Mâlikü'l-Mülk
Mâlikü'l-Mülk (Maliku'l-Mulk) (Mülkün gerçek sahibi). Mâlikü'l-Mülk, var olan her şeyin tek sahibi ve üzerinde tasarrufun yalnız kendisine ait olduğu isimdir. Mesnevî bu ismi üç yönden açar: O kâinâtı var edendir ve emrine teslim olana görülmemiş mülk verir; insanın bildiği bilmediği bütün nimetler O'nundur; ve mül
Mâlikü'l-Mülk — Mülkün Gerçek ve Mutlak Sahibi
Mânâ. Mâlikü'l-Mülk, Allah'ın esmâ-i hüsnâsından olup "mülkün gerçek sahibi, mülkünde dilediği gibi tasarruf eden" demektir. Bu isim, Allah'ın görünen ve görünmeyen bütün âlemlerin tek ve mutlak sahibi olduğunu, varlık üzerinde hiçbir şarta bağlı olmaksızın dilediği gibi hükmeden yegâne güç olduğunu ifade eder.
Etimoloji. Bu terkip, Arapça م-ل-ك (m-l-k) kökünden türeyen "mâlik" (sahip olan) ve "mülk" (sahiplik, egemenlik alanı, varlık) kelimelerinden oluşur. Kök anlamı, "bir şeye sahip ve hâkim olmak, onu elinde bulundurup tek başına tasarruf etmek"tir. Aynı kökten mâlik, melik, melîk, memlûk ve melekût gibi kelimeler de türemiştir.
Mâlik ve Melik Nüansı. Kelâm ve tefsir âlimleri, anlamca yakın olan Mâlik ve Melik isimleri arasında ince bir fark olduğuna dikkat çekerler. Mâlik, bir şeyin bizzat kendisine sahip olmayı ve üzerinde dilediği gibi tasarrufta bulunmayı ifade ederken; Melik, akıl sahibi varlıklara emir ve yasaklarla hükmetme gücünü belirtir. Gazzâlî'ye göre Mâlik daha genel (aam), Melik ise daha özeldir (has). Allah, hem bütün varlığın sahibi (Mâlik) hem de insanlar ve cinler gibi sorumlu varlıkların hükümdarıdır (Melik).
Kur'an-ı Kerîm'de Mâlikü'l-Mülk. "Mâlikü'l-mülk" terkibi, Kur'an'da Allah'a nisbet edilerek iki defa, her ikisi de aynı âyet içinde olmak üzere Âl-i İmrân sûresinde geçer.
| # | Sure / Ayet | Bağlam |
|---|---|---|
| 1 | Âl-i İmrân 3/26 | Peygamber'e, mülkü dilediğine veren ve dilediğinden alan, dilediğini yücelten ve alçaltan mutlak egemen olarak Allah'a dua etmesi emredilir. |
Anlamca yakın isimler. Melik, Ganî, Kādir, Kahhâr, Kavî, Kayyûm, Mukteder, Samed, Vâcid.
İtikadî çerçeve ve kula yansıması. Bu isim, evrendeki tek gerçek mülkiyetin Allah'a ait olduğunu, insanların sahip olduğu her şeyin ise geçici, sınırlı ve mecazi bir nitelik taşıdığını öğretir. Âl-i İmrân sûresindeki âyet, dünyevî saltanat, zenginlik ve statünün mutlak olmadığını; hepsinin kaynağının Allah olduğunu ve O'nun iradesiyle el değiştirebileceğini vurgular. Bu ismi idrak eden bir mü'min, kendi acizliğini ve Allah'a olan mutlak ihtiyacını (fakr) anlar. Elindeki imkânların birer mülk değil, emanet olduğunu bilir; bu bilinç onu şımarıklıktan ve kibre kapılmaktan korur, şükre ve tevazuya yöneltir. Gazzâlî'nin belirttiği gibi, kulun bu isimden alacağı pay, kendi küçük krallığı olan bedeni, organları ve duyguları üzerinde Allah'ın rızasına uygun bir hâkimiyet kurması, onları heva ve hevesinin değil, ilâhî iradenin hizmetine sunmasıdır.
Kaynaklar: TDV İslâm Ansiklopedisi — "Mâlikü'l-Mülk" maddesi · Gazzâlî, el-Maḳṣadü’l-esnâ.
Bilgiler
- tr
- Mülkün gerçek sahibi
- esma
- true
- arabic
- domain
- tasavvuf
- esmaNo
- 84