İçeriğe atla

el-Hak

el-Hak (Varlığı gerçek olan). Üç kaynak el-Hakk'ı bir bütün hâlinde verir. Mesnevî onu "varlığı yok olmayan, gerçek olan" diye tanımlar; vehmî varlıklar erince geriye kalan renksiz zâtî tecellînin, sûret ve ikilik perdesinin ardındaki biricik gerçeğin adıdır. Füsûs, Hakk-ı mutlak ile Hakk-ı mütehayy

el-Hak — Varlığı Bizzat ve Sürekli Olan Mutlak Gerçek

Mânâ. el-Hak, Allah'ın esmâ-i hüsnâsından olup "bizzat ve sürekli olarak var olan, varlığı ve ulûhiyeti fiilen tahakkuk eden mutlak gerçek" demektir. Kelime olarak "gerçek, doğru, sabit ve gerekli olmak" gibi anlamlara gelir. Gazzâlî, Hak ismini Allah'ın varlığının zorunlu (vâcibü’l-vücûd) oluşuyla birleştirerek O'nun zâtî isimlerinden sayar. Ebü’l-Kāsım ez-Zeccâcî ise ismin kapsamlı mânasına dikkat çekerek şöyle der: Allah'ın zâtı hak olduğu gibi, O'ndan gelen ve O'na dönecek her şey de haktır; O'nun emir ve yasaklarına uymak da kullar için bir haktır (görevdir).

Etimoloji. İsim, Arapça ح-ق-ق (ḥ-ḳ-ḳ) kökünden gelen ve "gerçek, doğru ve sabit olmak, bir şeyi gerekli kılmak" anlamlarına sahip bir mastardır. Kur'an'da bu kökten türeyen isim ve fiiller toplamda 287 defa kullanılarak kavramın merkezî önemi vurgulanır.

Kur'an-ı Kerîm'de el-Hak. "Hak" kelimesi Kur'an'da 247 yerde geçer ve pek çok ayette Allah'a nispet edilir. Doğrudan bir ilâhî isim olarak zikredildiği yerlerden bazıları şunlardır:

#Sure / AyetBağlam
1Tâhâ 20/114el-Melikü'l-Hak — "Melik" ismiyle birlikte
2Kehf 18/44el-Velâyetü lillâhi'l-hakk (Gerçek hâkimiyet, Hak olan Allah'a aittir)
3Hac 22/6Ennallāhe huve'l-hak (Şüphesiz Allah, Hakk'ın ta kendisidir)
4Hac 22/62Ennallāhe huve'l-hak (Şüphesiz Allah, Hakk'ın ta kendisidir)
5Nûr 24/25el-Hakku'l-mübîn — "Mübîn" (apaçık) ismiyle birlikte
6Lokmân 31/30Ennallāhe huve'l-hak (Şüphesiz Allah, Hakk'ın ta kendisidir)

Ayrıca "Rab" (Yûnus 10/32) ve "Mevlâ" (En‘âm 6/62) gibi isimlerle birlikte kullanılarak anlamı daha da zenginleştirilmiştir.

Anlamca yakın isimler. Evvel, Âhir, Bâkī, Vâris, Hay.

İtikadî çerçeve ve kula yansıması. Hak ismi, Allah'ın varlığının zaman ve mekândan münezzeh, ezelî ve ebedî, mutlak ve zorunlu olduğunu ifade eder. O, varlığı kendinden olan tek gerçekliktir. Kâinatın ve ilâhî mesajın (Kur'an) varlığı, bu mutlak Hakikat ile tam bir uyum (mutabakat) içindedir. Bu ismi idrak eden mü'min, varoluşun merkezine Allah'ı koyar. O'nun vaadinin, sözünün, emirlerinin ve ahiret hayatının (cennet, cehennem, hesap) tamamının "hak" yani mutlak gerçek ve şaşmaz olduğunu kabul eder. Hz. Peygamber'in duasında olduğu gibi, "Allah'ım! Sen haksın, vaadin hak, sözün haktır..." diyerek hayatını bu gerçeğe göre şekillendirir. Böylece batıldan yüz çevirir ve yalnızca Hak olan'a yönelir.

Kaynaklar: TDV İslâm Ansiklopedisi — "Hak" maddesi · Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât.