İçeriğe atla

el-Mütekebbir

el-Mütekebbir (Mutekebbir) (Büyüklükte tek). Üç kaynak Mütekebbir'i tek bir hükümde birleştirir: büyüklük gerçekte yalnız Hakk'a yakışır; kulda bu isim ya yerli yerinde bir sadaka, ya da nefse hizmet eden bir iblisliktir. Mesnevî onu büyüklenene karşı dik durmaya, alçak kapıda boyun eğdirilen kibre ve halîfe huz

el-Mütekebbir — Zâtı ve sıfatları bilinemeyecek kadar ulu

Mânâ. el-Mütekebbir, Allah'ın esmâ-i hüsnâsından olup “zâtının ve sıfatlarının mahiyeti bilinemeyecek kadar ulu” demektir. Bu ismin Allah için kullanımı, O'nun her türlü eksiklikten münezzeh, yaratılmışların sıfatlarından yüce ve mutlak büyüklük sahibi olduğunu ifade eder. Ebû Bekir İbnü’l-Arabî, ilâhî tekebbürü “yaratılmışların sıfatlarından münezzeh olmak, azgın ve zalim insanları kahır ve galebesi altına almak” şeklinde açıklar. İnsanlar için kullanıldığında ise bu sıfat, genellikle yergi anlamı taşır ve “kendini büyük ve azametli, başkalarını ise hakir gören” kimseyi tanımlar. Bu ayrım, kelimenin türediği kalıbın özelliğinden kaynaklanır.

Etimoloji. İsim, Arapça ك-ب-ر (k-b-r) kökünden gelir. Bu kök, “büyük ve cüsseli, ulu ve yüce olmak” anlamındaki “kiber” mastarını oluşturur. el-Mütekebbir, bu kökün “tefe''ul” kalıbından türemiştir. Dilciler, bu kalıbın insan için kullanıldığında “kişinin kendisinde bulunmayan bir niteliği varmış gibi göstermesi” (kibirlenme, büyüklük taslama) gibi bir anlam içerdiğini belirtir. Allah için kullanıldığında ise bu anlam geçersiz olup, O'nun bizâtihi sahip olduğu mutlak ve hakiki büyüklüğünü ifade eder.

Kur'an-ı Kerîm'de el-Mütekebbir. “el-Mütekebbir” ismi, Kur'an'da Allah'a nispet edilerek bir defa geçer:

#Sure / AyetBağlam
1Haşr 59/23Dokuz ilâhî ismin sıralandığı bir ayette, el-Cebbâr isminden sonra

Bununla birlikte, ismin kökünü oluşturan “kiber” kavramı, on sekiz farklı ayette Allah’a nispet edilmektedir.

Anlamca yakın isimler. Kebîr, Alî, Müteâlî, Celîl, Kahhâr.

İtikadî çerçeve ve kula yansıması. Büyüklük, yücelik ve ululuk (kibriyâ) sadece ve sadece Allah’a mahsus bir sıfattır. Kutsî bir hadiste Cenâb-ı Hak, azamet ve kibriyânın kendisine has olduğunu, bu konuda kendisine ortak koşan kimseyi cezalandıracağını bildirir. Dolayısıyla insanın kibirlenmesi, sahip olmadığı bir hakkı ve niteliği gasp etme girişimidir ve hakikatten uzaktır. Çünkü varlık, sahip olduğu her şeyi Yaratıcı'nın lütfuyla elde etmiştir. Bu ismi idrak eden mü'min, Allah'ın mutlak büyüklüğü karşısında kendi acziyetini anlar ve tevazu sahibi olur. Gazzâlî'ye göre kula yakışan tekebbür ise, Allah'tan uzaklaştıracak her türlü dünyevî nimeti ve nefsanî arzuyu hakir görerek onlara tenezzül etmemektir. Bu, kişinin kibrini Allah'a değil, O'nun dışındaki geçici heveslere yöneltmesidir.

Kaynaklar: TDV İslâm Ansiklopedisi — "Mütekebbir" maddesi · Gazzâlî, el-Maḳṣadü’l-esnâ.