el-Mâni'
el-Mâni' (Mani') (Engelleyen). Üç kaynak Mâni'yi aynı çizgide açar. Mesnevî onu çoğunlukla kulun kendi hâline çevirir: maddî âleme dalmak, kötü arkadaş, nefs-i emmâre — hepsi içteki kemâlin zuhûruna mâni olur; Hakk'ta ise Mâni', Mu'tî ile birlikte İnsân-ı Kâmilde bulunan bir isimdir. Füsûs, Mâni'yi celâlî b
el-Mâni' — Koruyan ve Dilediğine Engel Olan
Mânâ. el-Mâni', Allah'ın esmâ-i hüsnâsından olup "kötü şeylere ve felaketlere engel olan, dilediği şeylerin gerçekleşmesine müsaade etmeyen, dilediğine de istediği şeyi vermeyen" demektir. Âlimler bu ismi genellikle zıttı olan el-Mu'tî (lütfedip veren) ile birlikte ele alarak yorumlar. Hattâbî, Allah’ın bir şeyi vermemesinin cimrilikten değil, hikmet ve adalet gereği olduğunu; vermesinin ise cömertlik ve merhametinin eseri olduğunu belirtir. Kuşeyrî’ye göre Allah'ın dostlarını belalardan koruması (men‘ etmesi) bir lütuf iken, onlara dünya malı vermemesi daha ileri bir iyiliktir. Zira Allah, dünyayı sevdiğine de sevmediğine de verir, fakat dinini ve kalbini sadece sevdiği kuluna korur.
Etimoloji. İsim, Arapça م-ن-ع (m-n-ʿ) kökünden gelen "men‘" mastarına dayanır. Bu kök, sözlükte "engel olmak, vermemek, mahrum etmek" gibi anlamlara gelir. Mâni‘, bu kökten türemiş fâil kalıbında bir sıfattır.
Kur'an-ı Kerîm'de el-Mâni'. Mâni‘ ismi, Kur'an-ı Kerîm'de doğrudan Allah'a nispet edilerek geçmez. "Men‘" kökü on altı âyette yer alsa da bu fiillerin hiçbiri Allah’a izafe edilmemiştir. Sadece İsrâ sûresi 59. âyette geçen "...göndermemize engel olan..." ifadesi, tefsirlerde Allah'ın mucize göndermeyi kendi hikmetiyle terk etmesi anlamında mecazi bir kullanım olarak görülmüştür. Buna karşılık Mâni‘ ismi, Tirmizî ve İbn Mâce tarafından rivayet edilen esmâ-i hüsnâ listelerinde yer alır. Âlimlerin bu isme dair en temel dayanağı, Hz. Peygamber’in farz namazlardan sonra okuduğu şu duadır: "Allahım! Senin verdiğine kimse engel olamaz, senin engel olduğunu da kimse veremez..." (Buhârî, "Eẕân", 155; Müslim, "Ṣalât", 94).
Anlamca yakın isimler. Mâni‘ ismi, genellikle zıddı olan Mu'tî (veren, lütfeden) ile bir denge içinde zikredilir. Bu yönüyle Kābiz-Bâsıt (sıkan-genişleten) ve Dâr-Nâfi' (zarar veren-fayda veren) gibi celâl ve cemâl tecellilerini bir arada gösteren isim çiftlerine benzer. Ayrıca "koruyup gözeten" anlamındaki Hafîz ismiyle de yakın bir ilişkisi vardır. Gazzâlî'ye göre Mâni‘, zararın sebeplerini ortadan kaldırarak bir koruma sağlarken, Hafîz var olanı yok olmaktan korur. "Karşılıksız ve bolca veren" anlamındaki Vehhâb ismiyle de dengeleyici bir anlam ilişkisi kurar.
İtikadî çerçeve ve kula yansıması. Mâni‘, Allah’ın kâinata yönelik fiilî sıfatlarından biridir. Bu ismin tecellisi, hem koruma ve himaye şeklinde hem de bir şeyden mahrum bırakma şeklinde olabilir. Allah'ın bir şeyi engellemesi veya vermemesi, O'nun mutlak hikmetinin bir sonucudur; asla bir eksiklik veya cimrilik değildir. Bazen bir musibete engel olarak, bazen de kulunu dünyaya aşırı bağlanmaktan korumak için bazı nimetleri vermeyerek tecelli eder. Bu ismi idrak eden mü'min, her türlü hayır ve şerrin, varlık ve yokluğun yalnızca Allah'ın iradesiyle gerçekleştiğini bilir. Rızkın ve nimetin yegâne sahibinin O olduğuna inanır; O verdiğinde kimsenin engel olamayacağını, O vermediğinde ise kimsenin veremeyeceğini anlar. Bu inanç, kişiyi sebeplere takılıp kalmaktan kurtarır ve tevekkülünü artırarak sadece Allah'a yöneltir.
Kaynaklar: TDV İslâm Ansiklopedisi — "Mâni‘" maddesi