İçeriğe atla

el-Azîz

el-Azîz (Aziz) (Üstün, mağlûp edilemeyen). Üç kaynak Azîz ismini "hakikî izzet" ve "mağlûp edilemeyen kudret" ekseninde birleştirir. Mesnevî onu kanâate bağlar: gerçek izzet maldan değil Hakk'a dayanmaktan doğar; kendine mâl edilen sahte izzet âdilâne bir hükümle zillete döner. Füsûs, Azîz ismini kula veri

el-Azîz — Daima Üstün Gelen, Yenilmeyen ve Eşsiz Şeref Sahibi

Mânâ. el-Azîz, Allah'ın esmâ-i hüsnâsından olup “değerli, şerefli, benzersiz, güçlü ve daima üstün gelen” demektir. Zayıflık ve acziyet ifade eden “zelîl” kelimesinin zıddıdır. Bu isim, Allah’ın kudret ve yüceliğinin ezelî olduğunu, yaratılmışlardaki gibi bir değişime uğramadığını belirtir. Esmâ-i hüsnâ âlimleri, el-Azîz ismini genellikle dört temel anlamda ele alır: 1) Benzeri ve dengi olmayan, 2) Asla mağlup edilemeyen mutlak galip, 3) Çok kuvvetli, 4) İzzet ve şeref veren. Gazzâlî ise ismin üç temel niteliği birleştirdiğini söyler: benzerinin bulunmaması (nâdirlik), varlığının her şey için zorunlu olması (ihtiyaç duyulma) ve zâtının tam olarak kavranmasının imkânsızlığı (ulaşılmazlık). Bu özellikler en kâmil ve mutlak düzeyde yalnızca Allah’ta bulunduğu için, hakiki ve mutlak “Azîz” sadece O’dur.

Etimoloji. İsim, Arapça ع-ز-ز (ʿ-z-z) kökünden gelen ve sözlükte “değerli ve şerefli olmak, güçlü ve yenilmez olmak, galip gelmek, saygın olmak” gibi anlamlara sahip izz veya izzet mastarına dayanır. Allah’ın “izzet ve şeref veren” fiilî sıfatını ifade eden el-Muiz ismi de aynı kökten türemiştir.

Kur'an-ı Kerîm'de el-Azîz. el-Azîz, Kur'an'da Allah’a en sık nisbet edilen isimlerdendir ve yaklaşık doksan âyette geçmektedir. Bu âyetlerin çoğunda, Allah’ın ezici kudretini dengeleyen ve O’nun gücünün keyfî olmadığını gösteren başka isimlerle birlikte kullanılır. En sık el-Hakîm (her işi hikmetli olan) ismiyle zikredilmekle birlikte er-Rahîm (çok merhametli), el-Alîm (her şeyi bilen), el-Kavî (çok güçlü), el-Gaffâr (çok bağışlayan) ve el-Vehhâb (karşılıksız veren) gibi isimlerle de peş peşe gelir. Bu kullanımlar, Allah’ın izzetinin hikmet, rahmet ve bilgi ile kuşatıldığını vurgular. Ayrıca “izzet” kavramının bizzat kendisi de çeşitli âyetlerde (Nisâ 4/139; Yûnus 10/65; Fâtır 35/10) tamamen Allah’a ait bir sıfat olarak zikredilmiştir.

Anlamca yakın isimler. Alî, Azîm, Cebbâr, Kādir, Kahhâr, Kavî, Kebîr, Mütekebbir, Müteâlî, Zâhir.

İtikadî çerçeve ve kula yansıması. el-Azîz isminin er-Rahîm ve el-Hakîm gibi isimlerle birlikte anılması, O’nun mutlak gücünün asla adaletsiz, ezici veya keyfî olmadığı, aksine her zaman ilahî hikmet ve merhametle dengelendiği inancını pekiştirir. Bu ismi idrak eden mümin, gerçek izzet ve şerefin yalnızca Allah’a ait olduğunu bilir. Kur’an, izzetin Allah’a, O’nun resulüne ve müminlere ait olduğunu bildirir (Münâfikūn 63/8). Kulun bu isimden alacağı pay, dünyevî bir güç veya kibir arayışı değil, Allah katında değerli olmaya çalışmasıdır. Kullar arasındaki en “azîz” kişi, diğer insanların ebedî saadet yolunda kendisine ihtiyaç duyduğu, yol gösterici kimsedir. Bu mertebeye, Allah’a ve Resulü’ne itaat ederek ve manevî olgunluk kazanarak ulaşılır.

Kaynaklar: TDV İslâm Ansiklopedisi — "Azîz" maddesi · Gazzâlî, el-Maksadü’l-esnâ.