İçeriğe atla
Esmâü'l-Hüsnâ

Esmâ 19

الْفَتَّاح

Fettâh

FETTAH İle her dem, açılır sırlar,Yükselir göğe iştiyak arzular,Bedenlerinden çıkar arzlılar,Her yönden Feth eden FETTAH'tır ancak.
Şerh

Kaynak: Esmâü'l-Hüsnâ (Cilt 1), s. 135 — M. Nusret Tura (düz. Terzioğlu Murat Deruni)

EL-FETTAH

Her türlü müşkülleri açan ve kolaylaştıran darlıktan kurtaran bütün anlaşmazlıkların nihai hakemi olarak mutlak adaleti gerçekleştirendir.

FETTAH' İle her dem, açılır sırlar,
Yükselir göğe iştiyak arzular,
Bedenlerinden çıkar arzlılar,
Her yönden Feth eden FETTAH'tır ancak.
Cilt 1 kitabının tamamını oku
Füsûs ve Mesnevî Işığında

Ahmed Avni Konuk'un Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Terzibaba'nın Füsûsu'l-Hikem dersleri ve külliyatı ışığında derlenmiştir.

Mesnevî-i Şerîf'te el-Fettâh

Mevlânâ, el-Fettâh'ı bir "açıcı" olarak işler; ama Konuk'un şerhi bu açmayı sıradan bir kapı açmaktan çıkarıp, kulda gizli duran isimlerin hazinesini açmaya bağlar. Fettâh, kapıların değil, isti'dâdların anahtarcısıdır.

Bütün isim-hazinelerinin anahtarı Fettâh'ın elindedir. Cilt 10, insandaki her sıfatın bir ilâhî isme dayandığını, o ismin hazinesini de Fettâh'ın açtığını koyar:

"İnsanda zâhir olan sıfatlardan her birinin bir mahzeni ve menba'ı olan esmâ-i ilâhiyyeden bir isim vardır. Ey birâder, o mahzenlerden her birinin anahtarı bil ki 'Fettâh' ism-i şerifinin elindedir; ve Fettâh ism-i şerifi kulların isti'dâdına göre icâb eden isimlerin hazinelerini açar. O kullarda o isimlerin ahkâmı ve âsârı zâhir olur." (Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 10)

Demek her insan, içinde kapalı duran isim hazineleriyle doğar; hangisinin açılacağını da kulun isti'dâdı (kabiliyeti) belirler. Fettâh, o kabiliyete denk düşen kapıyı açar; açılınca o ismin hükmü ve eseri kulda görünür hâle gelir. İnsanın gelişmesi, dışarıdan bir şey eklemek değil, içeride kapalı duranın Fettâh eliyle açılmasıdır. Şârih bunu bir sınıra da bağlar: "Bu isimlerin cümlesi onların müsemmâsı olan Hakk'a müntehidir" — bütün açılan kapılar nihâyette tek kapıya, Hakk'a çıkar.

Fettâh, çorak toprağı dirilten cemâl ismidir. Cilt 9, ruhlara "Elestü bi-rabbiküm" diye seslenen Hakk'ın yeryüzünü nasıl açtığını anlatır:

"Ervâha 'Elestü bi rabbiküm' hitâbında bulunan Hak Teâlâ hazretleri, vaktâki kudret-i hâlikânesi altında bulunan arz üzerine Mübdi, Musavvir ve Bedî' ve Fettâh gibi esmâ-i cemâliyyesi ile tecellî buyurdu." (Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 9)

Burada Fettâh, Mübdi' (ilk yaratan), Musavvir (sûret veren) ve Bedî' (eşsiz var eden) ile birlikte bir cemâl ismi olarak anılır. Yani açmak, bir lütuftur; çorak toprağı, kapalı bir varlığı bereketle açıp ona sûret ve hayat vermektir. Fettâh'ın açışı celâl değil, cemâl tarafındandır.

Füsûsu'l-Hikem'de el-Fettâh

İbn Arabî, Füsûs'ta her peygamberi bir "ism-i küllî"ye (gâlib gelen tek isme) bağlar. Sâlih (a.s.)'ın gâlib ismi el-Fettâh'tır; onun hikmeti de "fütûhî" — açılışla ilgili — olur.

Sâlih'in gâlib ismi Fettâh, hikmeti fütûhîdir. Kelime-i Sâlihiyye bunu açıkça koyar:

"Zîrâ Sâlih (a.s.) zamânının insân-ı kâmili olduğundan, her ne kadar cemî'-i esmâ-i ilâhiyyeye mazhar idiyse de, bu esmâdan onun üzerine gālib olan ism-i Fettâh idi; ve hikmeti dahi 'fütûhî' [idi]." (Kelime-i Sâlihiyye)

Kâmil, bütün isimlere mazhardır; ama her birinde bir isim öne çıkar, ona rengini verir. Sâlih (a.s.)'da öne çıkan Fettâh'tır — bu yüzden onun hikmeti açılışla, kapalı olanın açılmasıyla ilgilidir. Kelime-i Mûseviyye aynı tasnifi koyar ve onu el-Aliyy'in yanına yerleştirir: "İsmâil (a.s.)ın mazhar olduğu ism-i küllî 'Aliyy' ve Sâlih (a.s.)ın ism-i küllîsi dahi 'Fettâh' ism-i şerîfleridir... bunlardaki ism-i küllî-i gālib, kendi Rabb-i hâssları olan ism-i şerîftir." Demek her kulun da bir "Rabb-i hâss"ı (özel terbiye edici ismi) vardır; Sâlih'inki Fettâh'tır.

Fettâh, hakikat mertebesinin anahtarıdır. Kelime-i Tevhîd dersi, bu ismi sülûkte bir eşiğe bağlar: "Bu makamın anahtarı ve yükselticisi 'Fettâh' ismidir ve hakikat mertebesinin başlangıcıdır." Demek Fettâh yalnız dış kapıları değil, sâlikin önündeki mânevî mertebelerin kapısını da açar; bir makamdan ötekine geçiş, onun açışıyla olur.

Terzibaba Külliyatında el-Fettâh

Terzibaba, el-Fettâh'ı hem somut bir açılışla — dağın taşın yarılması — hem de zikir yolunda Kahhâr'dan sonra gelen bir anahtar olarak işler.

Fettâh, dağın taşın bile açılmasıdır. Kamer Sûresi dersi, Sâlih (a.s.)'ın Fettâh mazhariyetini en somut misalle bağlar:

"Bu esmadan onun üzerine gâlib olan ism-i Fettâh idi; ve hikmeti dahî 'fütûhî' oldu. Bakın dağın, taşın açılması var ya, Fettah idi." (Kamer Sûresi)

Sâlih (a.s.)'ın mucizesinde devenin kayadan çıkması, Fettâh'ın katı, kapalı, sert olanı bile açabildiğinin nişânesidir. Açmak, yumuşağa mahsus bir iş değil; en katı kapıyı bile aralayan bir kudrettir. Aynı hakikat gönle de döner: en sert kalp bile Fettâh ile açılır.

Kahhâr'dan sonra Fettâh: İhlâs ile açılmayan kapı yoktur. Mektuplarda Yolculuk, zikir yolunda bu iki ismi sıraya koyar:

"Artık 'Kahhâr' ism-i şerifinden sonra 'Yâ Fettâh' ism-i şerifine devam edebilirsiniz. İhlâs ile açılmıyan kapı yoktur. Elverir ki tam bir kalp temizliğine sahip olunsun." (Mektuplarda Yolculuk — M. Nusret Tura)

Sıralama anlamlıdır: önce Kahhâr benliği kırar, eritir; sonra Fettâh, o kırılan-temizlenen kalpte kapıları açar. Açılışın şartı ihlâs ve kalp temizliğidir — kapı dışarıdan değil, içerideki samimiyetle açılır. Aynı kaynak başka bir mektupta açılışın delilini de verir: "Namaz kılmak ve kıldırmakla 'Fettâh' ism-i şerifine... terfi ettiniz." Demek Fettâh'ın kuldaki tecellîsi soyut bir hâl değil, namaz gibi amelle temas eden bir terfidir.

Değerlendirme

Üç kaynak el-Fettâh'ı tek bir işte birleştirir: kapalı olanı açmak. Mesnevî, bu açmayı en derin yerine taşır — Fettâh, insanda gizli duran bütün isim hazinelerinin anahtarıdır; her kulda, isti'dâdına göre hangi kapının açılacağını o belirler ve bu, çorak toprağı dirilten bir cemâl tecellîsidir. Füsûs, Sâlih (a.s.)'ı Fettâh'ın mazharı, hikmetini "fütûhî" sayar ve bu ismi hakikat mertebesinin anahtarı yapar. Terzibaba külliyatı ise açılışın hem en katı yüzünü (dağın taşın yarılması) hem en içsel şartını (Kahhâr'dan sonra, ihlâs ve namazla) gösterir. Hepsinin ortak hükmü şudur: el-Fettâh, dışarıdan kapı açan değil, kulda kapalı duran hakikati ve isti'dâdı açığa çıkaran anahtardır; açılışın şartı da benliğin kırılması ve kalbin temizlenmesidir. Bu ismi ayan-i-sabite, insan-i-kamil ile birlikte; kendinden önce gelen kırıcı vechesini el-Kahhâr ile okumak gerekir.