Hz. Üzeyr (a.s.)
Hz. Üzeyr (a.s.), tasavvuf geleneğinde Hak Teâlâ'nın kudretinin ve kader sırrının tecellîlerini idrak etme yolunda önemli bir örneklik teşkil eden bir peygamberdir. İbn Arabî, Füsûsu'l-Hikem'de ona Hikmet-i Kaderiyye fassını tahsis ederek, onun kıssası üzerinden kader meselesinin derinliklerine inmiştir. Terzibaba geleneğinde de Hz. Üzeyr'in kıssası, cem makamında zıtların birliğini, Hakk'ın diriltme ve öldürme kudretini anlamak için bir anahtar olarak sunulur ve kütüphanemizde kendisiyle ilgili zengin kaynaklar bulunmaktadır.
Kur'ân-ı Kerîm'deki Yeri
Kur'ân-ı Kerîm'de Hz. Üzeyr (a.s.)'dan doğrudan ismiyle bahsedilen tek yer Tevbe Sûresi'nin 30. âyetidir:
Yahudiler, “Üzeyr, Allah’ın oğludur” dediler. Hıristiyanlar ise, “İsa Mesih, Allah’ın oğludur” dediler. Bu, onların ağızlarıyla söyledikleri (gerçeği yansıtmayan) sözleridir. Onların bu sözleri daha önce inkâr edenlerin sözlerini taklit ediyorlar. Allah onları kahretsin, nasıl da haktan yüz çeviriyorlar! (Tevbe, 9/30)
Bu âyet, Hz. Üzeyr'in Yahudiler arasındaki yüksek konumunu ve bazı Yahudî gruplarının onu ilâhî bir mertebeye çıkarma yanılgısını ortaya koyar. Kur'ân'daki bu zikrin ötesinde, Bakara Sûresi'nin 259. âyetinde anlatılan, yüz yıl ölü kalıp sonra diriltilen kişinin de Hz. Üzeyr olduğuna dair rivayetler mevcuttur. Bu kıssa, Terzibaba geleneğinde kader ve i'yâ-i emvât (ölüleri diriltme) sırrının anlaşılması için temel bir dayanak noktasıdır.
Füsûsu'l-Hikem'deki Fassı ve Hikmeti
Muhyiddin İbn Arabî, Füsûsu'l-Hikem adlı eserinde Hz. Üzeyr'e Kelime-i Üzeyriyye'de Mündemiç Olan Hikmet-i Kaderiyye fassını tahsis etmiştir. Bu fassın ana teması, kader ve kaza arasındaki ilişkiyi, Hakk'ın mutlak iradesini ve ilmini anlamaktır. İbn Arabî, Hz. Üzeyr'in yüz yıl ölü kalıp dirilme kıssasını, sadece bedensel bir diriliş olarak değil, aynı zamanda ilm-i ilâhîde eşyanın hakikatini ve kaderin nasıl işlediğini kavramanın bir işareti olarak ele alır.
Fass, kaderin sadece geçmişte olup biten değil, aynı zamanda gelecekteki her olayın da Hakk'ın ezeli ilmindeki yerini ve bu ilmin nasıl tecellî ettiğini açıklar. Hz. Üzeyr'in bu tecrübesi, Hakk'ın her şeye kadir olduğunu, ölüyü dirilten, yoktan var eden ve var olanı tekrar yokluğa döndürebilen mutlak bir Mûcid, Muhyî ve Mümît olduğunu idrak etme yolunda ayne'l-yakîn bir şahitlik sunar. Bu, kaderin pasif bir belirlenmişlik değil, Hakk'ın kudretinin ve ilminin sürekli bir tecellîsi olduğunu gösterir.
Terzibaba Geleneğinde Hz. Üzeyr
Terzibaba geleneğinde Hz. Üzeyr (a.s.), özellikle kader sırrının ve Hakk'ın diriltme kudretinin anlaşılması noktasında merkezî bir şahsiyettir. Onun yüz yıl ölü kalıp dirilmesi kıssası, sadece bir mucize değil, Hakk'ın mutlak kudretinin ve vücûdun hakikatinin bir göstergesidir. Terzibaba, Hz. Üzeyr'in bu tecrübesini, sâlikin Hakk'ı kadir ve mûcid olarak idrak etmesinin bir modeli olarak sunar.
Terzibaba, İbn Arabî'nin Füsûsu'l-Hikemindeki Hikmet-i Kaderiyye fassına sıkça atıfta bulunarak, Hz. Üzeyr'in kıssası üzerinden şu hakikatleri vurgular:
Zîrâ makam-ı nübüvvet ile makâm-ı velayette bulunan kimse, Kadir ve Mûcid ve Muhyî ve Mümît olan Zü'l-Celâl hazretlerinin ölüyü diriltmesi ve tekrar yeniden diriltmesini uzak bir şey görmez. Hz. Üzeyr (a.s.) ölülerin ne suretle dirildiğini görmek ve bunu ayne'l-yakîn bilmek istediğinden, onun suâlî Hak tarafından bunun cevabının fiilen verilmesini gerekli gördü. Ve o fiili Hak Teâlâ cevap olarak kendi zatında... (TB. Kelime-i Lûtiyye & Üzeyriyye — Terzibaba - Necdet Ardıç, Bölüm 1)
Bu alıntı, nübüvvet ve velâyet makamındaki kişilerin Hakk'ın diriltme kudretini asla yadırgamayacağını, bilakis bu kudretin Zü'l-Celâl olan Hakk'ın esma ve sıfatlarının bir tecellîsi olduğunu vurgular. Hz. Üzeyr'in sorusu, Hakk'ın bu kudretini ayne'l-yakîn (gözle görerek kesin bilgi) ile idrak etme arzusundan kaynaklanır ve Hakk da bu arzuyu bizzat Üzeyr'in kendi üzerinde tecellî ettirerek cevaplar. Onun ölümü ve dirilişi, Hakk'ın Muhyî (dirilten) ve Mümît (öldüren) esmasının bir göstergesidir.
Terzibaba, kaderin işleyişini ve Hakk'ın eşyadaki hükmünü açıklarken de Hz. Üzeyr fassına müracaat eder:
Ma'lûm olsun ki: Kaza, Fass-ı Üzeyrî'de îzâh olunduğu üzere, Allah'ın eşyada hükmüdür; ve Allah'ın eşyada hükmü, Allah'ın eşyaya ve eşyada olan ilminin haddi üzerinedir; ve Allah'ın eşyada ilmi dahî ma'lûmât nefislerinde ne hal... (TB. Süleymân-Dâvûd-Yûnus-Eyyûb Fasılları — Terzibaba - Necdet Ardıç, Bölüm 1)
Burada kaza, Hakk'ın ezeli ilminde var olan her şeyin eşyada tecellî eden hükmü olarak tanımlanır. Bu, kaderin Hakk'ın ilmiyle sıkı bir bağ içinde olduğunu ve her şeyin Hakk'ın ilminde belirli bir hadd (sınır/ölçü) üzere var olduğunu ifade eder. Hz. Üzeyr'in kıssası, bu ilm-i ilâhînin ve kazanın nasıl işlediğinin somut bir örneğidir.
Ayrıca, bazı Yahudilerin Hz. Üzeyr'i Hakk'ın oğlu olarak görme yanılgısı, Terzibaba tarafından hakikat bilgisinden sapma olarak ele alınır. Bu, tevhidin mutlakiyetini ve Hakk'ın Ahadiyetini idrak etmenin önemini gösterir.
Hz. Üzeyr'in hayatı ve tecrübesi, sâlikin dünya hayatının geçiciliğini, Hakk'ın mutlak kudretini ve kaderin hikmetini kavraması için derin bir tefekkür kapısı aralar. O, Hakk'ın kün (ol) emrinin sırrını kendi nefsinde tecrübe eden bir peygamberdir.
Kavramlar Ağında Hz. Üzeyr
- Hikmet: Hz. Üzeyr (a.s.)'a Hikmet-i Kaderiyye tahsis edilmesi, onun kıssasının kaderin derin sırlarını ve Hakk'ın ilmini anlamak için bir anahtar olduğunu gösterir. Onun yaşadığı tecrübe, Hakk'ın mutlak kudretinin ve bilgisinin hikmetli tecellîleridir.
- Kader: Hz. Üzeyr'in yüz yıl ölü kalıp dirilmesi, kaderin sadece bir yazgı olmadığını, aynı zamanda Hakk'ın ezeli ilminin ve kudretinin eşyada tecellî etme biçimi olduğunu gözler önüne serer. Bu, kaderin Hakk'ın kazası ile nasıl iç içe geçtiğini anlamanın bir yoludur.
- Kudret: Hakk'ın Muhyî (dirilten) ve Mümît (öldüren) esmasının tecellîleri, Hz. Üzeyr'in kıssasında somutlaşır. Onun diriltilmesi, Hakk'ın her şeye mutlak bir kadir olduğunun ve yoktan var etme, var olanı yeniden diriltme gücünün açık bir delilidir.
- İhya-i Emvât (Ölüleri Diriltme): Hz. Üzeyr'in bu tecrübesi, Hakk'ın ölüleri diriltme kudretini ayne'l-yakîn olarak gösterir. Bu, ölümün bir son değil, Hakk'ın vücûd mertebelerinde farklı bir geçiş olduğunu idrak etmeye yardımcı olur.
- Ayne'l-Yakîn: Hz. Üzeyr'in ölülerin nasıl dirildiğini görmek istemesi ve bu tecrübeyi bizzat yaşaması, ilm-el yakînden ayne'l-yakîne geçişin bir örneğidir. Bu, tasavvufta bilginin sadece akılla değil, bizzat tecrübe ile elde edilmesinin önemini vurgular.
Kütüphanedeki Kaynaklar
Hz. Üzeyr (a.s.)'ın tasavvufî öğretideki yeri, Sen Terzibaba İrfan Mektebi Dijital Kütüphanesi'nde çeşitli eserlerde ele alınmıştır:
- TB. Kelime-i Lûtiyye & Üzeyriyye — Terzibaba - Necdet Ardıç: Terzibaba'nın bu eserinde Hz. Üzeyr'in kıssası, Hakk'ın diriltme ve öldürme kudretinin idraki bağlamında derinlemesine incelenir.
- Kelime-i Üzeyriyye — Muhyiddin İbnü'l-Arabi: İbn Arabî'nin Füsûsu'l-Hikem'deki ilgili fassı, Hz. Üzeyr üzerinden Hikmet-i Kaderiyyeyi ve kaderin sırlarını açıklar.
- Bakara Sûresi — Terzibaba - Necdet Ardıç: Bakara Sûresi'ndeki yüz yıl ölü kalıp dirilme kıssasının Hz. Üzeyr ile ilişkisi bu eserde ele alınır.
- Tevbe Sûresi — Terzibaba - Necdet Ardıç: Tevbe Sûresi'nin 30. âyetinde Hz. Üzeyr'in Yahudiler arasındaki konumu ve Hakk'ın oğlu olarak görülmesi gibi yanlış inançlar bu eserde açıklanır.
- A'yân-ı Sâbite — Terzibaba - Necdet Ardıç: Bu eserde, Füsûsu'l-Hikemin Kelime-i Üzeyriyye'de Mündemiç Olan Hikmet-i Kaderiyye fassına yapılan atıflar yer alır.
- TB. Süleymân-Dâvûd-Yûnus-Eyyûb Fasılları — Terzibaba - Necdet Ardıç: Kaza kavramının Fass-ı Üzeyrî'deki izahı bu eserde açıklanır.
- Mü'minûn Sûresi — Ahmed Avni Konuk şerhi: Mü'minûn Sûresi bağlamında, Füsûsu'l-Hikemin Üzeyr fassından alıntılarla kader ve hikmet konularına değinilir.
- Kelime-i Ya'kûbiyye — Muhyiddin İbnü'l-Arabi: Bu eserde sırr-ı kaderin önemi vurgulanırken, detaylar için Fass-ı Üzeyrî'ye yönlendirme yapılır.
Değerlendirme
Hz. Üzeyr (a.s.), Terzibaba öğretisinde Hakk'ın kudret ve kader sırrını tecellî ettiren müstesna bir peygamberdir. Onun yüz yıl süren ölüm ve diriliş tecrübesi, sadece bir mucize olmanın ötesinde, vücûdun hakikatini, Hakk'ın Muhyî ve Mümît esmasının işleyişini ve kaderin derin hikmetini idrak etme yolunda sâlike ilham veren bir modeldir. Bu kıssa, dünya hayatının geçiciliğini ve Hakk'ın mutlak kadir oluşunu anlama konusunda bizlere rehberlik eder. Hz. Üzeyr'in kıssası üzerinde tefekkür etmek, Hakk'ın iradesine teslimiyetin ve ilâhî kaderdeki hikmeti görmenin kapılarını aralar.