İçeriğe atla

el-Hâdî

el-Hâdî (Hadi) (Hidayet veren). Üç kaynak Hâdî'yi daima Mudil ile çift okur; ismin sırrı bu karşılıkta gizlidir. Mesnevî onu herkese inen rahmetten çimen devşiren mazhara, halkın kınamasından zarar görmeyen kalbe ve tevhîd makâmında Mudil ile birleşen tek tecellîye bağlar. Füsûs, hidâyet ile dalâleti aynın

el-Hâdî — Hidayet Veren, Doğru Yolu Gösteren

Mânâ. el-Hâdî, Allah'ın esmâ-i hüsnâsından olup "yol gösteren, hayır ve mutluluk getiren bir hedefe rehberlik eden" demektir. İslâm âlimleri bu ismi, Allah'ın iki temel hidayet tecellisi üzerinden tanımlar: Birincisi, insana hayatını sürdürmesi için gereken aklı, muhakeme yeteneğini ve zaruri bilgileri vermesi; ikincisi ise ebedî mutluluğunu kazanacağı manevî yolu peygamberler ve kitaplar aracılığıyla ona göstermesidir. Râgıb el-İsfahânî, hidayeti "lutufla rehberlik etme" olarak tanımlayarak dört aşamada inceler: 1) Her mükellefe verilen akıl ve temel bilgiler, 2) Peygamberler aracılığıyla yapılan ilâhî davet, 3) Daveti kabul edenlere lütfedilen başarı (tevfik), 4) Âhirette sâdık kulların cennete ulaştırılması. Bu kapsamlı mana, el-Hâdî isminin sadece yol göstermek değil, aynı zamanda o yolda yürümeyi kolaylaştırmak ve hedefe ulaştırmak gibi boyutlarını da içerir.

Etimoloji. İsim, Arapça ه-د-ي (h-d-y) kökünden gelen ve "doğru yolu bulmak, yol göstermek, rehberlik etmek" anlamlarına sahip hüdâ (hedy, hidâyet) mastarına dayanır. Hâdî, bu kökten türeyen bir ism-i fâil (sıfat) olup eylemi gerçekleştireni ifade eder.

Kur'an-ı Kerîm'de el-Hâdî. Hidayet kavramı, fiil formlarıyla pek çok âyette Allah'a nispet edilir. "Hâdî" ismi ise Kur'an'da on yerde geçmekle birlikte, bunların sadece ikisinde doğrudan Allah'a izâfe edilmiştir. Bu âyetlerden birinde Allah'ın iman edenleri dosdoğru yola ileteceği (Hac 22/54), diğerinde ise hidayet edici olarak O'nun yeteceği (Furkān 25/31) vurgulanır. Diğer kullanımlarda ise isim ya Hz. Peygamber için kullanılır ya da belirli bir fail zikredilmez. Kur'an, "Şüphe yok ki sen doğru bir yolu göstermektesin" (eş-Şûrâ 42/52) ve "Her toplumun bir rehberi (hâdî) vardır" (er-Ra'd 13/7) gibi âyetlerle peygamberlerin de birer "hâdî" (davetçi, irşat edici) olduğunu belirtir.

Anlamca yakın isimler. Ber, Fettâh, Latîf, Reşîd, Şekûr, Velî.

İtikadî çerçeve ve kula yansıması. el-Hâdî, hem Allah'ın kelâm sıfatıyla ilgili (gerçeği beyan etmesi yönüyle) zâtî, hem de hidayeti ve ona ulaştıracak vasıtaları yaratması yönüyle fiilî bir sıfattır. Bu isim, Allah'ın rahmetinin en geniş tecellilerinden biridir. Hz. Mûsâ'nın dilinden ifade edildiği gibi, Allah "her şeye yaratılış özelliğini vermiş, sonra da ona yol göstermiştir" (Tâhâ 20/50). Bu ayet, arının bal yapmasından insanın akıl ve vicdanla donatılmasına kadar evrendeki tüm varlıkların ilâhî bir rehberlik altında olduğunu gösterir. Bu ismi idrak eden mü'min, sahip olduğu aklın, bilginin ve iman nimetinin Allah'tan gelen bir lütuf olduğunu anlar. İnsanın bu sonsuz hidayet tecellileri karşısındaki görevi ise şükretmektir. Kelâm literatüründe bu durum, "Lutufta bulunana teşekkür etmek, lutfa mazhar olanın vicdan borcudur" ilkesiyle ifade edilir. Bu şükür, yalnızca dille yapılan bir teşekkür değil, aynı zamanda imanın gereği olan salih amellerle ve Allah'ın gösterdiği yolda kararlılıkla yürüyerek yerine getirilen bir kulluk bilincidir.

Kaynaklar: TDV İslâm Ansiklopedisi — "Hâdî" maddesi · Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât.