İçeriğe atla
Esmâü'l-Hüsnâ

Esmâ 45

الْمُجِيب

Mucîb

MUCİYB'dir icabet eder er geç,Muradını bildir sen kalma geç,isteklerini çok iyi seç,İhtiyacına cevap veren MUCİYB'dir ancak.
Şerh

Kaynak: Esmâü'l-Hüsnâ (Cilt 1), s. 187 — M. Nusret Tura (düz. Terzioğlu Murat Deruni)

EL-MUCÎB

Davete icabet eden, kulları kabul edici olan, cevapsız bırakmayan demektir.

Efendim; duâ, "dilemek" demek olduğuna göre, biri bir kimseye duâ eder, yani ondan memnun kalmıştır iyilikler diler. Ondaki iyilikleri yaratma kudretine kuvvetine sahip olan Cenâb-ı Allah'tır, iyilik istemek demek, aynı zamanda serlerin giderilmesini ve onlardan korunmayı da istemek demektir.

Fakat istemenin, dilemenin eşref saati vardır, usûlü vardır. Kızmış, asabileşmiş birisinden birşey istenmez. Onun sükûnet bulmasını beklemek lâzımdır. Hazreti Allah'tan isteme vakti yağmurlu ve gamlı havalarda, gün batınımdan biraz evvelki zamanlardadır. Kudrette olanlara bu saatler çok tesir eder; sabahın seher vakti Hakk'tan istenen şeyler hâsıl olur. Otururken, yatarken, yerken, içerken Hakk'tan birşey istemek laubalilik olur. Devlet kapısında bile yazı ile müracaat edilir. Günlerce beklenir ve nihayet takip edilir, muamelenin takıldığı yerden kurtarılması lâzımdır.

Esasen namaz, Hakk'a yalvarmak için bir vesiledir. Birisinden birşey isterken evvela selam verilir. Bir-iki mukaddimeden sonra asıl maksada geçirilir. Namaz, kulların Hakk'tan birşey rica etmeleri için bir huzura giriştir. İstemek iki türlüdür: Biri gönül ehli olanlara mahsustur. Onlar gönülden isterler ve muhakkak olur. Bunlar ağız açıp yalvarmaktan kurtulmuş olan sevgililerdir. Diğeri namazdan sonraki dualardır ki Cenâb-ı Hakk icabet eder: "Davetimiz size gelir." O sizi dinler, er veya geç istediğinizi verir ama sizin de onun yolunda bulunmanız şarttır.

Avam, para, pul, karı, koca, apartman ister. Havas, parayı sevap yapıp fakirlere dağıtmak için,'ilmi öğretmek için ister. Hassul havass yani tevhit ehli bilir ki kaza ve kaderin sırları vardır. (Hak eğer nasib ettiyse o iş muhakkak olur. Nasib etmediyse kul ne kadar isterse olmaz). Onlar her namazı dua etmeden sadece şükürle bitirirler. Burada bir incelik vardır. Birisine bir lira harçlık verseniz size teşekkür eder. Ertesi gün siz birşey vermeden teşekkür eder, duâ eder. Hemen kerem eliniz cebinize gider. Yine verirsiniz, onun şükrünü istemek demektir. Cenâb-ı Allah kendi azameti nisbetinde vericidir. Cömertlik, irfâniyet için bir ölçüdür. İsteyeceksen, fakirden değil muhtaçtan değil Gani’den iste. Kuldan değil Hakk'tan istemeli. Bir mektep çocuğu bir fakire beş kuruş verir, babası bir lira verebilir ama bizim zengin beş lira verir; herkes varlığı nisbetinde verir. Fakat Cenâb-ı Allah'ın vergisine akıllar ermez. Bir defa bile fakire kendi razısı için yapılan yardımı en az on misli vermek suretiyle cevaplandırır.

Peygamberimiz Efendimiz hazretleri namaz bitiminde önceleri duâda birşey istemezlermiş. Bu defa Cenâb-ı Hak "Habibim, bana muhtaç değil misin? Bu kadar bîgane misin? Her ne kadar ben Rezzak'ım, Vekil'im, Muti'yim, Kefîl'im, Kâdir'imse de; sen de ilim ve da fehim istemelisin" buyurmuş.

Bir veli de bu emirleri bildiği için, Kâ’be-ye gitmiş. Hac'dan sonra bu suretle duaya başlamış, gaipten bir nida gelmiş; "Beni bulduktan sonra daha ne istiyorsun." Hacı, hayretler içinde kendinden geçmiş.

Dünyalık da olsa, istemesini bilmek lâzım. Gözleri görmeyen ve de çocuğa hasret olan bir fakirin duâsını bile Cenâb-ı Allah kabul etmiş arzularını yerine getirmiştir. “Ey Allah’ım, senin adın herşeyin en iyi başlangıcıdır. Senin adın olmadan bir işe başlayamam. Birşey isteyemem. Aklım, fikrim seni anmaya alışkındır. Dilimde ancak senin ismin vardır, ne olur ölmeden evvel çocuğumun altın bir ibrikle bana su döktüğünü göreyim" demiş. Bu suretle hem zengin olmuş, hem çocuk sahibi olmuş, hem de gözleri açılmış.

MUCİYB' dir icabet eder er geç,
Muradını bildir sen kalma geç,
isteklerini çok iyi seç,
İhtiyacına cevap veren MUCİYB'dir ancak.
Cilt 1 kitabının tamamını oku