Esmâ 21
Kaynak: Esmâü'l-Hüsnâ (Cilt 1), s. 137 — M. Nusret Tura (düz. Terzioğlu Murat Deruni)
EL-KÂBIZ
İcabettiği zaman ruhları sıkan, ruhları alan, rızıkları daraltan demektir.
Kaçamaz hiç bir zaman önünde giden,
Hâlden hâle koyup havanda ezen,
Nefsini alt eden KABZ'dır ancak.
Ahmed Avni Konuk'un Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Terzibaba'nın Füsûsu'l-Hikem dersleri ve külliyatı ışığında derlenmiştir.
Mesnevî-i Şerîf'te el-Kâbız
Mevlânâ, Kâbız ismini neredeyse her zaman zıddı Bâsıt (açan, genişleten) ile çift olarak işler; Konuk'un şerhi bu çiftin âlemi nasıl daralma ile genişleme, gam ile neşe arasında durmadan salladığını açar.
Kâbız: her şeyi kabzasında tutan. Cilt 13 şerhi, ismin sözlük ve esmâ anlamını koyar:
"Kâbız: (Esmâ-i hüsnâdan) Her şeyi kudreti altına alan, her şeyi kudret eliyle kavrayan; her şeyi emri altına alıp tutan." (Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 13)
Demek Kâbız, eli sıkı bir mahrum bırakıcı değil; her şeyi kudret eliyle kavrayan, tutan isimdir. "Kabz" hem tutmak hem daraltmaktır; Hak bir şeyi kabzasına aldığında onu hem elinde tutar hem daraltır. Âlemin elinde durması, Kâbız'ın onu bırakmamasıdır.
Kâbız ile Bâsıt: birbirine zıt iki isim. Cilt 3, esmânın zıt çiftler hâlinde işlediğini koyar:
"Esmâ ise Dârr ve Nâfi, Kâbız ve Bâsıt, Kahhâr ve Rahmân, Mâni ve Mu'tî gibi birbirine zıttır; isimlerin eser ve hükümlerinin zuhûru aslâ tatîl edilmez." (Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 3)
Demek Kâbız tek başına işlemez; daraltan varsa açan da vardır. Bu zıtlık âlemde durmaksızın görünür — isimlerin hükmü hiç tatil olmaz, hiç durmaz. Cilt 12 bunu âlemdeki iyilik-kötülük ikiliğine bağlar: esmâ Kâbız ve Bâsıt, Mâni' ve Mu'tî gibi "mütekâbil ve mütezâdd" (karşılıklı ve zıt) olduğu için, "bu âlem-i mezâhirde dahi zıdların vücûdu zâhir oldu ve iyiler ve kötüler peydâ oldu." Âlemdeki zıtlıkların kökü, esmânın zıt çiftler hâlinde tecellîsidir.
Gam Kâbız'dan, neşe Bâsıt'tandır. Cilt 8, bu çiftin kuldaki hâlini bir tepe-uçurum benzetmesiyle koyar:
"Neşe, Bâsıt ve gam, Kâbız isimlerinin gereğidir. Ve her birinin hükmünün sonu dam kenarı gibidir. Bâsıt isminin hükmünün sonundan, Kâbız ismi hükmünün dairesine düşüş meydana gelir ve diğer karşılıklı isimler de buna kıyas olunsun." (Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 8)
Demek gönüldeki sıkıntı (kabz hâli) ve ferahlık (bast hâli), kulun kendi kaprisi değil, bu iki ismin üzerindeki tecellîsidir. Ferahlığın sonu, tıpkı damın kenarı gibidir: oradan bir adım daha, kabzın dairesine düşürür. İnsanın hâli bir tepeden öbürüne sallanır durur — çünkü iki isim onu sırayla tutar ve bırakır. Cilt 3 bunu sâlikin dilinden söyler: "Kâbız isminin etkisi başka ve Bâsıt isminin etkisi yine başkadır... Bu sebeple benim için her an başka bir karışıklık ve delilik vardır." Her ânın başka bir hâl getirmesi, esmânın bu kesintisiz nöbetleşmesindendir.
Kâbız dalgası: a'yân-ı sâbitenin kaynağı. Cilt 2, bu ismi vücûd denizinin bir dalgasına benzetir:
"'Ledeynâ muhdarûn dalgası'ndan maksat, vücûd denizinin 'Kâbız' mübarek isminin dalgalanmasıdır. Ve a'yân-ı sâbite ise, ilâhî isimlerin tecellilerinin ilmî sûretleridir; hepsi bu 'Kâbız' mübarek isminin dalgası içinde birer dalgadır." (Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 2)
Demek varlıkların ezelî asılları (a'yân-ı sâbite — değişmez asıllar), Kâbız isminin dalgasında birer küçük dalgadır. Kâbız, varlıkları ilm-i ilâhîde tutan, kabzasında toplayan isimdir; her varlık o büyük dalganın içinde bir kıvrımdır. İlâhî ilimde sâbit olan bu hakikatler ebedîdir.
İnsân-ı kâmilin zuhûr ve gizlenişi. Cilt 3, Kâbız-Bâsıt çiftini insân-ı kâmilin hâline bağlar: "İnsân-ı kâmil cemî'-i esmâ-i ilâhiyyenin mazharı olduğundan, onların bu zuhûr ve ihticâb halleri, Hakk'ın Bâsıt ve Kâbız ve Mu'tî ve Mâni' isimleri iktizâsındandır." Demek kâmilin bazen açılması (zuhûr), bazen perdelenmesi (ihticâb) bile bu iki ismin gereğidir; Bâsıt onu açar, Kâbız perdeler. Kemâl, bu iki hâlin ikisini de Hak'tan bilmektir.
Füsûsu'l-Hikem'de el-Kâbız
Bu isim Füsûs derslerinde müstakil bir başlık olarak işlenmez; el-Kâbız'ın asıl yeri Mesnevî ve Terzibaba külliyatındadır. Yalnız şu kadarını söylemek gerekir: İbn Arabî'nin zıt esmâ tasnifinde Kâbız, varlığı tutan ve geri çeken isimler arasında, Bâsıt'ın tam karşısında durur.
Terzibaba Külliyatında el-Kâbız
Terzibaba külliyatı, Kâbız-Bâsıt çiftini günlük hâle ve sâlikin tavrına indirir.
Kâbız ve Bâsıt, "Allah'a kaçınız" emrinin sebebidir. Zâriyât Sûresi dersi, bu çiftin neden ıstırap doğurduğunu açar:
"Dünyâ efâl-i Hakk'ın tecellîgâhıdır; ve ef'âlin menşe'i esmâdır ve esmâ ise Dârr ve Nâfi', ve Kâbız ve Bâsıt, ve Kahhâr ve Rahmân, ve Mâni' ve Mu'tî gibi mütekâbildir; ve âsâr ve ahkâm-ı esmânın zuhûru aslâ ta'tîl kabûl etmez. Binâenaleyh bu âsâr ve ahkâma nazar edip, onların içinde çırpınanlar dâimâ elem ve mihnet içindedirler." (Zâriyât Sûresi)
Demek insan, Kâbız ve Bâsıt'ın eserlerine — yani başına gelen daralma ve genişlemeye — takılıp kalırsa, hep elem ve mihnet içinde çırpınır. Çünkü bu iki isim durmaz, sırayla tutar ve bırakır. "Allah'a kaçınız" (Zâriyât, 51/50) emri tam bu yüzdendir: eserlere değil, eserin sahibine kaçmak. Sıkıntıyı Kâbız'dan, ferahlığı Bâsıt'tan bilen, ikisinin de tek Müsemmâ'dan geldiğini görür ve çırpınmaktan kurtulur.
Kabz hâlinde zikri bırakmamak. Bir Sâlikin Seyr Yolu hikâyesi, bu çift karşısında sâlikin tavrını koyar:
"Rüyalarınızı hatırlamamak sizi kaygılandırmasın. el-Kâbız ve el-Bâsıt ism-i şeriflerinin hükmü cümle âlemde yansır. Yerler, gökler bundan nasibini alır. Biz de nasibimizi alırız. Önemli olan zikrinizin ve virdinizin daim olması ve aksamamasıdır." (Bir Sâlikin Seyr Yolu Hikâyesi, Cilt 1)
Demek sâlikin bazen açık bazen kapalı oluşu — rüya görmesi yahut görmemesi, gönlünün ferah yahut dar olması — Kâbız ve Bâsıt'ın âlemdeki nöbetidir; yerler gökler bile bu nöbetten nasibini alır. Sâlike düşen, kabz hâlinde paniğe kapılmak değil, hâl ne olursa olsun zikrini ve virdini aksatmadan sürdürmektir. Daralma geçicidir; daimî olması gereken ameldir.
Değerlendirme
Üç kaynak Kâbız'ı bir bütün hâlinde verir ve neredeyse hiç Bâsıt'tan ayırmaz. Mesnevî, Kâbız'ı her şeyi kudret eliyle kavrayan isim olarak koyar; gam ondan, neşe Bâsıt'tandır, ve kul bu iki tepe arasında durmadan sallanır; varlıkların ezelî asılları bile Kâbız dalgasında birer dalgadır, kâmilin zuhûr ve gizlenişi bile bu çiftin gereğidir. Terzibaba külliyatı ise işi sâlikin hâline indirir: eserlere takılan elem içinde çırpınır, "Allah'a kaçan" kurtulur; kabz hâlinde de zikir bırakılmaz. Hepsinin ortak hükmü şudur: Kâbız bir mahrumiyet değil, Hakk'ın âlemi ve gönlü tutan, daraltan eli; Bâsıt'ın açtığını O kabzeder, O kabzettiğini Bâsıt açar — ikisi de tek Müsemmâ'nın tecellîsidir, ve kemâl daralmayı da genişlemeyi de O'ndan bilmektir. Bu ismi celal-ve-cemal, ayan-i-sabite ile birlikte; açan karşılığını ise el-Bâsıt ile okumak gerekir.