el-Hakîm
el-Hakîm (Hakim) (Hikmet sahibi). Üç kaynak Hakîm'i bir bütün hâlinde verir. Mesnevî onu hakikat ilmiyle bağlar: gerçek hikmet ödünç sözle değil zevkle olur, ve hakîm olan kaderin önünde boş korkuyu bırakandır. Füsûs, Hakîm'i "eşyâyı yerli yerine koyan" olarak tanımlar, onu zulmün (yerinden etmenin) tam zıd
el-Hakîm — Hüküm ve Hikmet Sahibi
Mânâ. el-Hakîm, Allah'ın esmâ-i hüsnâsından olup "hüküm ve hikmet sahibi" demektir. Allah'a nispet edildiğinde "bütün sözleri ve fiilleri adalete, ilme ve teennîye (hilim) uygun olan" anlamını kazanır. Kelâm âlimleri, bu ismin temelinde ilim ve fiildeki yetkinliğin zirvesini görürler. Bu çerçevede el-Hakîm, iki temel mânâda anlaşılır: 1) "Bütün nesneleri ve olayları en üstün ilimle bilen" (ilim sıfatıyla ilişkili olarak). 2) "Bütün tabiat nesnelerini âhenkli, sağlam ve sanatkârane bir şekilde yaratan ve yöneten" (fiil sıfatıyla ilişkili olarak). Ebû Süleyman el-Hattâbî, ismin bu fiilî yönünü öne çıkararak Allah'ın, varlıkları ölçülü yarattığını ve onlara has fonksiyonları kusursuzca yerine getirmelerini sağlayan düzeni kurduğunu belirtir. Gazzâlî ise ismi "varlıkların en yücesini (Allah'ın kendi zâtını) en üstün ilimle bilen" şeklinde tanımlayarak ilim boyutunu vurgular.
Etimoloji. İsim, Arapça ح-ك-م (h-k-m) kökünden gelen ve "iyileştirmek amacıyla menetmek, düzeltmek, hükmetmek" anlamlarına sahip olan hükm mastarından türemiştir. Kelimenin kökündeki "menetmek" anlamı, Hakîm isminin kişiyi gerçek dışı bilgilerden ve nefsânî arzulardan alıkoyan, düşüncede istikamet ve davranışta selamet sağlayan bir hikmetle ilişkili olduğunu gösterir. Hakîm kelimesinin anlam zenginliği, dayandığı "hikmet" kavramının farklı mânalarından kaynaklanır.
Kur'an-ı Kerîm'de el-Hakîm. Hakîm ismi, Kur'an-ı Kerîm'de 91 âyette Allah'a izâfe edilmiştir. Toplamda 97 defa geçmekle birlikte, bu kullanımların beşi Kur'an'ın kendisine ("çelişkisiz ve tutarsız olmayan kitap"), biri de "mübarek bir gecede" belirlenen ilahî işlere (emr) sıfat olarak yer alır. Allah'a bir isim olarak nispet edildiği hiçbir âyette tek başına zikredilmez. Genellikle âyet sonlarında, kendisinden önce gelen başka bir isimle birlikte kullanılır. En sık "yenilmeyen yegâne galip" anlamındaki Azîz ismiyle birlikte gelir ki bu, hikmetin ancak güç ve kudretle tam olarak tecelli edebileceğine işaret eder. Ayrıca "hakkıyla bilen" mânasındaki Alîm ve anlamca buna yakın olan Habîr ve Vâsi' ile; "izzet ve şeref bakımından en yüce" olan Alî, "övülmeye lâyık" olan Hamîd ve "tövbeleri kabul eden" Tevvâb isimleriyle terkip oluşturur. Bu beraberlikler, ilahî hikmetin güç, ilim, yücelik ve merhamet gibi diğer sıfatlarla olan ayrılmaz bütünlüğünü gösterir.
Anlamca yakın isimler. Alîm, Bedî', Habîr, Vâsi'.
İtikadî çerçeve ve kula yansıması. el-Hakîm ismi, Allah'ın hem zâtî (bilen) hem de fiilî (hikmetle yapan) sıfatlarına işaret eder. O'nun her hükmü ve işi tam bir isabet ve kusursuz bir uyum içindedir; hiçbir fiilinde yanlışlık, eksiklik veya abes bulunmaz. Ebû Mansûr el-Mâtürîdî'nin belirttiği gibi, Allah bilmeden, gafletle veya isabetsiz bir şekilde hükmetmez. Bu ismi idrak eden mü'min, Allah'ın yaratmasındaki ve emirlerindeki derin hikmete güvenir. Anlamakta zorlandığı olaylar karşısında bile her şeyin yerli yerince ve bir gaye ile yapıldığını bilir, O'nun adaletine ve bilgisine teslim olur. Bu inanç, kişiyi sabra ve tevekküle yöneltir. Kulun hayatındaki yansıması ise, kendi söz ve davranışlarında hikmeti araması, nefsânî arzulardan ve anlamsız işlerden uzak durarak düşünce ve eylemde doğruluğu hedeflemesidir. Kâinattaki en küçük varlıktan en büyüğüne kadar her şeydeki sanatı ve uyumu tefekkür etmek, kulun el-Hakîm ismine olan imanını ve hayranlığını artırır. Abdülkerîm el-Kuşeyrî, bu hikmetin bir tecellisinin de Allah ile müminler arasındaki karşılıklı sevgi olduğunu belirterek ismin manevi derinliğine dikkat çeker.
Kaynaklar: TDV İslâm Ansiklopedisi — "Hakîm" maddesi · Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât.