Esmâ 46
Kaynak: Esmâü'l-Hüsnâ (Cilt 1), s. 190 — M. Nusret Tura (düz. Terzioğlu Murat Deruni)
EL-VÂSİ'
Vüs'at ve genişlik sahibi demektir. Size ufak bir misalle izah edeyim, en güzel şekilde anlamış olasınız. Siz bir seyyah veya gemici olsanız, birçok yerler görseniz, gözünüzü kapadığınız halde bile gözünüzdeki iğne kadar delikten dimağınıza pek çok şey nakş olur, o yerlerin hepsi gönlünüze girer ve gaip olur, hatta boş yer bile kalır. Biz aciz bir kuluz, biz de böyle olursa her zerrede varlığı müşahede edilen ve kelimelerle ifade edilemeyen o azamet sahibi Allah'ın (kî isimlerinden biri de Vasi'dir) O'nunki nasıl olur? Hesap edin muhterem kardeşlerim, Allah'ın Vasi' ismini ve şefaatini.
Anlatmağa kâfi gelmez lâflar,
İçten dıştan bütün ihatalar,
Ahmed Avni Konuk'un Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Terzibaba'nın Füsûsu'l-Hikem dersleri ve külliyatı ışığında derlenmiştir.
Mesnevî-i Şerîf'te el-Vâsi'
Mevlânâ, Vâsi' ismini iki yüzüyle işler: hem rahmeti ve bağışı geniş olan, hem de ilmiyle âlemin etrafını kuşatan. Konuk'un şerhi bu genişliği hem Hakk'ın bahşindeki bereketle, hem de velînin tasarrufundaki kuşatıcılıkla açar.
Vâsi', infâkı kat kat artırandır. Şerhin en somut teması, Vâsi' isminin Hak yolunda verileni bereketlendirmesidir. Cilt 9, Bakara Sûresi'nin başak misalini şerh eder:
"Allah yolunda mallarını infâk edenlerin misâli bir habbe gibidir ki, yedi başak bitirir; her bir başakta yüz habbe olur ve Allah Teâlâ murâd ettiği kimse için bunu kat kat ziyâde eder; ve Allah Teâlâ vâsi' ve alîmdir." (Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 9)
Demek Vâsi', verilen bir tek tâneyi yüz bin misline çıkarabilen geniş bahşin sahibidir; bağışı dar değil, sınırsızdır. İnfâk eden hiçbir şey kaybetmez, çünkü karşısında Vâsi' vardır.
Vâsi', ilmiyle âlemi kuşatan genişliktir. Cilt 8, bu ismin "geniş" mânâsını velînin tasarrufuna bağlar: Zülkarneyn bâtın gözüyle gördü ki, kutbu'l-aktâb hazretlerinin mânâsı "âlemin etrâfını ihâta edici bir halka olmuş ve âlem onun halka-i tasarrufu içinde kalmışdır." Demek "vâsi'" burada o velînin mânâsının genişliğini, âlemi içine alan kuşatıcılığını anlatır; Zülkarneyn bu geniş mânâ karşısında hayrette kaldı. Vâsi' ismi, dar bir varlığı değil, etrafı kuşatan bir enginliği gösterir.
Vâsi' fezâ, yaratışın döndüğü geniş alandır. Cilt 3, "fezâ-yı vâsi'"i — geniş uzayı — yaratışın mahalli kılar: Nakkâş'tan murâd sıfat ve isimleriyle zât-ı ilâhiyyedir; bu geniş feza, "kendisinde nefes-i rahmânî ile hilkat-i avâlim tedâvül eden" yerdir. Demek âlemlerin yaratılışı, Vâsi' bir genişlikte, Rahmân'ın nefesiyle dönüp durur; melekler de o genişlikte sûretleri zuhûra getiren hizmetçilerdir.
Füsûsu'l-Hikem'de el-Vâsi'
İbn Arabî'nin Vâsi' anlayışının kalbi, "Rabbim rahmetiyle her şeyi kuşatmıştır" (rahmetî vesi'at külle şey') âyetidir. Kelime-i Zekeriyyâiyye ve Şuaybiyye, rahmetin neyi, hangi sırayla kuşattığını ince ince açar.
Rahmet ilkin kendi nefsine geniştir. Füsûs'un en şaşırtıcı hükmü, rahmetin önce kendine vâsi' olmasıdır. Kelime-i Zekeriyyâiyye:
"Rahmetin vâsi' olduğu evvelki şey, onun nefsidir... rahmet, vücûd-ı Hakk'ın niseb-i ademiyyesinden bir nisbet olduğu için, rahmetin kendi nefsine dahi vâsi' oldu; çünkü vücûd-ı Hak'ta onun dahi şey'iyeti sâbittir." (Kelime-i Zekeriyyâiyye)
Demek bir şeyin kuşatılması için bir "ayn" (sâbit hakikat) gerekir; rahmet ilkin kendi sâbit hakikatine, ardından âlemdeki her mevcûdun hakikatine — dünyada da âhirette de, en küçük arazdan en büyük cevhere kadar — geniş olur. Rahmet, bütün varlıkları kapsamadan önce kendi varlığını kapsar.
Rahmet o kadar geniştir ki Hakk'a bile vâsi'dir. Kelime-i Şuaybiyye sınırı en uca götürür: "Hakk'ın nefes-i Rahmânî ile rubûbiyetten ibtidâ tenfîs ettiği şey, âlem olunca, rahmet-i Hak her şeye vâsi' olmuş olur; ve hattâ Hakk'a dahi vâsi' olur. Çünkü âlem mezâhir-i esmâ-i ilâhiyyedir; ve Hak ise esmânın 'ayn'ıdır." Âlem isimlerin zuhûr yeri, Hak ise o isimlerin hakikati olduğundan, her şeyi kuşatan rahmet bizzat o isimlerin sahibini de kuşatır. Genişliğin dışında bir şey kalmaz.
En geniş kalp, insân-ı kâmilin kalbidir. Kelime-i Şuaybiyye genişliği bir kalbe taşır: "Hakk'a vâsi' olan kalb, kâffe-i tecelliyât-ı zâtiyye ve esmâiyyeyi kabûle müstaid olan insân-ı kâmilin kalbidir. Sûret-i ilâhiyye böyle bir kalbe sığınca, artık mahlûkāttan gayrın sûreti o kalbe sığmaz." Bütün ilâhî tecellîleri alabilecek kadar geniş olan bir kalp, Hakk'ı içine alınca başka hiçbir şeye yer kalmaz. Kelime-i İshâkiyye bu genişliğin sırrını kulluğa bağlar: "İmdi abd olursa, Hak'la vâsi' olur. Ve Rab olursa, iyş-ı dıykta olur" — insân-ı kâmil kul olduğunda Hak kalbine sığar ve geniş olur; rab olmaya kalkışırsa darlığa düşer. Genişlik, kulluktadır.
Terzibaba Külliyatında el-Vâsi'
Terzibaba, Füsûs derslerinde Vâsi' ismini doğrudan rahmetin genişliği üzerinden açar; rahmetin kalpten bile geniş oluşunu ve bağışlayıcı isimlerle akrabalığını işler.
Rahmet, kalpten daha geniştir. Kelime-i Sâlihiyye & Şuaybiyye dersi, Füsûs'un hükmünü sohbet diline çevirir:
"Bu surette rahmet-i Hak, her şeye vâsi' olduğu gibi, Hakk'a dahî vâsi' olur; ve kalb, 'eşya' tabîrine dâhil olduğundan rahmet, kalbden daha geniş olmuş olur. Yani Allah'ın rahmeti nefes-i rahmânî bütün âlemleri sardı, kalb de bu âlemlerde bir eşyadan ibâret olduğuna göre kalbi dahi sarmış olur." (Kelime-i Sâlihiyye & Şuaybiyye)
Demek nefes-i rahmânî bütün âlemleri kuşattı; kalp de o âlemde bir şey olduğuna göre, rahmet onu da içine aldı. Bu yüzden rahmet kalpten daha geniştir — kalbi de kapsayan bir enginliktir.
"Benim rahmetim her şeyi kaplamıştır." Kelime-i Yahyâviyye & Zekeriyyâiyye dersi, bu ismi A'râf âyetine dayar:
"'Benim rahmetim her şeyi kaplamıştır' (A'râf, 7/156) âyet-i kerîmesinde... rahmet, vücûden ve hükmen eşyânın tümüne vâsi' olan rahmettir." (Kelime-i Yahyâviyye & Zekeriyyâiyye)
Hak; Şâfî, Rezzâk, Ganî ve Gaffâr isimlerinin gereğine göre tecellî edip kuluna rahmet eder. Demek Vâsi'nin genişliği soyut değil; varlıkta (vücûden) ve hükümde her şeye fiilen ulaşan bir rahmettir.
Vâsi', bağışlayan isimlerle aynı mânâ ailesindendir. Kur'ân-ı Kerîm'de Nefs Âyetleri, Vâsi'i affedici isimlerin yanına koyar: "Gaffâr ve gafûr esmâ-ül hüsnâdan raûf, sabûr, tevvâb ve vâsi' isimleriyle de mâna yakınlığı içindedir." Demek genişlik ile bağışlama bir kökten gelir: rahmeti geniş olan, kusurları da geniş bir hoşgörüyle örter.
Değerlendirme
Üç kaynak Vâsi' ismini "geniş rahmet ve geniş kuşatma" ekseninde birleştirir. Mesnevî onu hem infâkı kat kat artıran bereketli bahşa, hem de velînin âlemi kuşatan geniş tasarrufuna bağlar. Füsûs, Vâsi'nin asıl sırrını rahmette açar: rahmet önce kendi hakikatine, sonra her mevcûda, hattâ isimlerin sahibi olan Hakk'a bile geniştir; ve en geniş kalp, bütün tecellîleri alan insân-ı kâmilin kalbidir. Terzibaba külliyatı bu hükmü sohbet diline taşır: nefes-i rahmânî bütün âlemleri sardığı için rahmet kalpten bile geniştir, ve bu genişlik bağışlayan isimlerle bir köktendir. Hepsinin ortak hükmü şudur: Vâsi' yalnız "geniş" değil, rahmetiyle ve ilmiyle her şeyi — kendisi dahil — kuşatan, dışında hiçbir şey bırakmayan engin isimdir. Bu ismi rahman, gafur ve nefes-i-rahmani ile birlikte; en geniş zuhûr yerini ise insan-i-kamil ile okumak gerekir.