İçeriğe atla
Esmâü'l-Hüsnâ

Esmâ 25

الْمُعِزّ

Muiz

MUİZ'dir izzetiyle zuhurda,İzzet kendinindir yok kimse arada,Tam bir tekliği vardır orada,İzzetle tecelli eden MUİZ'dir ancak.
Şerh

Kaynak: Esmâü'l-Hüsnâ (Cilt 1), s. 147 — M. Nusret Tura (düz. Terzioğlu Murat Deruni)

EL-MUİZ

Emirlerini tutup nehiylerden kaçanları, aziz edici, yükseltici demektir.

MUİZ'
dir izzetiyle zuhurda.
İzzet kendinindir yok kimse arada,
Tam bir tekliği vardır orada,
İzzetle tecelli eden MUİZ'dir ancak.
Cilt 1 kitabının tamamını oku
Füsûs ve Mesnevî Işığında

Ahmed Avni Konuk'un Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Terzibaba'nın Füsûsu'l-Hikem dersleri ve külliyatı ışığında derlenmiştir.

Mesnevî-i Şerîf'te el-Muizz

Mevlânâ, Muizz ismini ruh ile cisim arasındaki üstünlük bahsinde işler; Konuk'un şerhi izzetin nereden geldiğini açar.

Ruh, Muizz isminin mazharıdır; cisim ona tâbi olunca aziz olur. Cilt 7, izzet ile zilleti yüce âlem ile aşağı âlem arasında konumlandırır:

"Ervâh, âlem-i ulvîdendir ve âlem-i ulvî 'Muizz' ism-i şerîfinin mazharıdır; eğer cisimler rûhların ahkâmına tâbi' olursa, aziz olurlar." (Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 7)

İzzet, yüce âlemden gelir: ruh Muizz isminin tecellî yeridir. İnsan cismini rûhuna tâbi kıldığında, yani bedeni rûhun emrine verdiğinde aziz olur. İzzet, demek, aşağının yukarıya teslîm olmasıyla kazanılır; cisim rûha boyun eğince yükselir. (Bu bahsin öteki yüzü, cisim rûha hâkim olunca düşen zillettir; orası Müzill'in işidir.)

Muizz, zâtî isimlerin içinde gizlidir. Cilt 8, "Hak" isminin bütün esmâyı kapsadığını gösterirken Muizz'i de sayar: "Hak esmâ-i zâtiyyeden olunca, onun zımnında Mübdi ve Muîd ve Muhyî ve Mümît ve Muizz ve Müzill... gibi isimler dahi dâhil olur." Demek izzet veren de, zillete düşüren de aynı zâtî hakikatin içindedir; Muizz tek başına, kopuk bir isim değildir.

Füsûsu'l-Hikem'de el-Muizz

İbn Arabî, Muizz ismini hep zıddı Müzill ile çift okur; mesele, iki zıt ismin nasıl olup da tek zâtta birleştiğidir. Terzibaba'nın Kelime-i İsmâiliyye dersi bunu açar.

Mefhumda ayrı, zâtta bir. Kelime-i İsmâiliyye, önce iki ismin birbirinden ayrı olduğunu koyar:

"Muizz ism-i Müzill'in 'ayn'ı değildir. Zîrâ bunların mefhûmları fehimde muhteliftir... sıfat-ı i'zâz ile zuhûr, sıfat-ı izlâl ile zuhûrun aynı değildir; yekdîğerine muhâliftir." (TB. Kelime-i İsmâiliyye)

Anlam yönünden Muizz ile Müzill bir değildir: izzet vermekle zillete düşürmek apaçık zıt fiillerdir, biri ötekiyle açıklanamaz. Esmânın ayrışması (temyîz) işte budur; eğer isimler birbirinden ayrılmasaydı, her isim ötekinin yerine geçer, âlemdeki düzen bozulurdu.

Ahadiyet yönünden Muizz, Müzill'in ta kendisidir. Aynı ders, ardından zıddını koyar:

"Ahadiyyet-i zâtiyyeye nazaran Muizz ismi Müzill ismidir; ve bu i'tibâra göre Muizz ismi Müzill ismi ile tefsîr olunur. Çünkü zât-ı ahadiyyette cümlesi müttehiddir. Orada zıd ve nidd... yoktur." (TB. Kelime-i İsmâiliyye)

Mefhumda ayrılan iki isim, zâtın ahadiyetine (mutlak birliğine) bakıldığında birleşir; çünkü o mertebede zıt ve denk yoktur. Demek izzet ile zillet, dışarıda iki ayrı fiil gibi görünse de, tek bir Zât'tan çıkar. Muizz'in "hüviyeti" Müzill ile birdir, ama "kendi nefsi cihetinden" Müzill değildir. İki yüz, tek aynanın iki görünüşüdür.

Muizz, Hakk'ın "sağ eli"dir. Kelime-i Âdemiyye, isimleri iki ele bölüştürür: "İ'zâz ve Muizz, ve nef' ve Nâfi', ve atâ ve Mu'tî gibi sıfât ve esmâ-i cemâliyyeye 'sağ el' ifade edilir." Muizz cemâlî isimlerdendir; aziz kılmak, fayda vermek, bağışlamak — hepsi Hakk'ın sağ elinin işidir. (Mâni' ve Müzill gibi celâlî isimler ise "sol el"e bağlanır.)

Muizz kime tecellî ederse, o kul "Azîz" olur ve Hakk'ın koruması altına girer. Kelime-i Îseviyye, ismin kuldaki eserini gösterir:

"Teâlâ kullarından birisine... bu isim ile tecellî eylediği vakit, bu abdini 'azîz' ettiği için, Hak Teâlâ Muizz ismi ile mütesemmî olur; ve... bu ism-i şerîf verilmiş olan abd dahi... 'Azîz' ismi ile mütesemmî olur; ve ism-i Azîz ile mütesemmî olan abd ise mahmiyy-i Hak olur; ve onun hıfz ve vikāyesi tahtında bulunur." (TB. Kelime-i Îseviyye)

Muizz tecellî ettiği kulu aziz kılar; o kul artık "Azîz" ismiyle anılır ve Hakk'ın hıfz ve himâyesi altına girer. İzzet, demek, kulun kendinden devşirdiği bir paye değil; Hakk'ın aziz kıldığı kişiyi aynı zamanda koruması altına alan bir tecellîdir.

Terzibaba Külliyatında el-Muizz

Terzibaba, Muizz ile Müzill'in birliğini Füsûs dersinde tahkîk eder.

Müsemmâ birdir, onun için Muizz Müzill'in hüviyetidir. Kelime-i İsmâîliyye & Ya'kûbiyye dersi, ahadiyet hükmünü tekrar ele alır:

"Nitekim sen, her bir isim hakkında, 'hüviyeti cihetinden o, zâta ve onun hakîkatına delildir' dersin. Binâenaleyh müsemmâ birdir. Böyle olunca da Muizz Müzill'in hüviyyetidir. Muizz ise, kendi nefsi ve hakikati cihetinden, Müzill değildir." (TB. Kelime-i İsmâîliyye & Ya'kûbiyye)

Her isim, hüviyeti yönünden tek olan Zât'a delâlet eder; o yüzden adlandırılan (müsemmâ) birdir. Bu yüzden Muizz, "hüviyet" yönünden Müzill ile aynı kaynağa dayanır; fakat "kendi nefsi ve hakikati" yönünden Müzill değildir. Terzibaba bu inceyi keskin tutar: birlik zâtta, ayrılık fiildedir. İzzet isteyen kul, izzetin de zilletin de tek elden geldiğini bilir; bu yüzden aziz kılındığında şımarmaz, çünkü aynı elin öteki yüzünü de tanır.

Değerlendirme

Üç kaynak Muizz'i bir bütün hâlinde verir. Mesnevî onu yüce âlemin, yani rûhun ismi yapar: cisim rûha tâbi olunca insan aziz olur; izzet, aşağının yukarıya teslîmiyle gelir. Füsûs, Muizz'i hep Müzill ile çift okur — mefhumda iki zıt fiil, zâtın ahadiyetinde tek hakikat; Muizz cemâlî "sağ el"dir, ve tecellî ettiği kulu aziz kılıp Hakk'ın himâyesine alır. Terzibaba külliyatı bu birliği tahkîk eder: müsemmâ birdir, Muizz hüviyet yönünden Müzill'le bir, fiil yönünden ondan ayrıdır. Hepsinin ortak hükmü şudur: Muizz, izzeti veren cemâlî tecellîdir; verdiği izzet kuldan değil Hak'tandır, ve aynı Zât aziz de kılar zelîl de eder. Bu ismi aziz, insan-i-kamil ve celal-ve-cemal ile birlikte; zıddını ise el-Müzill ile okumak gerekir.