Esmâ 18
Kaynak: Esmâü'l-Hüsnâ (Cilt 1), s. 134 — M. Nusret Tura (düz. Terzioğlu Murat Deruni)
ER-REZZAK
Bütün mahlukatın ruhi ve bedeni rızkını veren ve ihtiyacını karşılayandır.
Zâhir bâtın almağa gelinde,
Sizde REZZAK gibi hep verinde,
Daha çok verecek REZZAK'dır ancak.
Ahmed Avni Konuk'un Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Terzibaba'nın Füsûsu'l-Hikem dersleri ve külliyatı ışığında derlenmiştir.
Mesnevî-i Şerîf'te er-Rezzâk
Mevlânâ, Rezzâk ismini "rızkı kim verir?" sorusu üzerinden işler; Konuk'un şerhi bu ismin ne zaman apaçık göründüğünü anlatır.
Rezzâk, çâre tükendiğinde apaçık görünür. Cilt 3, ismin neden günlük hayatta gizli kaldığını açar:
"Meselâ sen Hakk'ın sıfat-ı rezzâkıyyetini ve Rezzâk ismini bu kevnde âşikâr göremezsin. Zannedersin ki, rızkı senin varlığın ve vücûdun icâd eder. Fakat senin faâliyyet-i cismâniyyen muattal olduğu vakit, rızkın hesâb etmediğin cihetten önüne gelince, O'nun sıfat-ı rezzâkıyyetini ve Rezzâk ismini apaçık görürsün." (Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 3)
İnsan sağlam ve çalışırken rızkı kendi elinin ürünü sanır; Rezzâk perdelidir. Fakat eli kolu bağlandığında, hiç ummadığı yerden rızık önüne gelince perde kalkar: rızkı verenin kendisi olmadığını, hesaba katmadığı bir cihetten Hakk'ın verdiğini görür. Rezzâk, insanın kendi gücüne güveni kesildiği yerde belirir.
Füsûsu'l-Hikem'de er-Rezzâk
İbn Arabî, Rezzâk ismini "her ismin iki delâleti vardır" kaidesiyle işler; Terzibaba'nın Kelime-i İdrîsiyye dersi bunu açar.
Rezzâk dediğinde önce zât-ı Hak hatıra gelir. Kelime-i İdrîsiyye, her ilâhî ismin iki yüzü olduğunu koyar:
"Her bir ism-i ilâhînin medlûlü ikidir. Birisi 'zât', diğeri kendisinin mevzû' olduğu 'ma'nâ-yı husûsî'dir. Meselâ 'Rezzâk' dediğimiz vakitte hâtıra zât-ı Hak hutûr eder. Zîrâ Rezzâk-ı hakîkî ancak zât-ı Hak'tır. Fakat rızk verebilmek için Rezzâk, Hayy, Alîm, Semî', Basîr, Hâlık, Rab, Musavvir..." (TB. Kelime-i İdrîsiyye)
İsmin bir yüzü zâta, öteki yüzü kendi özel anlamına bakar. "Rezzâk" dendiğinde önce Hakk'ın zâtı hatıra gelir; çünkü gerçek rızık veren ancak O'dur. Ama tek bir rızık fiilinin gerçekleşmesi için Rezzâk yalnız çalışmaz: Hayy, Alîm, Semî', Basîr, Hâlık gibi isimler birlikte iş görür. Bir lokma rızık, esmânın toplu bir tecellîsidir.
Aç kul Rezzâk'a yöneldiğinde, Hak o isimle tecellî eder. Kelime-i Zekeriyyâiyye, ismin duâ ile bağını koyar: "Hak Teâlâ dahi Şâfî, Rezzâk, Ganî ve Gaffâr isimlerinin iktizâsına göre tecellî buyurup, ona rahmet eyler." Kulun ihtiyacı hangi isme bakıyorsa, Hak ona o isimle karşılık verir; açın yöneldiği isim Rezzâk'tır.
Terzibaba Külliyatında er-Rezzâk
Terzibaba, Rezzâk ismini tek rızık verenin Hak oluşu ve bütün mahlûkatı kuşatan beslemesi üzerinden işler.
Rızık veren çoğalır gibi görünür, hakikatte tektir. Mü'minûn Sûresi, kesret âlemindeki yanılgıyı düzeltir:
"Esmâ'ül Hüsnâ'dan birisi de 'Rezzâk'tır. Kesret âleminde bu esmânın tecellî ettiği mahallerde sanki başka rızık verenler de varmış zannedilir, oysa hakîkatte tek rızık veren (Râzık-ı Mutlak) yalnızca Hakk'tır, diğerleri ancak Hakk'ın birer tecellî mahalli ve vesîlesidir." (Mü'minûn Sûresi)
Patron, toprak, anne — rızkın geldiği her el sanki ayrı bir veren gibi görünür. Oysa bunların hepsi Râzık-ı Mutlak'ın birer vesîlesidir; rızık tek elden, çok kapıdan dağılır.
Hak ayrım yapmadan herkesi besler. İnci Tezgâhı, Rezzâk'ın kapsamını en geniş hâliyle koyar:
"Hakk ne Müslüman, ne kâfir, ne sağcı, ne solcu, ne kâtil, ne zâni... demeden bütün insânları 'rahmân ve rezzâk' isminin tecellisiyle besliyor. Yalnız insânlarını değil bütün mahlûkatını, kurtlar, kuşlar, sebzeler, meyveler.. her şey beslenmektedir." (İnci Tezgâhı)
Rezzâk'ın sofrası seçmez: mü'mini de kâfiri de, kurdu da kuşu da, otu da meyveyi de besler. Burada Rezzâk, Rahmân ile yan yana anılır; çünkü rızık, amele bakmadan veren bir rahmettir. Bir yaprağın bile büyümesi için kurulan o ince besin düzeni, hep bu ismin işleyişidir.
Allâh ismi bütün rızık isimlerini toplar. Zümer Sûresi, Rezzâk'ı tek tek isimlerin sınırı içinde gösterir: "Rezzâk rızkı, Şâfî şifâyı, Hâdî hidâyeti verir. Ancak Allâh ismi bunların tümünü câmi' olduğundan, bu isme sığınan kul hiçbir husûsta eksik kalmaz. Tek tek isimlere yönelen, o ismin tecellîsini alır; Allâh'a yönelen ise bütün isimlerin tecellîsine mazhar olur." Rezzâk yalnız rızkı verir; aç, ona yönelince doyar. Fakat bütün isimleri toplayan Allâh'a yönelen kul, ne rızıkta ne şifâda ne hidâyette eksik kalır.
Esmâ fiillerde müşâhede edilir. Zümer Sûresi, Rezzâk'ı fiilde görmeyi öğütler: "Rızık anında 'Rezzâk', âdil hükümde 'Hakem', merhamette 'Rahmân' esmâsının hükmünü müşâhede etmektir. O fiiller hakîkatte başkasının değil bizâtîhî Hakk'ın fiilleridir." Sofraya oturan ârif, lokmada Rezzâk'ın fiilini görür; rızık bir tesâdüf değil, Hakk'ın o ândaki tecellîsidir.
Değerlendirme
Üç kaynak Rezzâk'ı bir bütün hâlinde verir. Mesnevî, ismin günlük hayatta perdeli kaldığını, ancak insanın kendi gücü kesildiğinde hesapsız yerden gelen rızıkla apaçık göründüğünü anlatır. Füsûs, Rezzâk dendiğinde önce zât-ı Hakk'ın hatıra geldiğini, ama bir rızık fiilinin Hayy, Alîm, Hâlık gibi isimlerle birlikte tahakkuk ettiğini gösterir. Terzibaba külliyatı ise tek rızık verenin Hak oluşunu, çokluğun yalnız vesîle olduğunu, ve Rezzâk'ın ayrım yapmadan bütün mahlûkatı Rahmân ile besleyişini koyar. Hepsinin ortak hükmü şudur: Rezzâk, rızkı vesîleler eliyle dağıtan tek verendir; insan kendi gücüne güvenini bıraktığında bu ismi apaçık görür. Bu ismi rahman, gani ve hak ile birlikte okumak gerekir.