İçeriğe atla
Esmâü'l-Hüsnâ

Esmâ 55

الْمَتِين

Metîn

METİYN'dir metanetli sarsılmaz,Kurduğu, sistemi kimse yıkamaz,Öyle seddirki yüce, aşılmaz,Seni her şeyden koruyan METİYN'dir ancak.
Şerh

Kaynak: Esmâü'l-Hüsnâ (Cilt 1), s. 205 — M. Nusret Tura (düz. Terzioğlu Murat Deruni)

EL-METİN

Hak, dilediği şeye metanetle tecelli eder, itiraz ve karşı koymaya hiç kimsede kuvvet olmadığı gibi, dilemediği şeyi de metanetle reddeder, o şey fakir kalır.

METİYN' dir metanetli sarsılmaz,
Kurduğu, sistemi kimse yıkamaz,
Öyle seddirki yüce, aşılmaz,
Seni her şeyden koruyan METİYN'dir ancak.
Cilt 1 kitabının tamamını oku
Füsûs ve Mesnevî Işığında

Ahmed Avni Konuk'un Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Terzibaba'nın Füsûsu'l-Hikem dersleri ve külliyatı ışığında derlenmiştir.

Mesnevî-i Şerîf'te el-Metîn

Mevlânâ'nın şerhinde "metîn" kelimesi çoğu kez bir esmâ tarifi olarak değil, insân-ı kâmilin sağlamlığını anlatan bir sıfat olarak geçer — ve hemen ardından o sağlamlığı bile söken aşkın kudreti gelir.

En metîn olan bile aşk karşısında ezilir. Cilt 10, ismin "sağlamlık" mânâsını dağ misaliyle koyar, fakat onu aşkın altına yerleştirir:

"Aşk, dağ gibi metîn ve temkîn sâhibi olan bir insân-ı kâmili kum gibi ezer ve onu türlü türlü hâllere koyar. Aşk feleği yüz yarıkla yarar; aşk yeryüzünü hesapsız titretir." (Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 10)

Demek dağ gibi sağlam, temkin sâhibi bir kâmil bile — kendi metânetiyle değil — ancak Metîn olanın kudretiyle ayakta durur. Aşk onu kum gibi ezdiğinde, geriye o tek sağlam vücûd kalır. İsmin sözlük karşılığını da şerh açıkça verir: "Metîn (Esmâ-i Hüsnâ'dan): Kuvvet ve güç çok olup kendisine hiçbir iş zor gelmeyen" (Cilt 13). Sağlamlık burada kırılmazlıkla değil, hiçbir işin zor gelmemesiyle tarif edilir.

Füsûsu'l-Hikem'de el-Metîn

İsmin asıl derinliği Füsûs derslerinde açılır. İbn Arabî, "Zü'l-kuvveti'l-metîn" (sağlam kuvvet sâhibi) âyetini, kudretin Zât'tan ayrı bir "madde-kuvvet" olmadığını göstermek için kullanır.

Metîn kuvvet, Zât'ın gayrı değildir. Fusûs Mukaddimesi, isimle maddecilerin "kuvvet" anlayışını karşı karşıya koyar:

"Allah Teâlâ hazretleri 'Zü'l-kuvveti'l-metîn'dir; ve kudret, sâir sıfatlar gibi vücûd-ı hakîkînin şuûnâtından bir şe'n olduğu cihetle zâtının gayrı değildir. Böyle olduğu hâlde mâddiyyûn onu müstakil bir şey zannedip, menşe-i tekvîni iki müstakil vücûda istinâd ettirdikten sonra, birine 'madde', diğerine 'kuvvet' demişlerdir." (TB. Fusûs Mukaddimesi)

Demek Metîn'in "sağlam kuvveti", âlemin yanında duran ayrı bir güç değildir; doğrudan Hakk'ın zâtının bir şânıdır. Maddeciler kuvveti maddeden ayrı bağımsız bir asıl sanmışlardır; hâlbuki "bu hüküm onların vehme dayanan bir zanlarından ibârettir."

Var etmek, ancak metîn kuvvetle olur. Aynı mukaddimenin melâike bahsi, ilmî sûretlerin nasıl zuhûra çıktığını bu kuvvete bağlar:

"Vücûdun, insânî hakîkat mertebesinden tenezzülü, yine o mertebede mevcût olan kudret sıfâtının zuhur yerleri ile, yani kuvvetler ile olur. Çünkü vücûtta kudret ve kuvvet olmayınca irâde ettiği bir şeyin var edilmesi mümkün olmaz. Allah Teâlâ Hazretleri 'metîn kuvvet sahibidir'." (TB. Fusûs Mukaddimesi)

İrâde tek başına bir şey var edemez; var oluş ancak Metîn'in sağlam kuvvetiyle gerçekleşir. Melekler de bu kuvvetin zuhûr yerleridir.

Metînlik, vehme aldanmayan basîrettir. Kelime-i Yûsufiyye, "metîn" sıfatını bu kez bir uyarıya çevirir: dağ gibi sağlam akıllar bile âlemi bağımsız vücûd sanıp aldanabilir:

"Dağlar gibi râsih ve metîn olan birçok akıllar, bu suver-i âlemi müstakillü'l-vücûd zannedip vehim deryâlarında ve hayâl girdâbında boğulmuşlardır. Zîrâ onlar hayâli hakîkat zannetmişlerdir." (Kelime-i Yûsufiyye)

Demek aklın "metîn" oluşu yetmez; o sağlamlık, âlemin kendi başına var olduğu vehmine kapılırsa rüsvâylığa döner. Gerçek metânet, çokluğun ardındaki tek vücûdu görmektir.

Terzibaba Külliyatında el-Metîn

Terzibaba'nın eserlerinde Metîn ismi, esmâ tertibindeki yeriyle ve bir hilâfet işâreti olarak belirir.

Metîn, Kavî'den sonra gelen sağlamlık ismidir. Doğdular, Yaşadılar hikâyesi, esmâ-i hüsnâ tertibinde Metîn'i hep Kavî ile yan yana sayar: "53. el-Kaviyy: Pek güçlü, kuvvetli olan — 54. el-Metîn: Çok güçlü, sağlam olan." Demek Kavî kuvvetin kendisini, Metîn ise o kuvvetin sağlamlığını, sarsılmazlığını anlatır; ikisi bir çift gibi okunur.

Metîn vurgusu, Dâvûdî hilâfetin göstergesidir. Müellifin biyografisi, ismi doğrudan bir hilâfet makamına bağlar:

"Bu oluşumda el-Metîn isminin vurgusudur ve bu mertebedeki hilâfetin açık göstergesidir (Dâvûdî Hilâfet). 'Ya' harfini başa alıp okursak 'YED' olur ki, o da Arapça'da 'EL' anlamınadır. O da kuvvet kudretin simgesidir." (Terzi Baba — Biyografi)

"El" (yed) kuvvet ve kudretin simgesidir; Metîn ismi bu sağlam kudretin bir kulda hilâfet olarak zuhûrudur. Divan'da da müellif aynı kökü kendi hâline taşır: "Pek metîn oldu Muhammed Hazmî… Aşk-ı metîn oldu Muhammed Hazmî" — burada metânet, aşkla pişip sağlamlaşan kâmilin vasfıdır.

Değerlendirme

Üç kaynak el-Metîn'i "sağlam kuvvet" ekseninde toplar, fakat sağlamlığın yerini farklı koyar. Mesnevî, kulun metânetinin emânet olduğunu söyler: dağ gibi sağlam kâmil bile aşkın — yani Metîn'in — kudretiyle ayakta durur. Füsûs, ismin kalbini açar: "Zü'l-kuvveti'l-metîn"in kuvveti Zât'tan ayrı bir madde-kuvvet değil, doğrudan Hakk'ın bir şânıdır; var etmek ancak bu sağlam kuvvetle olur, ve gerçek metânet vehme aldanmamaktır. Terzibaba külliyatı ismi Kavî ile çift okur ve onu bir hilâfet işâreti (Dâvûdî hilâfet) sayar. Hepsinin ortak hükmü şudur: Metîn yalnız "sağlam" değil; kuvveti hiçbir vâsıtaya muhtaç olmayan, hiçbir iş kendisine zor gelmeyen, var oluşu o sağlam kudretle ayakta tutan isimdir. Bu ismi kavi ve kadir ile birlikte; sağlamlığın kemâlini ise insan-i-kamil mazhariyetinde okumak gerekir.