Esmâ 99
Kaynak: Esmâü'l-Hüsnâ (Cilt 1), s. 281 — M. Nusret Tura (düz. Terzioğlu Murat Deruni)
ER-REŞÎD
Doğru yolu salık veren, tercih eden demekdir. Bu ismi alan kullardan yanlış yol gösteren bulunmaz. İnsan bilemez başka…
Şeytan ile arkadaşlık ederseniz size kıbleyi Ankara'da Allah'ın yolunu da Amerika'da gösterir. İlim ve irfan ocağını parti ocağına çevirir. Mutasavvıfı meyhanede gösterir. Memlekette çalışma sahaları varken size başka memleketleri tavsiye eder, Hıristiyanların İslâm olmak istemesine mukabil kimisi de Hıristiyanlığı ve onların âdetini tercih eder. Belki de mütedeyyin Hıristiyanlar, namaz, niyaz bilmez fakat yer, içer, yatar, kalkar, çiftleşir cinsinden olan lâfta islâmlardan üstündürler, kim bilir?
Cümle böylece kemale gider,
Sonunda ilahi cemale erer,
Rüştüne erdiren REŞİYD'dir ancak.
Ahmed Avni Konuk'un Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Terzibaba'nın Füsûsu'l-Hikem dersleri ve külliyatı ışığında derlenmiştir.
Mesnevî-i Şerîf'te er-Reşîd
Bu isim Mesnevî-i Şerîf Şerhi'nde esmâ olarak müstakil işlenmez; geçtiği yerlerde "Reşîd" kelimesi halîfe Hârûn er-Reşîd'in adında ya da "nâ-reşîd" (akılsız, doğru yolda olmayan) gibi kınama sözünde geçer, ilâhî isim bağlamında değil.
Füsûsu'l-Hikem'de er-Reşîd
Bu isim Füsûs derslerinde müstakil işlenmez.
Terzibaba Külliyatında er-Reşîd
Terzibaba, Reşîd ismini tek bir eksende, sülûkün hedefine bağlı işler: reşîd olmak, mânevî bulûğa — akl-ı küll'e erip velâyete ulaşmaktır.
Reşîd olmak, sâlikin akl-ı küll'e erip bulûğa ermesidir. Fâtiha Sûresi şerhi, ismin esas mânâsını koyar:
"Ehlullah katında yetişkinlik, sâlik için bulûğa yani 'akl-ı küll'e erip, reşîd olmakla olur. Velâyet mertebesi de budur. Beyt: Delile erenler bulûğa ererler, / Delili olmayanlar temizlenemezler! Sâlik 'AKL-I KÜL'e vâsıl olunca, bulûğa ermiş ve yetişmiş olur. Bu hâle 'Hakikat-ı Muhammediye' derler." (Fâtiha Sûresi)
Demek ehlullah katında reşîd olmak, fizikî bulûğ değil; aklın küllî akla (akl-ı küll'e) ulaşması, sâlikin mânen olgunlaşmasıdır. Bu, velâyet mertebesidir; "delile erenler" — bir mürşide, bir delile tâbi olanlar — bu bulûğa ererler.
Mânevî rüşt, et-kemiğin rüştünden başkadır. Bakara Sûresi şerhi, iki rüştü ayırır:
"Fizik olarak bulûğ çağına gelince insân reşit oluyor; bu et kemiğin rüştü sen istesen de istemesen de belli bir süre içerisinde o rüşte ulaşıyor beden; ama esas rüşt mânâ âlemindeki rüşte ulaşmaktır, reşîd olmak, bu da akl-ı külle ulaşmakla, aklını en güzel şekilde kullanmakla mümkün olabilmektedir." (Bakara Sûresi)
Demek bedenin bulûğu vakti gelince kendiliğinden olur, kulun çabasıyla değil; fakat asıl rüşt — Reşîd isminin gösterdiği rüşt — mânâ âlemindeki olgunluktur, ancak akl-ı külle ulaşıp aklı en güzel kullanmakla elde edilir. İman et, "umulur ki reşit olursun" hitabı bu mânevî olgunluğa çağırır.
Mânen reşîd olmayan, görünüşte şeyh de olsa rüştünü ispat etmemiştir. Aşk ve İrfân Yolunda dersi, ismi bir ölçü hâline getirir: "Erkek görünümünde o kadar şeyh vardır ki henüz mânen reşîd olmadıklarından veya henüz kendilerini tanımadıklarından 'Nîsâ' hükmündedirler. O hâlde sadece erkek görünümünde olan ama nefsini tanımayan kimseden şeyh olmaz. Ne ararsan kendi içine bak." Burada Reşîd, nefsini tanımakla ölçülür; mânevî rüşt, kişinin kendini bilmesidir. Özün Özü dersi de bu mertebeye bir mürşid-i kâmilin şart olduğunu söyler: ancak ona tâbi olup kötü ahlâkı terk edince kul "renksiz" olur ve akl-ı külle döner, reşîd olur.
Değerlendirme
Bu isim Mesnevî'de ve Füsûs'ta esmâ olarak müstakil işlenmez; ağırlık tamamen Terzibaba külliyatındadır. Külliyat Reşîd'i tek bir eksende okur: reşîd olmak, mânevî bulûğa ermektir — yani akl-ı külle ulaşıp velâyet mertebesine varmak, "Hakikat-ı Muhammediye" hâlini bulmaktır. Bu rüşt, bedenin kendiliğinden ulaştığı bulûğdan başkadır; ancak nefsini tanıyarak, bir mürşid-i kâmile tâbi olarak ve aklı en güzel kullanarak elde edilir. Reşîd ismi, doğru yolu gösterenin kuldaki yansımasıdır: kul bu isimle, kendi içine bakıp olgunlaştıkça gerçek rüştüne erer. Bu ismi hadi ve insan-i-kamil ile birlikte; akl-ı küll yönünü ise akl-i-kul ile okumak gerekir.