zorlanma geliyorsa

ona çarpıyor, dozu yavaşlıyor, bize ulaşsa da çok az bir şekilde bizi üzerek geliyor. İşte Cenâb-ı Hakk namaz içerisinde bütün bu hakîkatlerini yerleştirmiş, ama biz onu jimnastik diyoruz. Şudur budur, diyoruz hafife alarak gafletimizle de, yapmamaya çalışıyoruz veya kısa tutmaya çalışıyoruz. Allah salât hakîkatini idrâk edenlerden eylesin İnşallah. Bizleri en güzel şekliyle onları idrâk edenlerden, tatbik edenlerden eylesin.

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)