el-Hamîd
el-Hamîd (Hamid) (Övgüye lâyık). Üç kaynak Hamîd'i "övgüye lâyık olan ve övgünün yöneldiği" eksende birleştirir. Mesnevî'de müstakil işlenmez. Füsûs, ismi velâyetle bağlar: Hak kendini "Veliyy-i Hamîd" diye isimlendirdiği için kul, beşerî sıfatlarından soyunup Hakk'ın sıfatlarını giydiğinde velî ve hamîd ol
el-Hamîd — Her Türlü Övgüye Lâyık Olan
Mânâ. el-Hamîd, Allah'ın esmâ-i hüsnâsından olup "her türlü iyilik, güzellik ve erdemlilikle övülen, bütün övgülere lâyık olan" demektir. İsim, "öven" şeklinde ikincil bir anlama da gelir. Kelâm âlimleri bu ismin anlam katmanlarını çeşitli şekillerde açıklamıştır. Ebû Mansûr el-Mâtürîdî'ye göre el-Hamîd, "kendisine hiçbir yerginin yönelmediği" ve "dış bir sebep olmaksızın, bizâtihî övgüye lâyık bulunan" varlıktır; O'nun dışındaki her varlık, ancak O'nun lütfuyla övülmeye değer kazanır. Mâtürîdî, ismin "öven" anlamına da gelebileceğini, zira Allah'ın, kullarının güzel davranışlarını övdüğünü ve onları ödüllendirdiğini belirtir. Ebü’l-Hasan el-Eş‘arî ise ismi, "sıfatlarında ve fiillerinde övülen (mahmûd)" olarak tanımlar.
Etimoloji. İsim, Arapçada "iyilik, güzellik ve erdemlilikle niteleyip övmek" mânâsındaki hamd (حمد) masdarından türemiş bir sıfattır.
Kur'an-ı Kerîm'de el-Hamîd. Hamd kavramı Kur'an'da 61 defa Allah'a nispet edilirken, "Hamîd" ismi bu kullanımların 17'sini oluşturur. Bu ayetlerden birinde (Hac 22/24) isim, "sırâtü'l-hamîd" (övülmeye lâyık olan Allah'ın yolu) şeklinde tek başına yer alır. Diğer ayetlerde ise başka isimlerle birlikte zikredilmiştir:
- On ayette Ganî (her şeyden müstağni) ismiyle,
- Üç ayette Azîz (yenilmeyen yegâne galip) ismiyle,
- Bir ayette Mecîd (şanlı, şerefli) ismiyle,
- Bir ayette Hakîm (bütün işleri yerli yerinde olan) ismiyle,
- Bir ayette Velî (yardımcı ve dost) ismiyle kullanılmıştır.
Bu birliktelikler, el-Hamîd isminin içerdiği övgü yönlerini pekiştirir ve açıklar. Ayrıca namazlarda okunan Salli ve Bârik duaları da "hamîdün mecîd" ifadeleriyle son bulur.
Anlamca yakın isimler. Ganî, Azîz, Mecîd, Hakîm, Velî.
İtikadî çerçeve ve kula yansıması. el-Hamîd, Allah'ın bütün kemâl sıfatlarını taşıdığını ve bu sebeple mutlak övgüye lâyık olduğunu ifade eder. O'nun bu liyakati, hem zâtının mükemmelliğinden hem de yarattığı kâinatın O'nun yüceliğine tanıklık etmesinden kaynaklanır. Kur'an, göklerde ve yerde olan her şeyin, canlı ve cansız varlıkların Allah'ı tesbih ettiğini belirterek bütün varoluşun O'nun övgüsüne bir vasıta olduğuna işaret eder. Âlimler, bu gerçekten hareketle, başka varlıklara yöneltilmiş gibi görünen tüm meşru övgülerin de nihayetinde Allah'a ait olduğunu ifade ederler.
İsmin ezelî olup olmadığı konusunda bazı kelâmî tartışmalar yaşanmıştır. Abdülkāhir el-Bağdâdî gibi bazı âlimler, ismin "övülen" anlamına alınması durumunda övenlerin varlığını gerektireceği için ezelî olamayacağını; ancak "öven" anlamına geldiğinde Allah'ın Kelâm sıfatına bağlı olarak ezelî kabul edilebileceğini savunmuştur. Buna karşılık genel kanaat, Hamîd isminin temel anlamının "kemâl sıfatlarıyla muttasıf olan" şeklinde olduğu ve dolayısıyla Allah'ın zâtî isimlerinden sayılarak ezelî olduğu yönündedir.
Bu ismi idrak eden mümin, evrendeki ve kendindeki tüm güzelliklerin kaynağının Allah olduğunu bilir. Gazzâlî'ye göre inancı, ahlakı ve davranışları övgüye lâyık olan kimse bu isimden bir pay alır; bu niteliğin zirvesinde Hz. Muhammed, ardından diğer peygamberler, velîler ve âlimler gelir. Ancak hiçbir insan kusurdan arınmış olmadığı için mutlak anlamda Hamîd yalnızca Allah'tır. Mümin, elindeki nimetlerin ve sahip olduğu güzel vasıfların birer emanet olduğunu anlar ve tüm övgülerin gerçek sahibine yönelmesi gerektiğini kavrar.
Kaynaklar: TDV İslâm Ansiklopedisi — "Hamîd" maddesi · Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât.